ŞEYH GÂLİB VE AHMET HÂŞİM’İN POETİK YAKINLIKLARI

Türkiyat Mecmuası, c. 26/2, 2016, 167-186
Makale GeliĢ Tarihi: 21.09.2016 Kabul Tarihi: 30.10.2016
167
ŞEYH GÂLİB VE AHMET HÂŞİM’İN POETİK
YAKINLIKLARI
Özlem DÜZLÜ
Hürdünya ŞAHAN**
ÖZET
Modern Türk Ģairlerini besleyen kaynaklardan biri de klasik Türk Ģiiridir.
Gelenek içerisinden modern Ģairler üzerinde en etkili olan isimlerden biri
ġeyh Gâlib‟dir. Modern Türk Ģairlerinden Cenâp ġahabettin, Abdülhâk Hâmid
ve özellikle Fecr-i Âti Ģairleri üzerinde görülen ġeyh Gâlib etkisi Ahmet
HâĢim‟de daha da belirginleĢmektedir. HâĢim‟in kullandığı imaj ve hayaller
ile sembolizm anlayıĢı onun Ģiirlerindeki ġeyh Gâlib etkisinin göstergeleridir.
ġeyh Gâlib‟in poetikası olarak kabul edilebilecek Ģiirleri ile Ahmet HâĢim‟in
poetik nitelikli yazı ve Ģiirleri dikkate alındığında HâĢim‟in Gâlib‟le imajları,
hayal dünyası ve sembolizm anlayıĢı dıĢında poetik görüĢleri açısından da
birtakım benzerlikler gösterdiği anlaĢılmaktadır. Söz konusu benzerlikler; iki
Ģairin poetik görüĢlerinin karĢılaĢtırıldığı bu çalıĢmada sembolizm, tabiata
bakıĢ, mânâ ve vuzuh, okur, Ģiirin kaynağı ve Ģair baĢlıkları altında
incelenmiĢtir. Tespit edilen bu benzerlikler Ahmet HaĢim'in Ģiirlerindeki ġeyh
Gâlib'le benzerlik arz eden imaj ve hayallerin tesadüften öte bir anlam
taĢıdığını göstermekte ve HâĢim'in Ģiirinin kaynaklarından birinin ġeyh Gâlib
olduğu görüĢünü kuvvetlendirmektedir.
Anahtar Kelimeler: poetika, ġeyh Gâlib, Ahmet HâĢim, Klasik Türk Ģiiri,
Modern Türk Ģiiri
POETIC CLOSENESS BETWEEN ŞEYH GÂLİB AND AHMET
HÂŞİM
ABSTRACT
One of the sources that feed modern Turkish poets is classical Turkish poetry
within this tradition, ġeyh Gâlib is one of the poets with the greatest influence
on modern poets. Influence of ġeyh Gâlib also observable on modern Turkish
poets like Cenâp ġahabettin, Abdülhâk Hâmid and particularly Fecr-i Âti is
more apparent on Ahmet HâĢim's works. Images and fantasies employed by
HâĢim and symbolism are indications of ġeyh Gâlib's effect on HâĢim's poets.
Considering the poems that can be accepted as ġeyh Gâlib's poetics and
Ahmet HâĢim's writing and poems with Gâlib in terms of his poetic views
besides his images, imagination world and understanding of symbolism. In
this study where poetic views of these two poets are compared as regards the
similarities have been examined under the titles of symbolism, view of nature
meaning and clearity, reader, source of poems and poets. These smilarities
show that Ahmet HâĢim's images and dreams which are similar to ġeyh Gâlib
have a meaning beyond a chance. Furthermore it strengthens the view that one
of the sources of HâĢim's poetry is ġeyh Gâlib.

 Okt., Sakarya Üniversitesi, Türk Dili Bölüm BaĢkanlığı.
**Okt., Sakarya Üniversitesi, Türk Dili Bölüm BaĢkanlığı, haydemir@sakarya.edu.tr
168
Keywords: poetica, ġeyh Gâlib, Ahmet HâĢim, Classical Turkish poetry,
Modern Turkish poetry
Giriş
Klasik Türk Ģiiri, 19. yüzyılın ikinci yarısında bütün yönleriyle yıkıcı
eleĢtirilere maruz kalarak yerini yeni bir edebiyata bırakmasına rağmen takip eden
süreçte yetiĢen Ģairler üzerindeki etkisini sürdürmüĢtür. Bu etki kimi Ģairler üzerinde
klasik Ģiir geleneğinin aynen devamı Ģeklinde tezahür ederken kimilerinde klasik
Ģiirin biçimsel özelliklerinden yararlanma ya da geleneğin yeniden üretilmesi
Ģeklinde görülmektedir.
Klasik Türk Ģiirinin etkisi Tanzimat‟tan sonra bu Ģiirin yerine getirilmek
istenen yeni Ģiirin kurucu kadrosu üzerinde, daha ziyade biçimsel unsurlar açısından,
kaçınılmaz olarak görülmekle birlikte ikinci kuĢaktan itibaren daha bilinçli bir
yararlanma Ģekline dönüĢmüĢtür. ġeyh Gâlib kanalıyla gelenekle iliĢki kuran Ahmet
HâĢim1
ve özellikle Yahya Kemal‟in tutumları sonraki dönemlerde de takipçiler
bulmuĢtur. Hisar Ģairlerinden Behçet Necatigil‟e, Âsaf Halet‟ten Hilmi Yavuz‟a,
Sezai Karakoç‟tan Ebubekir Eroğlu‟na, Turgut Uyar‟dan Atilla Ġlhan‟a kadar pek
çok Ģair imaj, teknik özellikler ve kültürel unsurlar açısından besleyici bir kaynak
olarak klasik Ģiire yönelmiĢlerdir.
Poetik gücü ile modern Ģiiri besleyen geleneğin içerisinden modern Ģairler
üzerinde en etkili olan isimlerden biri ġeyh Gâlib‟dir (Enginün, 2011: 165). Klasik
Ģiirin son dönemlerinde bu Ģiire yeni bir soluk getiren ġeyh Gâlib‟in etkisi modern
Ģairler arasında Cenâp ġahabettin, Abdülhâk Hâmid ve özellikle Fecr-i Âti
Ģairlerinde olduğu gibi Ahmet HâĢim‟de de belirgin bir Ģekilde görülmektedir
(Ayvazoğlu, 1999: 87-91). HâĢim‟in kullandığı imaj ve hayaller ile Mallermé‟den
gelen ve aslında Doğu Ģiirinde de var olan sembol anlayıĢı HâĢim‟in Ģiirindeki ġeyh
Gâlib etkisinin göstergeleri olarak kabul edilebilir.2 Esasında HaĢim‟in Gâlib‟le
gösterdiği benzerlikler bunlarla sınırlı değildir. ġeyh Gâlib‟in poetikası3

1
ġeyh Gâlib‟in Ahmet HâĢim‟e etkisi ile ilgili görüĢler için bkz. Abdülhak ġinasi Hisar (2006). Ahmet
Hâşim: Şiiri ve Hayatı, Ġstanbul: YKY, s. 25.; Orhan Okay (1998), Sanat ve Edebiyat Yazıları-Ahmet
Hâşim‟in Şiirlerinin Sembolizm Açısından Yorumu, Ġstanbul: Dergâh Yayınları. s. 189-201; Ġnci Enginün
(2000), Araştırmalar ve Belgeler-Şeyh Galip‟in Bugüne Etkisi, Ġstanbul: Dergâh Yayınları, s.117-137;
Hilmi Yavuz (2008), Edebiyat ve Sanat Üzerine Yazılar-Hâşim, İntihâl ve Metinlerarasılık, Ġstanbul:
YKY, s. 184-188.; BeĢir Ayvazoğlu (2000), Ömrüm Benim Bir Ateşti-Ahmet Hâşim‟in Hayatı Sanatı
Estetiği Dramı, Ġstanbul: Ötüken Yayınları, s. 140-144.
2Ahmet HâĢim‟in imaj ve hayalleri üzerindeki ġeyh Gâlib etkisi hakkında bkz. Feyzullah Sacit Ülkü,
“Ahmet HâĢim Hayallerini Kimlerden Aldı”, Ülkü, 17, 1941, s. 17-24.; Nihat M. Çetin, “Ahmet HâĢim‟in
Kaynakları Hakkında Bir Deneme”, Türkiyat Mecmuası c. 11, 1954, s. 183-212.
3Bilindiği üzere klasik Türk Ģiirinde Ģairler kendi sanatları üzerinde bir araĢtırmacı veya teorisyen gibi
düĢünmemiĢler, günümüzdeki anlamda bir poetika kaleme almamıĢlardır (CoĢkun, 2011: 58). Klasik
edebiyatımızda Ģiir sanatına dair müstakil bir kitaba rastlanmamakla birlikte bazı Ģairler divanlarının
dibâcelerinde kendi Ģiir anlayıĢlarıyla ilgili birtakım mülahazalara yer vermiĢlerdir. Hatta bazıları Ģiire
dair manzum parçalar, beyitler bırakmıĢlardır. Fakat bunların açık ve net bir Ģiir anlayıĢını ifade etmekten
çok birer Ģiir parçası gibi yorumlara muhtaç oldukları da hatırdan çıkarılmamalıdır. Yine Ģuara
tezkirelerinde de konuyla ilgili dağınık ve müphem de olsa bazı ipuçları bulunmaktadır (Okay, 2009: 20-
21). Bu doğrultuda klasik Türk Ģairlerinin Ģiir anlayıĢlarıyla ilgili ortaya konmuĢ çalıĢmalardan bazıları
Ģunlardır: Abdülkadir Erkal (2009), Divan Şiiri Poetikası 17. Yüzyıl, Ankara: BirleĢik Kitabevi;
Muhammet Nur Doğan (2009), Fuzulî‟nin Poetikası, Ġstanbul: Yelkenli Kitabevi; Harun Tolasa (1999),
Klasik Edebiyatımızda Divan Önsöz (Dîbâce)leri; Lami‟î Divanı Önsözü ve (Buna Göre) Divan Şiiri
Sanat Görüşü (Haz. Mehmet Kalpaklı), Ġstanbul: YKY, s. 229-245; Bayram Ali Kaya, (2012) “Necâtî
169
sayılabilecek divanı ve Hüsn ü AĢk‟ındaki bazı beyitleri ile HâĢim‟in poetik nitelikli
yazıları, “Mukaddime”si ve “Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar”ını kapsayan, bir
anlamda geniĢletilmiĢ, poetikası karĢılaĢtırıldığında iki Ģairin sembolizm, tabiata
bakıĢ, mânâ ve vuzuh, okur, Ģiirin kaynağı ve Ģair konularındaki görüĢleri arasında
da benzerlikler bulunduğu söylenebilir. Bu çalıĢmada iki Ģairin poetik görüĢleri
arasındaki söz konusu benzerlikler gösterilmeye çalıĢılmıĢtır. Bu benzerlikler
gösterilirken klasik Türk Ģiirinde günümüzdeki mânâda poetika olmadığından
Ahmet HâĢim‟in Ģiirle ilgili görüĢlerini daha derli toplu bir Ģekilde ifade ettiği
metinler esas alınarak bu metinlerin ġeyh Gâlib‟in poetik nitelikli Ģiirleriyle
karĢılaĢtırılması yoluna gidilmiĢtir.
Sembolizm
Ahmet HâĢim‟in Ģiirlerindeki sembolizm genellikle Fransız sembolistleri,
özellikle de Verhaeren, Regniér ve Mallarmé ile iliĢkilendirilmektedir. Ahmet
HâĢim, Musavver Muhit ve Hayat Mecmualarında 1908, 1909 ve 1927‟de
sembolizm ve sembolizmin bu üç önemli temsilcisinin Ģiir anlayıĢları hakkında
yazılar kaleme almıĢtır. Bu yazılar Ahmet HâĢim‟in Ģiir anlayıĢı ile ilgili önemli
ipuçları da vermektedir.
Ahmet HâĢim; Musavver Muhit‟te 1908 yılında yayınlanan “Emile
Verhaeren” baĢlıklı yazısında, “Sembolizm, efkâr-ı mücerredenin temâsil ile ifadesi
demek olmakla beraber, aynı zamanda „edebiyatta şahsiyet, sanatta serbestî,
kavâid-i gayr-ı kâfiyenin terki, hüsne, teceddüde hattâ garabete doğru bir meyil‟
suretinde tarif olunabilir”, demektedir. HâĢim, 1927 yılında Hayat Mecmuası‟nda
yayımladığı “Sembolizmin Kıymetleri” adlı yazısında kâinatın hakiki mevcudatının
fikirler olduğuna ve maddî âlemdeki bütün tecelliyat ve eĢkâlin, kelimeler gibi
fikirlerin birer remzi ve iĢareti olduğuna inanan Mallârmé‟nin estetiğinin sanatkâra
his ve hayal âleminde sınırsız bir istiklal verdiğini söylemektedir. HâĢim‟e göre
sembolizmin en doğru tarifi “sanatta şahsiyet ve hususiyetin itibariyâta
galebesi(dir)” (Ahmet HâĢim, 2014: 328-330). Ayrıca HâĢim, Mallarmé‟den sonraki
sembolist Ģiirin en çok eleĢtirilen yönünün bazen büsbütün kapanıp anlaĢılmaması
olduğunu söylemekle birlikte onun Ģiir anlayıĢına göre bu durum son derece
doğaldır.
HâĢim‟in sembolizminin kaynakları arasında Fransız sembolistleri ilk sırada
ifade edilmekle birlikte aslında Doğu Ģiirinin de onun sembolizminin kaynaklarından
biri olduğu kimi araĢtırmacılar tarafından ileri sürülmüĢtür. Zira HâĢim de
“Sembolizmin Kıymetleri” baĢlıklı yazısında Mallârmé‟nin timsale verdiği kıymet
itibarıyla yeni bir sanat düsturu ortaya koymadığını, bütün Mısır, Finike, Yunan

Bey‟in ġiir AnlayıĢı”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, s. 27, 143 - 218.; Mahmut Kaplan (2007) “ġeyh
Galip‟in ġiir AnlayıĢı”, Metin AkkuĢ (2016). “ġeyh Gâlib‟in ġiir ve ġair Yorumları: „Hüsn ü AĢk‟ta
Poetika, Eser-i Aşk, Ġstanbul: Dergâh Yayınları, 174-179.; Turkish Studies İnternational Periodical
Forthe Languages, Literature and History of Turkishor Turkic Volume 2/4, s., 455-465.; Tunç, Semra
(2000), “Muhibbî Dîvânında ġiir ve ġair ile Ġlgili Değerlendirmeler”, Selçuk Üniversitesi Türkiyat
Araştırmaları Enstitüsü Türkiyat Araştırmaları Dergisi , S. 7, s. 265-283 vb.; Ayrıca Ģairlerin Ģiir
anlayıĢlarıyla ilgili görüĢlerinin yer aldığı divan dibâceleri ve Ģuara tezkireleri için bkz. Ali Nihat Tarlan
(1999), “Farsça Divan‟ın Önsözü”, Osmanlı Divan Şiiri Üzerine Metinler(Haz. Mehmet Kalpaklı),
Ġstanbul: YKY, s. 9-12.; Tahir Üzgör (1990), Türkçe Dîvân Dibâceleri-Lâmi‟î, Ankara: Kültür Bakanlığı
Yayınları, s. 129-255; Mustafa Ġsen (1999), Latîfî Tezkiresi, Ankara: Akçağ Yayınları, s. 1-40.
170
sanatları, bütün ġark ve Garb Ģiirinin Mallârmé‟den asırlarca evvel “timsalî”
olduğunu söylemiĢtir (Ahmet HâĢim, 2014: 328-329). BeĢir Ayvazoğlu, Ahmet
HâĢim‟in bu görüĢlerinden yola çıkarak HâĢim‟in sembolizminin kaynaklarından
birinin de ġeyh Gâlib olduğunu dile getirmektedir (2002-140-141). Bunun yanında
Orhan Okay da, HâĢim‟in Ģairliğinin kaynakları arasında Türk Ģiir geleneğini
sayarken bu gelenek içerisinden HâĢim‟i etkileyen ismin Sebk-i Hindî ile klasik
Türk Ģiirine büyük bir hayal gücü getiren ġeyh Gâlib olduğunu belirtmektedir (1998:
192).
Doğu Ģiirindeki “sembol” anlayıĢının Mallermé ile benzeĢen yönü sûfilerin
Ģiir anlayıĢında ortaya çıkmaktadır. Sûfî Ģairlere göre metafizik bir referans noktası
bulunmayan Ģiir boĢ bir Ģiirdir. Bu Ģiirde remizlerin karĢılıkları cismanî âlemde
aranır (Kılıç, 2009: 145). Vahdet-i vücud doktrininde dünya duyularla algılanabilir
bir gerçeklik tabakası olarak görülmez. O sadece bir gölge, bir yanılsamadan
ibarettir. Özellikle Ġbn-i Arabî‟yle birlikte yaygınlık kazanan bu anlayıĢ,
Müslümanların tecessüsünü gerçekliği inkâr edilen dıĢ dünyadan büsbütün
kopararak doğrudan doğruya fenomenlerin iç yüzüne, görünenlerin ardındaki
görünmeyene yöneltmiĢtir (Ayvazoğlu, 1999: 22).
Mutasavvıf bir Ģair olan ġeyh Gâlib‟de esasında bir çeĢit sembol
sayılabilecek klasik Türk Ģiirinin mazmunları Fransız sembolistlerinin anladığı
mânâda sembollere yaklaĢmıĢtır. Klasik Ģiirin yinelemeyle oluĢan ve herkes
tarafından bilinen, Ģairlerin müĢterek malzemesi olan, hatta bazen Ģaire has, orijinal
fakat okuyucu tarafından kolaylıkla çözülebilen veya Ģair tarafından açıklanan
(Okay, 1998: 196) mazmunları Sebk-i Hindî ile beraber büsbütün kapalı ve
anlaĢılması zor bir hâl alır. Sebk-i Hindî Ģairleri bu hususu Ģiirlerinde bazı teĢbih ve
istiare türlerini özellikle tercih ederek sağlamıĢlardır.
Kendine has mânâ ve muhteva hususiyetlerini yansıtmak isteyen Sebk-i
Hindî Ģairleri, benzetme yönünün hususiyetine göre tahayyülî ve temsilî teĢbihi ya
da sözü bazı ipuçları ve karinelerle dolaylı yoldan anlamayı gerektiren kapalı
istiareleri daha fazla tercih etmiĢlerdir. TeĢbih sisteminde benzeyen ile benzetilen
arasındaki ilgiyi gizleyen teĢbih-i beliği daha çok tercih eden Sebk-i Hindî Ģairleri
kullandıkları istiare sisteminde –orijinal istiareler bulmak dıĢında- köklü değiĢimlere
gitmemekle beraber, bazı istiare türlerini derin ve ince hayalleri, mübhem mânâları
ve garip mazmunları aktarmak bakımından amaçlarına daha uygun bulmuĢlardır.
Böylece Ģiir; Sebk-i Hindî Ģairlerine aktarmak istedikleri mânâyı daha iyi gizleme,
eski mazmunları yeni bir Ģekilde söyleme ya da yeni mazmunlar kurma, lafzın mânâ
mübhemiyetini artırma; farklı okumalara, çoklu anlamlara ve peĢ peĢe gelen
hayallere, çağrıĢımlara, imkân sağlamaktadır. Hatta kullandıkları istiarelerde kimi
zaman benzetme yönünü bir bilmeceye çevirerek ulaĢılamaz hâle getirmiĢlerdir
(Babacan, 2010: 240-249).
Sebk-i Hindî temsilcilerinden ġeyh Gâlib, kapalı istiare ve teĢbih-i beliğlerle
Ģiirlerindeki mânâyı gizlemiĢ, klasik Ģiirin mazmun sisteminde değiĢikliklere gitmiĢ,
kendine has mazmunlar ve orijinal hayallerle kimi zaman Ģiirini anlaĢılmaz kılmıĢtır.
Gâlib‟in bu tavrı onun mazmunlarını yer yer birer “sembol”e yaklaĢtırmıĢtır.4

4Konu ile ilgili bkz. Victoria R. Holbrook (2008), Aşkın Okunmaz Kıyıları, Ġstanbul: ĠletiĢim Yayınları,
s. 94; Ahmet Doğan (2004) “Hüsn ü AĢk‟ta Sembolik Anlatım”, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Dergisi, S. 9:1, s.87-98.
171
Nitekim Ali Nihad Tarlan, klasik Ģiirin mazmunlarının iĢleniĢ tarzındaki değiĢimi ve
ġeyh Gâlib‟in kendine has mazmunlar oluĢturarak Ģiirlerinde “sembolizme”
ulaĢtığını Ģu Ģekilde ifade etmektedir:
“Klasik edebiyatımızı dâhilî tekâmülünü bu mazmunların işleniş
tarzında görürüz. Yani esas itibarile vasıtasız olan teşbih bu sefer
vasıtalı olur. Heyet-i umumiyesi itibarile bir istiare-i meknîyeye doğru
yürür. Arada mülayimler gelir. Ve yavaş yavaş bu mülayimler de
seyrekleşir; müşebbeh ile müşebbehünbih arasındaki fasıla çoğalır,
bizi müşebbehe götürecek işaretler kalkar, bu sefer şiir mebde ve
hareket noktaları muayyen bir sembolizm şekline inkılâb eder. İşte
Şeyh Gâlib‟deki hayal parlaklığı, orijinalite, sembolizm budur
(Tarlan, 1981: 32).”
ġeyh Gâlib‟in kendisini sembolizme yaklaĢtıran hususlar hakkındaki
görüĢlerine Ģiirlerinde de rastlanmaktadır. O, Ģiirlerinde yeni mazmunlar meydana
getirdiğini, mazmunlarının anlaĢılmazlığını ve Ģahsiliğini dile getirmiĢtir.
Âkil kılığında ba‟zı mecnûn
Yokdur diye düĢdü tâze mazmûn
Hüsn ü AĢk (Doğan, 2002: 160)
Akıllı kılığındaki birkaç çılgın yeni mazmun yoktur diye ortaya atıldı.
Birbirine satmak için eĢ‟âr
Mazmûn-ı nevi ederler inkâr
Hüsn ü AĢk (Doğan, 2002: 162)
Birbirlerine şiir satmak için yeni mazmunu inkâr ederler
Bî-gâye vü bî-kıyâs ü tahmîn
Söylenmede nev-be-nev mezâmîn
Hüsn ü AĢk (Doğan, 2002: 168)
Sonsuz, ölçüsüz ve tahmin edilemeyecek derecede yepyeni
mazmunlar söylenmekte.
Hüsn ü Aşk adlı mesnevisinde yer alan yukarıdaki beyitlerinde söylenecek
yeni mazmun kalmadı diyen Ģairlere cevaben sözün tüketilemeyeceğini savunan
ġeyh Gâlib sınırsız sayıda yepyeni mazmunlar söylemenin mümkün olduğu
düĢüncesindedir. Gâlib‟in, divanında da benzer görüĢlerin yer aldığı beyitlere
rastlanmaktadır.
Sûku‟s süver midir bilemem kûçe-i kâlem
Sad-renk eder mezâmini hûr-ı cinân gibi
Aldım tamâm kiĢver-i mazmûnu söz budur
Verdim nizâm-ı hükmünü dil-hâh-ı cân gibi
172
Divan (Okcu, 2011: 100)
Kalem sokağı suretler çarşısı mıdır bilemem, mazmunları
cennet hurileri gibi yüz renkli yapar.
Mazmun ülkesini bütünüyle aldım, söz budur; (O ülkenin)
hükümlerinin esaslarını gönlün/ruhun istediği gibi verdim.
Gül-i mazmûnu bitirmiĢ bu zemînde zurefâ
Sardı Es‟ad hevesin rabtına bir destesinin
Divan (Okcu,2011: 474 )
Zarifler bu zeminde mazmun gülünü bitirmiş, Gâlib (de) bir
destesinin bağlanmasına heves etti.
Gâlib, divanında yer alan aĢağıdaki beyitlerinde herkesin anlayamayacağı
mazmunlar kullanmaktan hoĢnutluğunu dile getirmiĢtir. ġair, mahiyeti bilinmeyen
ve akılla idrak edilemeyen mazmunlarını gaybla iliĢkilendirse de, bu mazmunların
anlaĢılamamasından mutluluk duymaktadır. Onun mazmun sisteminde yaptığı
değiĢiklik, mazmunlarını sembole yaklaĢtırmıĢ ve anlaĢılmasını güçleĢtirmiĢtir.
Ol Ģâir-i kâm-yâb benim kim Gâlib
Mazmûnlarımı anlamamak aybolmaz
Yektâ-güher-i gayb-ı hüviyetdir hep
Gavvâs-ı hıred behre-ver-i gayb olmaz
Divan (Okcu, 2011: 595)
(Ey) Gâlib, o bahtiyar şair benim ki, mazmunlarımı
anlamamak ayıp olmaz.
Hepsi mahiyeti bilinmeyen eşsiz incidir, akıl dalgıcı gaybdan
hissesini almamıştır.
Hüsn ü AĢk‟ında Genceli Nizamî‟den gelen bir Ġran okuluyla ortak metinleri
paylaĢan Türk ekolünden uzaklaĢarak Osmanlı romans biçimini değiĢtiren Gâlib,
Holbrook‟a göre simgesel bir üslupta edindiği ustalığı, yani Mesnevî‟ den çaldığı
inciyi yeniden konumlandırarak dönüĢtürme özgürlüğünü talep etmektedir (2008:
94). Mevlevî tarikatından olan, tasavvufî lügatın istiare ve mecaz imkânlarından
faydalanan (Tanpınar, 2005: 179) ġeyh Gâlib, klasik mesnevi biçimini kullanmakla
birlikte kendisinden önce gelenlerden ayrıldığını ve baĢka bir lügat oluĢturduğunu
söylerken aslında Hüsn ü AĢk‟ta sembolik bir lügat oluĢturduğunu kastetmektedir. O
inci hazinesinde yeni bir yol aradığını söyleyen Gâlib, o hazineyi kendisinin açıp
kendisinin kapattığını söylerken de sembolist tarzdaki Ģahsiliğini ve orijinalliğini
ifade etmektedir.
Tarz-ı selefe tekaddüm etdim
Bir baĢka lügat tekellüm etdim
173
Ben olmadım ol gürûha pey-rev
UymuĢ belî Gencevî‟ye Hüsrev
Hüsn ü AĢk (Doğan, 2002: 402-404)
Benden öncekilerin tarzında ileri gittim, başka bir lügat
oluşturdum.
Evet, Gencevî ve Hüsrev‟e uymuş, amma ben o topluluğa
uymadım
Gencînede resm-i nev gözetdim
Ben açdım o genci ben tüketdim
Esrârını Mesnevî‟denaldım
Çaldım velî mirî mâlı çaldım
Hüsn ü AĢk (Doğan, 2002: 404-406)
(O) hazinede yeni bir yol aradım; o hazineyi ben açtım, ben tükettim.
Sırlarını Mesnevî‟den çaldım; evet, çaldım ama miri malı çaldım.
Ahmet HâĢim, sembolizmi soyut fikirlerin Ģahsi bir üslupla yeni, güzel ve
kapalı/anlaĢılmaz bir Ģekilde ifadesi olarak tanımlar ve Mallarmé‟nin maddi âlemi
remizler ve iĢaretlerden ibaret gören estetiğini buna eklemler. Mazmunlarını Ģahsî ve
anlaĢılmaz/kapalı kıldığını, hatta yeni bir lügat oluĢturduğunu iddia eden, remizlerin
karĢılıklarını cismani âlemde arayan sûfî Ģiirin temsilcilerinden ġeyh Gâlib de bu
noktada Ahmet HâĢim‟in sembolizm anlayıĢla benzerlik göstermektedir.
Tabiata Bakış
Ahmet HâĢim, Ģiirlerinde tabiata sembolist bir nazarla yaklaĢmıĢtır. O,
Ģiirlerinde dıĢ âlemden aldığı unsurlara bambaĢka hususiyetler vermiĢ, kendine has
sıfatlar veya isim terkipleriyle değiĢtirdiği bu yeni unsurlardan sembolik tablolar
meydana getirmiĢtir (Çetin, 1954: 189-190). HâĢim, bu tavrını Göl Saatleri‟nin
“Mukaddimesi”nde de âdeta poetik bir görüĢ olarak dile getirmiĢtir:
Seyreyledim eĢkâl-i hayâtı
Ben havz-ı hayâlin sularında,
Bir aks-i mülevvendir anınçün
Arzın bana ahcâr u nebâtı
Ahmet HâĢim (Enginün, 2015: 121)
BeĢir Ayvazoğlu, Ahmet HâĢim‟in Hak Gazetesi‟nin ilavesinde ġeyh
Gâlib‟in Ģiir anlayıĢını açıklarken kendi anlayıĢının da ipuçlarını verdiğini
söylemekte ve tabiat hakkındaki görüĢlerinin benzerliğine dikkat çekmektedir.
Ġnsan zekâsının tabiatı beğenmediği için mimari, musiki, Ģiir gibi sanatları yarattığı
kanaatinde olan HâĢim, ġeyh Gâlib‟in renklerin yeni nispetleri ve çizgilerin
alıĢılmadık hendeseleriyle oluĢturduğu âleme ancak beĢ duyunun özel bir terbiyeden
geçirilmesi hâlinde girilebileceğini söylemektedir. Ayvazoğlu‟na göre bu Göl
174
Saatleri “Mukaddimesi”nin bir nevi tercümesidir (2002: 142; Ahmet HâĢim, 1328:
6).
Ahmet HâĢim, ġeyh Gâlib‟in tabiat karĢısındaki tavrının sebebini onun tabiatı
sevmemesine bağlamaktadır. Oysa Gâlib, insan zekâsının tabiatı beğenmediği için
sanat aracılığıyla yeni bir âlem oluĢturma yoluna gittiği kanaatinde olan HâĢim‟den
bu konuda ayrı düĢünmektedir. O, tabiat konusunda doğru tavrın âlemde herhangi
bir hata görmemek olduğunu, Allah‟ın “ol” demesiyle yaratılan âlemin güzel ve
çirkin endiĢesiyle temaĢa edilmemesi gerektiği düĢüncesindedir.
Nîk ü bed endîĢesinden fâriğ eyle gönlünü
Görme âlemde hatâ re‟y-i savâb oldur ki ol
Divan (Okcu, 2011: 487)
Gönlünü güzel ve çirkin endişesinden uzak tut, âlemde hata
görme, doğru düşünce odur ki “Ol” (der ve olur).
ġeyh Gâlib ve Ahmet HâĢim‟in tabiata bakıĢlarındaki ortaklık ise onların
muhayyilelerinde tabiatın geçirdiği değiĢimdir. Ahmet HâĢim muhayyilesindeki
tabiatın yansımalarıyla yeni bir âlem meydana getirirken ġey Gâlib, muhayyilesinde
tabiatın arkasında gizli olan hâllerin yansıdığı bir âlem oluĢturmaktadır. Gâlib‟in
“tâb-ı Ģâir-i pâk” ile kastettiği “havz-ı feyz”; ıĢık, aydınlık, su, mâden gibi tabiata ait
Ģekillerin sihirli bir telkinin etkisiyle değiĢerek birliğe yönelen bir terkip hâlinde
mısralara sirayet ettiği, her mısrada ayrı bir tenazur aynasından içe vuran, yalnız
duyguların “aĢina” çıkabileceği bir Ģiir parıltısıdır (Bilgegil, 1992: XIII).
Bir havz-ı mübârek ol makâmı
Sîr-âb ederdi Feyz nâmı
Mir‟ât-ı cemâl-i Ģâhid-i gayb
Ol havz-ı celî idi bilâ-reyb
Pinhân idi gûne gûne hâlât
Deryâ-yı sıfât u gevher-i zât
Âyîne-i sîm-i havza her dem
Tasvîr olunurdı baĢka âlem
Hüsn ü AĢk (Doğan, 2002: 154)
O yeri (Mana mesiresi) Feyz adlı aydınlık bir havuz sulardı.
Gayb güzelinin güzellik aynası şüphesiz o aydınlık havuzdu,
İçinde türlü türlü hâller gizliydi, kimi zaman sıfat deryası kimi
zaman zat cevheri
(O feyiz) havuzunun gümüş aynasına her an başka bir âlem
tasvir edilirdi/çizilirdi.
175
Sonuç itibarıyla Gâlib ve HâĢim için tabiat, onların muhayyilelerindeki
âlemleri yansıtmalarına bir vesiledir. Fakat Gâlib, tabiata irfan nazarıyla bakıp onu
gaybla iliĢkilendirirken HâĢim, kendi ruhu ile tabiat arasında iliĢki kurarak tabiata ait
unsurları ruh hallerinin sembolü olarak kullanır. Yani tabiatın ruhundaki akisleriyle
kendine has bir âlem oluĢturur.
Mânâ ve Vuzuh
Ahmet HâĢim, “Bir Günün Sonunda Arzu” adlı Ģiirini yayınlamasının
ardından bu Ģiirin müphemiyeti, mânâsız ve vuzuhsuz olması yönünde kendisine
yöneltilen eleĢtirilere binaen önce “Şiirde Mânâ”5
isimli bir makale yazmıĢ,
sonrasında söz konusu makaleyi bazı değiĢikliklerle geliĢtirerek “Şiir Hakkında Bazı
Mülâhazalar” baĢlığı ile “Piyâle” Ģiir kitabına önsöz olarak almıĢtır. HâĢim burada
mânâ ve vuzuhu, onların ne olmadığını söyleyerek tanımlama yoluna gitmiĢtir. Ona
göre mânâ; fikir, hikâye ve mazmundan ibaret olmayıp vuzuh da bunların basit bir
anlayıĢ seviyesiyle anlaĢılması demek değildir. Yani HâĢim; Ģiirde mânânın fikir,
hikâye ve mazmun gibi Ģiirde revaç görmüĢ birtakım usullerle sağlanan bir unsur
olmadığını ve kolay anlaĢılır olmaması gerektiğini dile getirmiĢtir. ġiiri tarih,
felsefe, nutuk ve belâgatten ayıran HâĢim, mânânın ön planda olmadığını ve Ģairin
lisanının nesir gibi anlaĢılmak için değil, duyulmak için vücuda getirilmiĢ bir lisan
olduğunu söylemiĢtir.6
HâĢim, Ģiir-nesir mukayesesini yaptıktan sonra mânâ meselesine biraz daha
açıklık getirir. “Mânâ araştırmak için şiiri deşmek, terennümü yaz gecelerinin
yıldızlarını raşe içinde bırakan hakir kuşu eti için öldürmekten farklı olmasa gerek”
(2015: 63) diyen HâĢim‟in sözlerinden Ģiirde mânâyı tamamen reddetmediği, onu ön
plana almanın aleyhinde olduğu anlaĢılmaktadır. (Okay, 2009: 119). HâĢim,
bununla birlikte mânânın gizli olması gerektiğini düĢünmektedir. “Sıkı bir defne
ormanının ortasına bırakılan bal dolu bir fağfur kavanoz gibi, mânâ şiirin
yaprakları içinde gizlenerek her göze görünmez ve yalnız hayâlât ve kelime
kafilelerini vızıltılı arılar gibi haricen etrafında uçuşturur” (2015: 63) diyen HâĢim,
okuyucunun seviyesine göre farklı derecelerde iç içe kapalı daireler hâlinde
mânâların varlığını kabul etmektedir (Okay, 2009: 125). HâĢim‟e göre, herkesin
anlayabileceği Ģiir, “dûn” Ģairlerin iĢidir. Hatta büyük Ģiirlerin anlam kapıları sımsıkı
kapalıdır ve bu kapılar kolay kolay açılamaz.
Ahmet HâĢim “Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar”da vuzuhun, mânânın basit
bir anlayıĢ seviyesiyle anlaĢılması demek olmadığını ve onu Ģiirde lüzumlu bir unsur
olarak görmediğini belirtmektedir. Ona göre vuzuh, esere ait olduğu kadar
okuyucunun da zekâ ve ruhuna taalluk eden bir unsurdur. Bu durumda “Hangi türlü
zekânın anlayıĢı vuzuha ölçüt alınmalıdır?” sorusunu soran HâĢim‟e göre birisine
açık olan bir Ģiir diğerine öyle görünmeyebilir.

5Dergâh Mecmuası, c. 1, S. 8, 5 Ağustos 1337/1921, s. 113-114.
6Ahmet HâĢim, “Sonbahar Şiirleri” adlı yazısında “….. yarının insanları “fikir”in, “felsefe”nin,
“mantık” ve “belâgat”ın nesirle daha iyi ifade edildiğini anlayacaklar ve musikinin kardeşi olan şiirin,
havanın mütehavvil renklerini ve ruhun firari ra‟şelerini tespite hasredeceklerdir” diyerek aynı görüĢünü
dile getirmiĢtir.
176
ġeyh Gâlib, mânâ ile ilgili düĢüncelerini divanındaki bazı beyitlerde ve Hüsn
ü Aşk‟ın “Der Vasf-ı Ân Nüzhet-gâh” adlı bölümünde dile getirmiĢtir. Buna göre
mânâyı ön plana alan7 Gâlib yeni/orijinal mânâlar söyleme arzusundadır.8 Bununla
birlikte Gâlib, HâĢim gibi, mânânın kapalı olması ve kolay anlaĢılmaması gerektiği
düĢüncesindedir. Ayrıca Gâlib, mânânın parlak fikirle anlaĢılmayacağı, yani okurun
Ģiirin mânâsına fikirle ulaĢamayacağını ve herkesin anlayacağı Ģiiri tercih etmediğini
söylemektedir.
Vasf-ı arûs-ı hüsnün açarsak nikabını
Gâlib ne ayb bizlere Ģâir bulunmuĢuz
Divan (Okcu, 2011: 440)
Gâlib, güzellik gelininin vasfının/tarifinin peçesini açarsak bize
çok ayıp, şair bulunmuşuz.
Sebük-rûh ol küĢâde-meĢreb ol gör rûh-ı ma‟nâyı
Tevaggul mısrâ‟-ı müĢkille halka müĢkil olmakdır
Divan (Okcu, 2011: 417)
Ruhu hafif, açık meşrep/şen tabiatlı ol mânânın ruhunu gör;
halka güçlük, zor mısra ile devamlı uğraşmaktır.
Hafîdir hüsn-i ma‟nâ gibi Gâlib
Bilen vasf edemez ma‟nâ-yı hüsnü
Divan (Okcu, 2011: 561)

7
Suhanda baĢkadır Es‟ad halâvet-i ma‟nâ
Hulâsa Ģîr ü Ģekerle değil hitâb lezîz
Divan (Okcu, 2011: 383)
Esad, şiirde/sözde mânânın tatlılığı başkadır, kısacası hitap/söz süt ve şekerle lezzetli olmaz/tatlanmaz.

Mefhûm-ı çeĢm ü cân gibidir dinle Pertev‟i
Ma‟nâdır Es‟adâ suhanın güldüren yüzün
Divan (Okcu, 2011: 527)
Ey Esad, gönül ve göz kavramı gibidir, Pertev‟i dinle; şiirin/sözün yüzünü güldüren
mânâdır
8
Hâme-veĢ baĢım fedâ etsem de Gâlib eylemem
Kat‟-ı hâhiĢ ma‟nî-i nâ-güfte-i teftîĢden
Divan (Okcu, 2011: 533)

Gâlib, kalem gibi başımı feda etsem de söylenmemiş mânâyı arama
arzusundan/istemekten vazgeçmem.

Oldukça Sûmnât-ı hayâlim süver-nümâ
Ebkâr-ı ma‟nâ secdeler eyler muğân gibi
Divan (Okcu, 2011: 100)
Hayalimin Sûmnât puthanesi resimler gösterdikçe el değmemiş/orijinal mânâlar ateşe tapanlar gibi
secdeler eder.
177
Gâlib; (güzelliğin mânâsı) mânâ güzeli gibi gizlidir, güzelliğin
mânâsını bilen tarif edemez.
Fikr-i rûĢenle değil feth-i tılısm-ı ma‟nâ
Zâhir eyler mi bu gencîne-i pinhânı çerâğ
Divan (Okcu, 2011: 103)
Mânâ tılsımı parlak/aydınlık fikirle açılmaz, bu gizli hazineyi
mum gösterir mi?
Dâim bunı der ki elde hâme
Âfet bana i‟tibâr-ı amme
Hüsn ü AĢk (Doğan, 2002: 60)
Elimdeki kalem daima, halkın beğenisi benim için felakettir, der
ġeyh Gâlib ve Ahmet HâĢim, mânânın önemi hususunda ayrı düĢünmekle
birlikte Ģiirin kapalı, anlamın gizli olması ve herkesin anlayacağı Ģiiri
benimsememeleri itibarıyla benzerlik gösterirler. Yine “En güzel şiirler mânâlarını
kariin ruhundan al(ır)” (2015: 66) diyen HâĢim Gâlib‟le benzerlik arz eder. Gâlib,
mânânın tılsımının parlak fikirle açılamayacağını söylerken okuyucunun da kendi
ruh/manevi dünyasına sahip olması, en azından yakın olması, gerektiğini
kastetmektedir. HâĢim ise mânânın okuyucunun ruh dünyasına göre farklılık
gösterebileceği kanaatindedir.
Gâlib ve HâĢim‟in vuzuh konusundaki benzerliği de herkesin beğeneceği Ģiiri
tercih etmemelerinde ortaya çıkmaktadır. Zira sembole yaklaĢan yeni mazmunları ve
kapalılık anlayıĢıyla yeni bir yol açan ve herkesin anlayabileceği tarzda basit Ģiirleri
tercih etmeyen Gâlib “halkın beğenisi benim için felakettir” derken HâĢim “herkesin
anlayabileceği şiir, münhasıran dûn şairlerin işidir” (2015: 64) demektedir.
Okur
ġiirde kapalılık taraftarı olan HâĢim, okuyucunun seviyesine göre farklı
derecelerde mânâların varlığını kabul etmektedir. Bu mânâlar okuyucunun Ģiir
hassasiyeti ve kültürü ile doğrudan iliĢkilidir. Ona göre eserin mânâsı okuyucunun
katkısıyla tamamlanmaktadır. HâĢim sanat eserinin en büyük hedefinin okuyucunun
muhayyilesini ele geçirmek olduğunu, buna muvaffak olamayan eserin diğer bütün
meziyet ve faziletlerinin onu sanat eseri yapmayacağını düĢünmektedir. Dolayısıyla
Ģiirde bırakılan boĢluklar okuyucunun muhayyilesi tarafından tamamlanır. Hatta “En
güzel şiirler mânâlarını okuyucunun ruhundan alan şiirlerdir” (Ahmet HâĢim, 2015:
66).
Ahmet HâĢim bir Ģairin sınırlı bir insan tabakası tarafından anlaĢılabileceği,
aksinin ise asil ve mağrur bir ruh için utanç vesilesi olduğu kanaatindedir:
“… Şimdiye kadar hiçbir büyük şairin, mahdut bir insan
tabakası haricinde anlaşılmış olduğu iddia edilemeyeceği
kanaatindeyiz. Hâmid‟in binlerce hayranı içinden, onu okumuş
olanlar yüzde on bile değil iken, anlayanlar, bu yüzde onun binde biri
178
bile nispetinde değildir. Şöhret, anlayan kuvvetli iki üç ruhtan taşan
heyecan seyyâlelerinin zayıf ruhları arkasında sürükleyip almasıyla
vücut bulur. Başka türlü şöhret, asil ve mağrur bir ruh için mucib-i
hicâbdır” (Ahmet HâĢim, 2015: 64).
Vuzuhun esere ait olduğu kadar okuyucunun zekâ ve ruhuyla da ilgili olduğu
düĢüncesindeki HâĢim, günlük gazetelerin tembelliğe alıĢtırdığı okurun Ģiirden
kolay kolay zevk alamayacağını dile getirmiĢtir. Mânânın basit bir anlayıĢ
seviyesiyle anlaĢılması demek olmadığı kanaatinde olan HâĢim‟e göre Ģiirin
anlaĢılmasında okuyucunun ruh ve zekâ kabiliyeti yanında çetin bir hazırlanma ve
hatta ziya, hava ve zaman gibi bazı dıĢ Ģartlar da etkilidir.
ġeyh Gâlib ise sözü açık olarak söylemenin aleyhinde olup pek çok tecrübe
ile tamamlanması gerektiği düĢüncesindedir. O, herkesin anlayabileceği tarzda basit
Ģiirleri tercih etmez ve yüksek perdeden konuĢur. Gâlib, Ģiirin ondan anlayan bir
kimse tarafından beğenilmesini önemser ve umumun beğenisinin kendisi için bir
felaket sayar. Dolayısıyla Gâlib genele hitap etmez ve okuyucusunu seçer. Mânânın
tılsımının parlak fikirle açılamayacağını söyleyen Gâlib, okuyucunun da kendi
ruh/manevî dünyasına sahip olması, en azından yakın olması, gerektiği
kanaatindedir.
Merd ana denir ki aça nev râh
Erbâb-ı vukûfı ede âgâh
Olmaya sözi bedîhî-i tâm
Ede niçe tecrübe ile itmâm
Ammâ kime eyleyim bunu fâĢ
Ben dahi bileydim ol kadar kâĢ
Efvâha sözüm olaydı dem-sâz
Lâzım mı idi felekde pervâz
Hüsn ü AĢk (Doğan, 2002: 60)
Adam, yeni bir yol (ve) sanat erbabına yeni ufuklar açana, sözü
açık söylemeyip pek çok tecrübeyle tamamlayana denir.
Ama bunu ben kime söyleyeyim, keşke ben de o kadar bilseydim.
Sözüm herkesin sözüne sırdaş olsaydı felekte uçmam gerekmezdi.
Bir ehl-i sühan ki ede tahsîn
Bin çarh değer o beyt-i rengîn
Dâim bunı der ki elde hâme
Âfet bana i‟tibâr-ı amme
Hüsn ü AĢk (Doğan, 2002: 60)
179
Şiirden anlayan bir kimsenin beğendiği renkli/güzel bir beyit
bin dünyaya değer.
Elimdeki kalem daima, umumun beğenisi bana felakettir, der
Fikr-i rûĢenle değil feth-i tılsım-ı ma‟nâ
Zâhir eyler mi bu gencine-i pinhânı çerâğ
Divan (Okcu, 2011: 103)
Mânâ tılsımı parlak/aydınlık fikirle açılmaz, bu gizli hazineyi
mum gösterir mi?
Her iki Ģair de herkesin anlayacağı Ģiirleri tercih etmez. Mânânın basit idrak
seviyesi tarafından anlaĢılmaması gerektiğini söyleyen HâĢim gibi aslında “Sözüm
herkesin sözüne sırdaĢ olsaydı felekte uçmam gerekmezdi” diyen Gâlib de basit
idrak seviyesine hitap etmek istemez. Herkesin anladığı Ģiir onlara göre utanç
vesilesi ve felakettir. Onlar Ģiirden anlayan, aynı zamanda belirli bir kültür
seviyesindeki okuyucuyu tercih ederler. Ayrıca iki Ģairin de okurundan beklentileri
vardır. HâĢim Ģiirde mânânın okurun muhayyilesiyle tamamlanmasını, yani Ģiire
okurun da katkı sağlamasını istemektedir. Gâlib‟in okurdan beklentisi ise onun
kendi ruh/manevi seviyesine yaklaĢmasıdır. O, Ģiirindeki mânânın bu Ģekilde
anlaĢılabileceği kanaatindedir.
Şiirin Kaynağı ve Şair
Ahmet HâĢim, “Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar”da Ģiirin kaynağını
kavrayıĢımızın sınırları dıĢında sırların ve meçhullerin geceleri içine gömülmüĢ,
yalnız aydınlık sularının ıĢıkları, zaman zaman duygularımızın ufkuna aks eden,
kutsî ve isimsiz bir kaynak olarak dile getirmiĢtir. Bu kutsi ve isimsiz kaynağın ne
olduğunu ise açıkça ifade etmemiĢtir. Orhan Okay, HâĢim‟in Ģiirin kaynağı olarak
gördüğü “kutsi ve isimsiz menbâ”ı Ģiir diline kutsiyet atfeden sembolistlerle
iliĢkilendirmektedir. Buna göre Ahmet HâĢim‟de sanat ve özellikle Ģiir, ebedî ve
sonsuz bir âlemin ve ruhun varlığını benimsemiĢ, fakat bunların kaynağı olan dine
ilgisiz kalan sembolistlerde olduğu gibi, din yerine kaim olacak mistik bir karakter
kazanmaktadır. “Sembolizmin Kıymetleri” adlı yazısında Mallârmé‟den hareketle
Ģiiri din ile iliĢkilendiren HâĢim, “lâdinî mutasavvıflar” Ģeklinde tanımladığı Ģairleri
zaman ve mekân haricinde, insanlar arasında ruhanî bir küçük zümre olarak görür
(2009: 134). Okay, HâĢim‟in, “Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar”da Ģiirin Ģairlerle
insanlar arasında müĢterek bir duygu dili hâlini aldığını belirtirken onun; Ģairleri
insanlardan farklı, üstün ve imtiyazlı bir varlık olarak telakki ettiğini söyler (2009:
135). Aslında HâĢim‟in poetikasındaki “resullerin sözü” ifadesi de Ģairlerin
insanlardan farklı ve üstün bir varlık telakkisini destekler niteliktedir. Zira “resul”ler
seçilmiĢ, özel olarak gönderilmiĢ kiĢilerdir. HâĢim de kendisinin böyle bir Ģair
olduğunu düĢündüğü (Akay, 2009-2010) için bu ifadeyi tercih etmiĢ olabilir.
Bununla birlikte Orhan Okay, “resullerin sözü gibi” ibaresini, icaz sanatının
zirvesindeki bir dil anlayıĢı olarak kabul etmekte ve Türkçe dinî literatürde
“resuller” Ģeklindeki bir kullanıĢa rastlanmaması, vahiy ile peygamberlere ait kıssa
ve sözlerin birbirine karıĢması bakımından “Kitab-ı Mukaddes”in “muhtelif tefsirata
180
müsait” oluĢuyla iliĢkilendirmektedir (2009: 135-136). HaĢim‟in Ģiirin kaynağı ile
ilgili ifadeleri farklı yorumlara müsait olmakla birlikte bu ifadeler onun; Ģairleri
insanlardan farklı, seçilmiĢ kiĢiler olarak gördüğünü, hatta icaz açısından Ģairliği
peygamberliğe yaklaĢtırdığını göstermektedir.
ġairleri “ehl-i dil” olarak tanımlayan ve ilhamı “vahy-i dil” kavramı ile ifade
eden ġeyh Gâlib de Ģairleri imtiyazlı bir sınıf olarak görmektedir. Ona göre “şairlik,
peygamberler ve evliyalara özgü bir kavrayış hâli olan vahy-i dili hak eden bir
konum” olup belirli kavrayıĢ yetenekleri ve çabaları gerektiren tinsel bir arayıĢtır
(Holbrook, 2008: 123). Holbrook “gönül vahyi” terimini bir Ģairlik ya da ideal
Ģairlik imtiyazı ve dolaysız kavrayıĢ biçimi olarak gören Gâlib‟in, salih müminleri
gönül vahyini alabilecek mertebede gördüğünü söylemektedir (2008: 123,135).9 Bu
duruma örnek olabilecek beyitler Gâlib‟in divanında da yer almaktadır. Bununla
birlikte Gâlib‟in Ģairliği icaz bakımından peygamberlikle ve Kur‟ân‟la
iliĢkilendirdiği beyitleri de bulunmaktadır.
ġâir demek ehl-i dil demekdir
HôĢ-meĢreb ü mu‟tedîl demekdir
Yoksa bir alay erâzil-i nâs
Pes-mânde-hôr-i nevâl-i vesvâs
Peymâne-keĢ-i edâ olur mı
Vahy-i dile âĢnâ olur mu
Hüsn ü AĢk (Doğan, 2002: 172)
Şair demek gönül ehli demektir, güzel huylu ve mülayim demektir
Yoksa halkın en rezillerinden oluşan şeytanın bağışladığı artığı
yiyen bir grup
Edâ kadehini içebilir mi, gönül vahyine âşina olur mu?
Kalbim ol âyine-i vahy-irtisâm-ı aĢk kim
Tûti-i Cibrîl‟i dest-âmûz-ı râz eyler bana
Divan (Okcu, 2011: 350)
Aşkın vahiyle resmedilen aynası olan kalbim bana Cebrail
papağanını sırra alıştırılan yapar.
Sipihr-i ma‟nâyı seyr et Mesîh-veĢ Gâlib
Zemîne mu‟cize-gûlarda kim tenezzül eyler
Divan (Okcu, 2011: 424)

9 Holbrook, Gâlib‟in “gönül vahyi”ni algılama biçimini Mesnevî Ģarihi Ankaravi‟nin “Minhâc‟ülFukarâ”sında
ilham üzerine bir tartıĢma sırasında bu ibareye dair yaptığı açıklamalarla
iliĢkilendirmektedir. Buna göre ibadet edenlerin gönüllerine melekler aracılığıyla ve aracısız olarak
salınan iki tür feyz bulunmaktadır. Gâlib‟in kendi Ģairliğiyle iliĢkilendirdiği aracısız olan nebîlere değil,
evliya ve sâlih müminlere mahsus bir durumdur (Holbrook, 2008: 133).
181
(Ey) Gâlib, mânâ göğünü Mesîh gibi seyret ki, yeryüzüne
mucize/acze düşüren sözler söyleyenler de iner
Burhân ile hasmım etdim iskât
Kur‟ân ile tab‟ım etdim isbât
Hüsn ü AĢk (Doğan, 2002: 170)
Hasmımı delil ile susturdum, (şairlik) tabiatımı Kur‟ân ile ispat ettim.
Ahmet HâĢim ve ġeyh Gâlib‟in poetik görüĢlerinde dikkati çeken bir baĢka
husus da kendi Ģairliklerine yaptıkları övgüdür. Büyük Ģairlerin sınırlı bir insan
tabakası haricinde anlaĢılamayacağı kanaatinde olan Ahmet HâĢim, “herkesin
anlayabileceği şiir, münhasıran dûn şairlerin işidir” (2015: 64) derken aslında kendi
Ģiirinin de herkes tarafından anlaĢılamayacağı ve kendisinin de büyük bir Ģair
olduğunu söylemek ister. Zira HâĢim‟in bu görüĢlerine örnek olarak “Ģair-i âzam”
olarak bilinen Abdülhâk Hâmid‟i anması da bu düĢüncesinin bir sonucu olsa
gerektir. Benzer Ģekilde Gâlib de Ģiirde kendisini emsalsiz görmektedir. O Ģiirde
yaptığı hamlenin farkında ve Ģuurunda bir Ģair olarak klasik Türk Ģiiri geleneğindeki
fahriyeye, erken bir poetika karakteri kazandırır (Okay, 1995: 82).
Senin menâkıb-ı evsâfına yazarsa yazar
Benim gibi suhen-îcâd Ģâir-i pür-zûr
Divan (Okcu, 2011: 122)
Senin vasıflarının menkıbelerine söylenmemiş söz(ü ancak)
benim gibi güçlü (bir) şair yazar
ġeyh Gâlib ve Ahmet HâĢim‟in birbirlerine yaklaĢtıkları baĢka bir husus da
Ģair sınıflandırmalarıdır. HâĢim, herkes tarafından anlaĢılabilecek Ģiirleri “dûn”
Ģairlere, herkesin anlayamayacağı Ģiirleri de büyük Ģairlere özgü olarak görürken
aslında iyi ve kötü Ģair sınıflandırması yapmıĢtır. ġeyh Gâlib ise Hüsn ü Aşk‟ta
Ģairleri profesyonel Ģairler, memurlar ve ulemalar olmak üzere üç gruba ayırır.
Bunlardan profesyonel Ģairleri söylenmemiĢ söz kalmadığını ileri sürmeleri
bakımından, memurları; dar görüĢlülükleri, ukalalıkları ve kulamparalıkları
sebebiyle, ulemaları da Ģairliği retorikle karıĢtırdıkları için eleĢtirir. ġeyh Gâlib bu
sınıflandırmada bir anlamda kötü Ģairleri tasvir etmiĢtir (Holbrook, 2008: 106-107).
Bu sınıflandırmayı yapmasının sebebi ise bu kötü Ģairleri kendisiyle kıyaslamaktır.
O aslında kendisi dıĢındaki Ģairleri kötü Ģair sınıfına koyar. Dolayısıyla, eleĢtiri
noktaları farklı olmakla beraber, Gâlib‟in de iyi (kendisi) ve kötü Ģairler arasında bir
sınıflandırma yaptığı söylenebilir.10 Yalnız Ahmet HâĢim iyi Ģair grubunda
Abdülhâk Hâmid ve Nedim gibi Ģairlerin de ismini anar.
Sonuç olarak iki Ģair de Ģairleri diğer insanlardan farklı, imtiyazlı bir zümre
olarak kabul eder. ġiirin kaynağının ne olduğunu tam olarak ifade etmemekle

10 Ġn dem ki zi Ģâirî eser nîst
Sultân-ı sühan menem dîğer nîst
Hüsn ü AĢk (Doğan, 2002: 406)
Bu zamanda şairlikten eser yok; söz sultanı benim, başkası değil.
182
birlikte kutsî olduğunu söyleyen Ahmet HâĢim ile Ģiirinin kaynağının vahiy
aracılığıyla Allah olduğunu dile getiren Gâlib, kaynağa kutsiyet atfetmeleri
bakımından benzerlik arz ederler. Ġki Ģair Ģairliği icaz bakımından peygamberlikle
iliĢkilendirmeleri hususunda da aynı görüĢtedirler. Bununla birlikte Holbrook‟un
Hüsn ü Aşk‟ta Gâlib‟in kullandığı “vahy-i dil” terimini aracısız olarak gelen vahiy
bakımından salih müminler, evliyalarla iliĢkilendirmesi ile HâĢim‟in Mallermé‟den
hareketle Ģairleri insanlar arasında ruhanî bir küçük zümre olarak görmesi ve “lâdinî
mutasavvıflar” Ģeklinde tanımlaması arasındaki benzerlik de dikkat çekicidir.
Ayrıca, HâĢim bunu açıkça dile getirmese de, her iki Ģair de kendilerinin büyük birer
Ģair oldukları görüĢündedir.
BaĢlıklar altında incelenen benzerlikler dıĢında Gâlib ve HâĢim‟in
bahsettikleri Ģöhret, üslup ve eleĢtiri gibi baĢka ortak konular da bulunmakla birlikte
iki Ģair bu konuların bazılarında kısmen benzerlik göstermekte bazılarında ise ayrı
düĢmektedirler. Onların bu konularda ayrı düĢtüğü noktalar, poetik görüĢlerindeki
benzerliklerin fazlalığı göz önüne alındığında iki Ģair arasında poetik açıdan yakınlık
kurulmasına engel teĢkil etmeyecek derecededir. Tespit edilen bu kısmî benzerlik ve
ayrılıkların burada zikredilmesi de faydalı olacaktır.
Ahmet HâĢim‟in poetikası ile ġeyh Gâlib‟in poetik nitelikli Ģiirlerinde
sanatlarıyla gelen Ģöhret konusundaki görüĢlerine de rastlanmaktadır. Ahmet HâĢim,
Ģiirinin sınırlı bir insan tabakası tarafından anlaĢılabileceğini ifade ederken Ģöhretin
bu insan tabakasının etkisiyle yayılarak vücut bulduğunu söyler. O, herkes
tarafından anlaĢılarak gelecek Ģöhreti ise bir utanç sebebi olarak kabul eder. Gâlib‟in
ise Ģöhretin niteliği konusunda bir görüĢüne tesadüf edilmezken onun Ģöhret
konusunda ikilem içerisinde olduğu anlaĢılmaktadır. Aslında Ģöhrete meyilli olan
Gâlib‟in ikileminin sebebi Mevlevî tevazuudur (Okay, 1995: 79).11
Ġki Ģairin poetik görüĢleri kapsamında değerlendirilebilecek bir konu da
üsluptur. HâĢim‟in üslup hakkındaki görüĢleri musiki, mısraın oluĢumu ile söz ve
mânâ münasebeti Ģeklinde gruplandırabilir. Nesirde üslubun teĢekkülü için gerekli
olan unsurların hiçbirinin Ģiir için bahis konusu olamayacağını söyleyen Ahmet
HâĢim, Ģairin lisanını “nesir gibi anlaşılmak için değil, fakat duyulmak üzere vücut

11 Dehân-ı yârdır hep güft ü gû-yı ehl-i dil Gâlib
Aceb ankâ-yı ma‟nâ nâm ü Ģân ister mi ister yâ
Divan (Okcu, 2011: 349)
(Ey) Gâlib, gönül ehlinin dedikodusu hep sevgilinin ağzıdır, acaba mânâ ankası şan ve
şöhret ister mi, ister
Billâh yûf bu Ģu‟bede-i hîç-kâra yûf
Yûf kadr-i câh u tantana-i iĢtihâra yûf
Divan (Okcu, 2011: 462)

Billah bu aciz hokkabazlığa yuh, makamın değeri ve şöhretin tantanasına yuh
Reh-i Mevlevî‟de Gâlib bu sıfatla kaldı hayrân
Kimi terk-i nâm ü Ģâna kimi itibâre düĢdü
Divan (Okcu, 2011: 565)

Gâlib Mevlevî yolunda bu sıfatla hayran kaldı, kimi zaman şan ve şöhreti terke kimi
zamanda itibara düşkün oldu.
183
bulmuş, musiki ile söz arasında, sözden ziyade musikiye yakın, mutavassıt bir lisan”
(2015: 62) olarak tanımlar. HâĢim, Ģiirde mânânın değil, kelimenin cümledeki
telaffuz kıymetinin önemli olduğunu söyler. HâĢim‟e göre Ģairin, her kelime için
birtakım hesaplarla uğraĢması gerekmekte, bir mısradaki her kelimeyi kendinden
önceki ve sonraki kelimelerle beraber, hem iĢiterek hem hissederek/duyarak en
mükemmel sesi bulması icap eder (Okay, 2009: 120). Bununla birlikte HâĢim,
RuĢen EĢref‟le yaptığı mülakatta istediği sanatı mânânın ve ahengin birbiri içinde
eriyip kaynaĢmasından meydana gelen sanat Ģeklinde tarif ederken Ģiir yazmayı Çin
kâsesinde çay içmeye benzetir ve bir lezzet olarak değerlendirir (Ünaydın, 1985:
263). Gâlib‟in Ģiirlerinde görülen sözün güzel ya da süslü olması hususu üslupla
ilgili bir endiĢe olarak değerlendirilebilir. Sözün güzel olmasını önemsemekle
birlikte12 Ģiirde mânâyı önceleyen Gâlib sözü mânâ için bir vasıta olarak görür.
“Sözünü mânâ mumunun pervanesi yapmayan tevhidin parlak sözüyle/Ģiiriyle aynı
dili konuĢmaz”13 diyen Gâlib, sözü mânânın etrafında döndürür, fakat sonunda
mânânın içerisinde yok ederek mânâ ve söz ikiliğini mânâ lehine bire indirir. Burada
dikkat çeken bir husus da HâĢim‟in Ģiiri bir lezzet olarak görmesine karĢın Gâlib‟in
tevhidi anlatmaya vasıta kılmasıdır.
ġeyh Gâlib ve Ahmet HâĢim‟in poetik görüĢlerinde dikkat çeken bir husus da
dönemlerinin eleĢtiri anlayıĢı bağlamında değerlendirilebilecek görüĢlerinin
varlığıdır. HâĢim “Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar”ının baĢında “Bir Günün
Sonunda Arzu” baĢlıklı Ģiirine yapılan eleĢtirilerden hareketle edebiyat sahasında
tenkit anlayıĢının öteden beri hakaret, küfür, küçük görme ve alaydan ibaret
olduğunu dile getirmiĢtir. Aynı bölümde eleĢtiri geleneği olmadığı gibi eleĢtirmenin
de bulunmadığını söyleyen HâĢim; âlim, münekkit, sanatkâr kılığında herkesin
tenkidi bu Ģekilde algılayıp uyguladığını belirtmiĢtir. Yine HâĢim poetikasında mânâ
ve vuzuhtan hareketle Ģiiri “Nedir? Ne demektir? Böyle Ģey olur mu? Benziyor,
Benzemiyor” tarzında sorularla incelemeye tabi tutan ve aslında “ehil” olmayan
kiĢileri sanat tufeylisi olarak nitelendirerek tenkit hususunda görüĢ bildirmiĢtir. Ona
göre bu kiĢiler her devir ve her memlekette sanatkârın candan düĢmanı olmuĢlardır.
ġiiri bu Ģekilde incelemenin sanata ve sanatkâra bir katkısı yoktur. ġeyh Gâlib‟in
“Hüsn ü Aşk”ında da döneminin eleĢtiri anlayıĢına dair bazı ipuçlarını barındıran
beyitlere rastlanmaktadır. Gâlib, eserin sebeb-i telîf bölümünde Ģairlerden oluĢan bir

12 Hatt ü la‟l-i yâra oldum Es‟edâ çün âĢinâ
Lafz-ı rengîn ma‟ni-i bigâneden kıldım ferâğ
Divan (Okcu, 2011: 461)
(Ey) Esad, güzel/süslü söz ve yabancı/bilinmeyen mânâdan vaz geçtim,
çünkü sevgilinin dudağı ve hattına aşina oldum
Mısra‟lar iki Ģâtır-ı ĢâhenĢeh-i ma‟nâ
ÂrâyiĢ-i elfâz ile pîĢinde devândır
Divan (Okcu, 2011: 139)
Mânâ padişahının iki şatırı (olan) mısralar sözlerin süsüyle (onun) önünde koşandır.
13 Etmeyen lafzını pervâne-i Ģem‟-i mânâ
Yek-zebân-ı suhan-ı Ģu‟le-i tevhîd olmaz
Divan (Okcu, 2011: 438)
184
dost meclisinde, Nâbi‟nin (ö. 1712) Hayrâbâd‟ından hareketle söylenen, bir anlamda
eser eleĢtirisi de sayılabilecek görüĢlere yer vermiĢtir. Hayrâbâd‟a yapılan övgüdeki
mübalağayı dile getiren14 ve ardından Hayrâbâd ve Nâbi eleĢtirisine baĢlayan Gâlib
de “pîr-i fâni”, “tembel” ve imalı bir Ģekilde söylediği “sühan-senc” gibi sözlerle
Nâbi‟yi aĢırıya kaçmamakla birlikte hafif alaylı ve hakaretvari bir Ģekilde eleĢtirir.
Nâbi‟ye yapılan aĢırı övgüden hareketle Gâlib‟in aslında döneminde gerçek bir
eleĢtirinin yokluğuna iĢaret ettiği söylenebilir.
Sonuç
Geleneğin içinden modern Ģairler üzerinde en etkili olan isimlerden biri ġeyh
Gâlib olmuĢtur. ġeyh Gâlib‟den etkilenen Ģairlerden biri de Ahmet HâĢim‟dir.
ġiirlerinde ġeyh Gâlib‟den gelen imaj ve hayallere yer veren HâĢim‟in poetik
nitelikli yazı ve Ģiirleri ile Gâlib‟in poetikası olarak kabul edilebilecek Ģiirleri bir
arada değerlendirildiğinde HâĢim‟in Gâlib‟le gösterdiği benzerliklerin bunlarla
sınırlı kalmadığı anlaĢılmaktadır. Ġki Ģairin poetik görüĢlerinin karĢılaĢtırıldığı bu
çalıĢmada HâĢim ve Gâlib‟in sembolizm, tabiata bakıĢ, mânâ ve vuzuh, okur, Ģiirin
kaynağı ve Ģair konularındaki görüĢleri arasında benzerliklerin bulunduğu
görülmektedir. Buna göre ġeyh Gâlib ve Ahmet HâĢim;
sembolizm/timsalîliklerindeki Ģahsilik ve hususilik, tabiatın onların
muhayyilelerindeki âlemleri yansıtmalarına bir vesile olması, Ģiirin kapalı, anlamın
gizli olması, herkesin anlayacağı ve beğeneceği Ģiiri benimsememeleri, Ģiirden
anlayan aynı zamanda belirli bir kültür seviyesindeki okuyucuyu tercih etmeleri,
basit idrak seviyesine hitap etmek istememeleri, Ģairleri diğer insanlardan farklı,
imtiyazlı bir zümre olarak görmeleri, Ģiirin kaynağına kutsiyet atfetmeleri, Ģairliği
icaz bakımından peygamberlikle iliĢkilendirmeleri ve kendilerini büyük birer Ģair
olarak görmeleri bakımından benzerlik arz ederler. Bütün bu benzerlikler iki Ģairin
Ģiir anlayıĢlarının yakınlığını, dolayısıyla da Ahmet HâĢim'in Ģiirlerindeki ġeyh
Gâlib'le benzerlik arz eden imaj ve hayallerin tesadüften öte bir anlam taĢıdığını
göstermekte ve HâĢim'in Ģiirinin kaynaklarından birinin ġeyh Gâlib olduğu
görüĢünü kuvvetlendirmektedir.
KAYNAKÇA
AKAY, Hasan, Poetik Metinler IĢığında Yeni Edebiyat I-Yayınlanmamış Doktora
Ders Notları, Sakarya, 2009-2010.
AKKUġ, Metin, “Şeyh Gâlib‟in Şiir ve Şair Yorumları: „Hüsn ü Aşk‟ta Poetika/
Eser-i Aşk‟ ”, Dergâh Yayınları, Ġstanbul, 2016.
AYVAZOĞLU, BeĢir, Kuğunun Son Şarkısı, Ötüken Yayınları, Ġstanbul, 1999.

14 Ol nazmın edip bir ehl-i ma‟nâ
Medhinde mübalağayla ıtrâ
Bezm ehli serâser etdi ikrâr
Bu kavli muvâfakatla tekrâr
Hüsn ü AĢk (Doğan, 2002: 54)
Bir mânâ ehli o nazmın övgüsünde aşırıya gitti.
Meclistekilerin tamamı da (buna) katılarak bu sözü tekrarladılar.
185
Ömrüm Benim Bir Ateşti Ahmet Hâşim‟in Hayatı Sanatı Estetiği Dramı,
Ötüken Yayınları, Ġstanbul, 2000.
Osmanlı Estetik Dünyasına Bir BakıĢ, Osmanlı: Kültür ve Sanat. C.10,
Ġstanbul, 1999.
BABACAN, Ġsrafil, Klasik Türk Şiirinin Son Baharı Sebk-i Hindî (Hint Üslûbu),
Akçağ Yayınları, Ankara, 2010.
BĠLGEGĠL, M. Kaya, Hüsn ü Aşk, (Haz. O. Okay-H. Ayan), Dergâh Yayınları,
Ġstanbul, 1992.
COġKUN, Menderes, “Klasik Türk ġairinin Poetikası Üzerine”, Bilig, 56, KıĢ 2011,
s. 57-80
ÇETĠN, Nihad M., “Ahmet HaĢim‟in Kaynakları Hakkında Bir Deneme”, Türkiyat
Mecmuası, C. 11, 1954, s. 183-212.
DOĞAN, Ahmet, “Hüsn ü AĢk‟ta Sembolik Anlatım”, Fırat Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi Dergisi, S. 9:1, 2004, s. 87-98.
DOĞAN, Muhammet N., Fuzulî‟nin Poetikası, Yelkenli Kitabevi, Ġstanbul, 2009.
Hüsn ü Aşk (Metin, Nesre Çeviri, Notlar ve Açıklamalar), Ötüken Yayınları,
Ġstanbul, 2002.
ENGĠNÜN, Ġnci, Araştırmalar ve Belgeler, Dergâh Yayınları, Ġstanbul, 2000.
ERKAL, Abdülkadir, Divan Şiiri Poetikası 17. Yüzyıl, BirleĢik Kitabevi, Ankara,
2009.
HÂġĠM, Ahmet, “ġeyh Gâlib Hakkında”, Hak Gazetesi‟nin Haftalık İlavesi, 11,
1328, s. 6.
Gurabahâne-i Laklakan ve Diğer Yazıları, (Haz. Ġnci Enginün-Zeynep
Kerman), Dergâh Yayınları, Ġstanbul, 2014.
Bütün Şiirleri (Piyale, Göl Saatleri ve Kitapları Dışındaki Şiirler), (Haz. Ġnci
Enginün-Zeynep Kerman), Dergâh Yayınları, Ġstanbul, 2015.
HĠSAR, Abdülhak ġ., Ahmet Hâşim: Şiiri ve Hayatı, YKY, Ġstanbul, 2006.
HOLBROOK, Victoria R., Aşkın Okunmaz Kıyıları, ĠletiĢim Yayınları, Ġstanbul,
2008.
ĠSEN, Mustafa, Latîfî Tezkiresi, Akçağ Yayınları, Ankara, 1999.
KAPLAN, Mahmut, “ġeyh Galip‟in ġiir AnlayıĢı”, Turkish Studies İnternational
Periodical For the Languages, Literature and History of Turkishor Turkic
Volume 2/4, 2007, s. 455-465.
KAYA, Bayram Ali “Necâtî Bey‟in ġiir AnlayıĢı”, Türk Kültürü İncelemeleri
Dergisi, s. 27, 2012, s. 143-218.
KILIÇ, Mahmut E., Sûfî ve Şiir (Osmanlı Tasavvuf Şiirinin Poetikası), Ġnsan
Yayınları, Ġstanbul, 2009.
OKAY, M. Orhan, Sanat ve Edebiyat Yazıları, Dergâh Yayınları, Ġstanbul, 1998.
Poetika Dersleri, Hece Yayınları, Ankara, 2009.
“Galib Dede‟nin Dramı” (Şeyh Galib Kitabı), (Haz. BeĢir Ayvazoğlu),
Ġstanbul BüyükĢehir Belediyesi Kültür ĠĢleri Daire BaĢkanlığı Yayınları,
Ġstanbul, 1995, s. 77-87.
OKCU, Naci, Şeyh Gâlib Dîvânı (Hayatı, Edebî KiĢiliği, Eserleri, ġiirlerinin Umûmî
Tahlili), Türkiye Diyanet Vakfı, Ankara, 2011.
TANPINAR, Ahmet H., Edebiyat Üzerine Makaleler, Dergâh Yayınları, Ġstanbul,
2005.
186
TARLAN, Ali, N., Edebiyat Meseleleri, Ötüken Yayınları, Ġstanbul, 1981.
“Farsça Divan‟ın Önsözü”, Osmanlı Divan Şiiri Üzerine Metinler (Haz.
Mehmet Kalpaklı), YKY, Ġstanbul, 1999.
TOLASA, Harun, Osmanlı Divan ġiiri Üzerine Metinler-Klasik Edebiyatımızda
Divan Önsöz (Dîbâce)leri; Lami‟î Divanı Önsözü ve (Buna Göre) Divan Şiiri
Sanat Görüşü (Haz. Mehmet Kalpaklı), YKY, Ġstanbul, 1999.
TUNÇ, Semra, “MuhibbîDîvânında ġiir ve ġair ile Ġlgili Değerlendirmeler”, Selçuk
Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türkiyat Araştırmaları Dergisi,
S. 7, 2000, s. 265-283.
ÜLKÜ, Feyzullah, S., “Ahmet HaĢim Hayallerini Kimlerden Aldı”, Ülkü, 17, 1941,
s. 17-24.
ÜNAYDIN, RuĢen E., Diyorlar Ki, (Haz. ġemseddin Kutlu), Kültür ve Turizm
Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1985.
ÜZGÖR, Tahir, Türkçe Dîvân Dibâceleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara,
1990.
YAVUZ, Hilmi, Edebiyat ve Sanat Üzerine Yazılar, YKY, Ġstanbul, 2008.

No comments yet

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar