FURUG FERRUHZÂD'IN “KÂBUS” ÖYKÜSÜ ÜZERİNE METİNDİLBİLİMSEL BİR ÇÖZÜMLEME

Makale Bilgisi
Anahtar sözcükler
Furug Ferruhzâd, Metindilbilim,
Bağlaşıklık, Bağdaşıklık, Kısa öykü
Gönderildiği tarih: 17 Ekim 2016
Kabul edildiği tarih: 7 Kasım 2016
Yayınlanma tarihi: 12 Aralık 2016
Forugh Farrokhzad, Textlinguistic,
Cohesion, Coherence, Short story
Keywords
Article Info
Date submitted: 17 October 2016
Date accepted: 7 November 2016
Date published: 12 December 2016
FURUG FERRUHZÂD'IN “KÂBUS” ÖYKÜSÜ ÜZERİNE
METİNDİLBİLİMSEL BİR ÇÖZÜMLEME
A TEXTLINGUISTIC ANALYSIS ON FURUG FERRUHZÂD'S
STORY KÂBUS
Öz
Yirminci yüzyılda çağdaş İran edebiyatının önde gelen entelektüel ve edebiyatçılarından
Furug Ferruhzâd (1935-1967) şairlik yönüyle bilinse de yazarlık, ressamlık, oyunculuk ve
yönetmenlikte de başarılı yapıtlar üretmiştir. Şiirde kendine has ekolüyle yazmış olduğu
eserleriyle dünyaca ün kazanan Ferruhzâd sınırlı sayıda da olsa kısa öyküler kaleme
almıştır. Yazarın kısa öykülerinden Kâbus bir durum öyküsüdür. Durum öyküsü, sıradan
insanların yaşamından bir kesit sunar. Konusu günlük yaşamın içinden gelişi güzel
seçilip büyük bir olay üzerine kurulmadığı gibi mekân üzerinde de fazla durulmaz.
Genellikle öyküde bitmemişlik hissi uyandırılırken serim, düğüm, çözüm gibi bölümlerin
kesin çizgilerle belirlenmemesi de Çehov tarzı olarak bilinen durum öyküsünün
özelliklerindendir.
Bu çalışmada, Kâbus öyküsü metindilbilimsel bir analiz çerçevesinde okunmaya
çalışılacaktır. Klasik metin incelemelerinden farklı olarak, metnin yüzeyinde yer alan
ögelerden hareketle derininde ortaya çıkan anlamsal yapılara ulaşma yöntemi olan
metindilbilim, çağdaş dilbilim araştırmalarında tümce boyutu aşılarak gerçekleştirilen
çalışmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. 1970'lerden bu yana dilbilimin ayrı bir dalı olarak
çalışan metindilbilime dayalı bir çözümlemede metin içindeki tümceler birbirinden
bağımsız unsurlar olarak değil, aralarındaki yapısal ve anlamsal bağlantılar ile bir bütün
olarak ele alınmaya başlanmıştır. Bu anlayışla metne yaklaşan metindilbilim, türü ne
olursa olsun her türlü dil olgusunu metin yapan ölçüt ve kuralları belirler. Genelde metne,
özelde yazınsal metne ve bu metinlerin anlam çerçevelerine ulaşma yöntemi olan
metindilbilim, metinlerin türlerine göre yapısal ve işlevsel özelliklerini kullanıldıkları
bağlam içerisinde ele alır.
Bu bağlamda Kâbus öyküsü metinselliğin temel ölçütlerinden metnin yüzey yapısıyla ilgili
bağlaşıklık ve derin yapısıyla ilgili bağdaşıklık unsurlarından hareketle, metinden verilen
örneklerle incelenerek çözümlenmeye çalışılacak, Türkiye'de, Fars Dili ve Edebiyatı
araştırmacıları için faydalı olacağı düşünülen bir metindilbilimsel çözümleme örneği
oluşturulacaktır. Bu yönüyle, çalışmanın Türkiye'de Farsça bir kısa öykü üzerine yapılan
ilk metindilbilimsel analiz örneği olduğu düşünülmektedir.
In the twentieth century, although Furug Ferruhzâd (1935 -1967) who is one of the leading
intellectuals and literary women of the contemporary Iranian literature is known as a poet,
she produced also successful works on writing, painting, acting and directing. Ferruhzâd
who gained worldwide fame by the works she penned with her own style, wrote short
stories in a limited number. Kâbus from the short stories of the writer is determined as a
case story. Case story presents a section from the life of the ordinary people. Its subject is
chosen randomly from the daily life and is not formed from a big event and the place is not
focused on. In general the feeling of incompleteness is awaken in the story and the
indetermination of the sections such as introduction, development and conclusion by
distinctive lines is a characteristic of the case story that is also known as Chekhov style.
In this study, the story Kâbus will be tried to read in the frame of a textlinguistic analysis.
The textlinguistics that is different from the classical text study is an access method to the
semantic layers occurred in the deep structures of the text by means of the surface
structure elements and it occurred as a result of the researches realized by going beyond
sentence in the contemporary linguistic studies. Since 1970's in an analysis based on the
textlinguistics as a separate branch of the linguistics, the sentences in the text have begun
to be addressed not as independent elements from each other but as a whole having the
structural and semantic connections between them. Approaching to the text by this
understanding the textlinguistics determines the standards and rules that make text any
language phenomenon. The textlinguistics that is an access method in general to text and
in private to literary text and their semantic frame works approaches to the structural and
functional features of the texts according to their types and context in which they are used.
In this context, the story Kâbus will be tried to analyze by means of the cohesive elements
related to the surface structure and coherent elements to the deep structure that are the
main standards of the textlinguistics by the examples from the text and a sample of
textlinguistic analysis that is envisioned as a helpful study for the researchers of the
Persian Language and Literature in Turkey will be realized. This study is believed to be the
rst textlinguistic analysis sample formed on a Persian short story in Turkey.
Abstract
Gülşen TORUSDAĞ
Yrd. Doç. Dr., Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Dilbilim Bölümü,
gtorosdag24@hotmail.com
160
DOI: 10.1501/Dtcfder_0000001486
DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
Soner İŞİMTEKİN
Yrd. Doç. Dr., Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi,
Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölümü, Fars Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı,
sonerisimtekin@hotmail.com
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
161
Giriş
Bir edebî metin üreticisi, kendine ait duygu, düşünce ve bilgi birikimini edebî
kriterler çerçevesinde bir süzgeçten geçirerek okuyucusuna aktarır. Bunu
yaparken, çeşitli edebî türlerde kısa bir metin oluşturabileceği gibi hacimli metinler
de ortaya koyabilir. Halliday ve Ruqaiya (1) dilbilimde kullanılan metin sözcüğünün
sözlü ya da yazılı herhangi bir boyuttaki, nesir ya da nazım, diyalog ya da monolog
olabilen, tek bir atasözünden tam bir tiyatroya, yardım için atılmış anlık bir
çığlıktan bir kurulda tam gün süren bir tartışmaya kadar herhangi bir parçayı ifade
etmek için oluşturulmuş bir bütünü karşıladığını ifade ederler.
Uğur’un (2) ifadesiyle metin, belirli bir bildirişim amacıyla sözlü veya yazılı
olarak üretilmiş, başı ve sonu belli olan, art arda sıralanmış dilsel göstergelerden
oluşan anlamlı bir yapıdır. Bu yapı ya da diziliş, rastlantısal değil, belli bir mantığa
dayanarak oluşturulmuş amaçlı tümceler bütünüdür. Yazar bu tümceler bütünü ile
nitelikli bir metin oluşturur. Bu çerçevede, bir tümceler bütününün metin
olabilmesi için, Beaugrande ve Wolfrang’e (3-10) göre, sahip olması gereken ölçütler
şu şekilde sınıflandırılmıştır:
1- Bağlaşıklık (Cohesion)
2- Bağdaşıklık (Coherence)
3- Amaç (Intentionality)
4- Bilgisellik (Informativity)
5- Kabul edilebilirlik (Acceptability)
6- Durumsallık (Situationality)
7- Metinlerarasılık (Intertextuality)
Metinler üretilirken metinsellik ölçütlerine göre oluşturulmalıdır. Ancak
“yüzey metinlerdeki bağlaşıklık ve metinsel dünyaların altında yatan bağdaşıklık en
belirgin metinsellik ölçütleridir” (Beaugrande ve Wolfrang 113). Bu iki ölçüt, metnin
kurucu ögelerinin nasıl uyumlu bir şekilde bir araya gelip anlamı oluşturduklarını
gösterir.
Bu çözümleme çalışmasında, metnin küçük ölçekli yapısıyla ilgili bağlaşıklık,
büyük ölçekli yapısıyla ilgili bağdaşıklık ölçütleri Halliday ve Ruqaiya (1976),
Beaugrande ve Wolfrang (1981) ve Dijk ve Walter’dan (1983) hareketle ele alınmaya
çalışılmıştır. Bu temel kaynakların yanı sıra, Ayata Şenöz (2005), Coşkun (2005),
Uzun Subaşı (1995), Günay (2007), Dilidüzgün (2008) ve Aydın ve Gülşen (2014)
gibi araştırmacıların çalışmaları da yol gösterici olmuştur. Bu çalışmalar ışığında
metnin bağlaşıklık ve bağdaşıklık başlıkları aşağıdaki tabloya göre, metinden
verilen örneklerle açıklanmaya çalışılacaktır. Tablo, Aydın ve Gülşen (2014)’ten
aktarılmıştır.
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
162
1. Bağlaşıklık/Küçük Ölçekli Yapı (Cohesion/Micro Structure)
Bağlaşıklık, Halliday ve Ruqaiya’a (26) göre, bir metnin ne anlama geldiğini
değil, anlamlı bir yapı olarak nasıl oluşturulduğunu gösteren bir ölçüttür.
Beaugrande ve Wolfrang (3), bağlaşıklığın, metnin yüzey yapısındaki kurucu ögeler
Metnin Yapısı
Küçük Ölçekli Yapı
Bağlaşıklık (Cohesion)
Sözcüksel Bağlaşıklık
1. Yineleme
(Recurrence)
a. Aynı sözcük
kullanarak yapılan
yinelemler
b. Eş anlamlı, yakın
anlamlı, zıt anlamlı
sözcüklerle yapılan
yinelemeler
c. Üst terim/Alt terim
ilişkili sözcük kullanarak
yineleme
d. Genel kavramlar
kullanma
e. Kısmi yineleme
2. Eşdizimsel
örüntüleme
(Collocation)
Dilbilgisel Bağlaşıklık
1. Gönderim (Proform)
a. İç gönderim
(Endophora)
- Art gönderim
(Anaphora)
- Ön gönderim
(Cataphora)
b. Dış gönderim
(Exophora)
2. Eksilti (Ellipsis)
3. Değiştirim
(Substitution)
a. Ada dayalı değiştirim
b. Eyleme dayalı
değiştirim
c. Tümceye/Yan
tümceye dayalı
değişitirim
d. Sözce değiştirimi
4. Bağıntı ögeleri
(Connective elements)
5.Benzerlik/Koşutluk
(Parallelism)
6. Zaman uyumu ve
görünüş(Tense, aspects)
7. İşlevsel tümce yapısı
(Functional sentence
structure)
8. Örtük anlatım
(Implicit expression)
Büyük Ölçekli Yapı
Bağdaşıklık (Coherence)
1. Başlık (Title)
2. Konu (Topic)
3. Anahtar sözcükler
(Key words)
4. Konu tümcesi /Ana
düşünce tümcesi (Topic
sentence)
5. İçerik şeması
(Schema)
6. Konu değişimi
belirleyicileri (Topic -
changing markers)
7. İşlev (Function)
8. Biçem (Style)
a. Sözdizimsel düzlemle
ilgili biçemsel yapılar
b. Dilsel, Anlamsal
düzlemle ilgili biçemsel
yapılar
c. Anlatıcı bakış açısı /
Odaklayım
9. Özet (Summary)
10. Sonuç tümcesi
(Conclusion sentence)
11. Motif (Örge) / İzlek
(Motif/theme)
Üst Yapı
(Metin Türleri)
1. Betimsel metin
2. Anlatısal metin
3. Kanıtlayıcı metin
4. Açıklayıcı/Bilgi iletici
metin
5. Çağrısal metin
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
163
olan, duyduğumuz ya da gördüğümüz mevcut sözcüklerin bir dizin içinde, karşılıklı
olarak, birbirleriyle dilbilgisel biçim ve şartlara göre bağlı olmalarıyla ilgili olduğunu
ifade ederler. Bağlaşıklık, metni oluşturan sözcük, sözcük öbeği ve tümcelerin
anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde birbirlerine bağlanmasıdır. Diğer bir deyişle,
metindeki bir ögenin anlamının ve yorumunun kendinden önce veya sonraki bir
başka ögeye bağlı olmasıdır. Bu bakımdan bağlaşıklık, sözdizimsel bağlantı özelliği
taşımakta ve metnin yüzey yapısındaki dil ilişkileri yoluyla oluşan bağlantıları
kapsamaktadır (Uğur 2).
Halliday ve Ruqaiya (5-6), kısmen dilbilgisi, kısmen de sözcükler aracılığı ile
gerçekleştirilen bağlaşıklığın aslında anlamsal bir ilişki olduğunu fakat bütün
anlamsal sistemlerin kurucuları gibi sözcüksel-dilbilgisel sistem aracılığıyla
gerçekleştirildiğini ifade ederler ve bağlaşıklığı, sözcüksel bağlaşıklık ve dilbilgisel
bağlaşıklık olmak üzere iki başlıkta ele alırlar.
1.1.Sözcüksel Bağlaşıklık (Lexical Cohesion)
Bağlaşıklık, metindeki bir öge ile onun yorumu için önemli olan bir başka öge
arasındaki anlamsal ilişkidir. Bağlaşıklık, anlamın dahil olmadığı sadece biçimsel bir
ilişki değildir. Diğer anlamsal ilişkiler gibi, dilin tabakalı bir organizasyonu aracılığı
ile ifade edilir. Dil, anlamsal, sözcüksel-dilbilgisel, sessel ve yazımsal olmak üzere
üç düzeyli bir kodlama ya da tabaka içeren çoklu bir kodlama sistemi olarak
açıklanabilir (Halliday ve Ruqaiya 5-8). Çizgisel ve anlamsal bir sürekliliğe sahip
olan metinlerin küçük ölçekli yapısında kullanılan sözlüksel birimler yoluyla
gerçekleştirilen sözcüksel bağlaşıklık, büyük ölçekli yapıyı oluşturan dil
kullanımlarıdır. Halliday ve Ruqaiya (288), sözcüksel bağlaşıklığın yineleme ve
eşdizimleme gibi iki temel dil düzenlemesiyle gerçekleştiğini, yinelemenin; aynı
sözcüğün yinelenmesi, eş ya da yakın anlamlı sözcüklerin yinelenmesi, üst terim/alt
terim ilişkili sözcüklerin yinelenmesi, genel sözcük kullanımıyla gerçekleştiğini ifade
ederlerken Beaugrande ve Wolfrang (49) kısmî yinelemeden de bahsederler.
1.1.1.Yineleme (Reiteration): Yineleme, Beaugrande ve Wolfrang’in (49)
deyimiyle, sözcüksel ögelerin basit bir tekrarını içeren bir bağlaşıklık biçimidir.
“Bazı sözcük ve anlatımların aynı sözcüklerle yinelenmesiyle tümceler arası ilişki
kurulmaktadır. Yinelemeler önem belirtme, görüşte ısrar etme, isteği teyit etme gibi
amaçlarla veya beklenmeyen bir durumla karşılaşma ya da konuşmanın
kesilmesinin istenmemesi gibi durumlarda da işlevsel olarak kullanılmaktadırlar”
(Dilidüzgün 75).
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
164
Aynı Sözcüğün Yinelenmesi: Metin içerisinde tümceler arası ilişkilerin
kurulması amacıyla bazı sözcük ve anlatımlar aynı şekilde tekrar edilmektedir. Aynı
sözcüğün yinelenmesi, metinde bir yapının önemini belirtme, bir görüşü vurgulama
veya anlamsal sürekliliği sağlama amacıyla kullanılmaktadır.
Eşanlamlı ya da Yakın Anlamlı Sözcüklerin Kullanımı: Nitelikli bir
metinde akıcılığı ve sürekliliği sağlamak amacıyla, metinde işlenen temaya uygun
şekilde eş, yakın ya da zıt anlamlı sözcüklerin kullanımı da bir bağlaşıklık aracıdır.
Üst Terim - Alt Terim İlişkili Sözcük Kullanımı: Metnin bağlaşık
kılınması için kullanılan sözcüklerin üst terim ve alt terim ilişkisi içinde olan
sözcükler biçiminde yinelenmesi sıklıkla başvurulan bir durumdur. Halliday ve
Ruqaiya’nın (278) örneğiyle, ‘araba’ sözcüğü ‘Jaguar’ sözcüğüne gönderim yapar ve
onun üst terimidir.
Genel Kavramlar Kullanımı: Halliday ve Ruqaiya (274) bir sözcüğün,
‘insan, kişi, adam, kadın, çocuk, erkek-kız çocuk, yaratık, şey, nesne, madde, iş,
konu, mesele, hareket, yer, soru ve fikir’ gibi küçük bir genel sözcük sınıfıyla
yinelenerek, özellikle konuşma dilinde, bağlaşıklık oluşturulduğunu ileri sürerler.
‘Cevap’ sözcüğünün de bir genel kavram olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.
Kısmî Yineleme: Beaugrande ve Wolfrang (49), kısmî yinelemeyi, daha önce
kullanılmış ögelerin farklı sözcük türlerinde, isimden fiile vs. değiştirilerek
yinelenmesi biçiminde betimlerler.
1.1.2.Eşdizimleme (Collocation): Aynı bağlamda kullanılan sözcüklerin,
herhangi bir sistematik ya da anlamsal ilişkiye çok fazla dayanmadan, aynı
sözcüksel alanı paylaşma, birinin diğeriyle aynı bağlamda eşdizimlenmiş biçimde
ortaya çıkma eğilimine dayanan bir bağlaşıklık etkisidir. Örneğin, ‘mum ... alev ...
titreme, saç ... tarak ... bukle ... dalga, edebiyat ... okur ... yazar ... biçem’ gibi
örnekler özgürce hem aynı tümce içinde hem de tümce sınırlarını aşarak dilbilgisel
yapıdan bağımsız bir şekilde ortaya çıkabilirler (Halliday ve Ruqaiya 286).
1.2.Dilbilgisel Bağlaşıklık (Grammatical Cohesion)
Metnin bütünlük arz etmesi, metinde aktarılmak istenen düşüncelerin
dilbilgisel ögeler ile uyumlu şekilde ifadesini gerektirmektedir. Sözcük, sözcük
öbekleri, tümceler ve eylem zamanları arasında oluşturulan dilbilgisel bağlar ile
düşünceler arası ilişkiler sağlanarak metin bağlaşık kılınır (Dilidüzgün 58).
Dilbilgisel bağlaşıklık, Beaugrande ve Wolfrang (1981), Halliday ve Ruqaiya (1976)
ve Dilidüzgün (2008)’den hareketle, ‘gönderim, değiştirim, eksilti, bağıntı ögeleri,
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
165
koşutluk, zaman ve görünüş, işlevsel tümce yapısı ve örtük anlatım’ şeklinde
başlıklandırılmıştır.
1.2.1.Gönderim (Reference): Gönderim, dilbilgisel bağlaşıklığı sağlayan en
önemli ve en çok kullanılan dil ögesidir. Halliday ve Ruqaiya (31-33), her dilde
gönderim özelliğine sahip belli ögelerin olduğunu ifade ederler. Bunlar anlamsal
olarak tek başlarına yorumlanmak yerine kendi yorumları için bir başka ögeye
gönderimde bulunurlar. Yazarlar, gönderim ögelerini metin dışı dünyada yer
almaları durumuna göre ‘dış gönderim’, metinde yer almalarına göre ‘iç gönderim’,
iç gönderimleri ise gönderim ögesinin kendinden önceki ya da sonraki bir ögeye
gönderim yapmasına göre ‘art gönderim’ ya da ‘ön gönderim’ şeklinde adlandırırlar.
Bir metindeki gönderim ögesinin durumsal veya metinsel olabileceğini
belirten Leyla Uzun (37-38), gönderimsel bağlaşıklık başlığı altında, metinsel
gönderim’i, bir gönderim ögesinin anlamsal yorumunun metinde kendinden önce
veya sonra kullanılan bir birimden almasına bağlı olarak iki türe ayırmakta,
bunların art gönderim ve ön gönderim olduklarını belirtmektedir. Durumsal
gönderimi ise metin dışı bir varlığa yapılan gönderim olarak ifade etmektedir. Yazar
gönderim ögelerini, kişi adılları, gösterme adılları, dönüşlülük adılları, gösterme
sıfatları ile yapılan öncül-bağımsız gönderim ögeleri ve iyelik ekleri, belirtme
durumu eki, ilgi ekleri, kişi ekleri ile yapılan ardıl-bağımlı gönderim ögeleri
biçiminde nitelemektedir.
Art Gönderim (Anaphora): Bir metnin tümceleri arasında anlamsal bir
ilişkisi kurmak amacıyla, metinde daha önce kullanılan bir sözcük veya sözcük
öbeği, daha sonra kişi adılları, gösterme adılları, gösterme sıfatları, dönüşlülük
adılları, iyelik ekleri, belirtme durum ekleri ve kişi ekleri gibi gönderim ögeleriyle
yinelenmektedir (Coşkun 56; Dilidüzgün 60).
Ön Gönderim (Cataphore): Metinde ileriye doğru bir bağlantı kurmak
amacıyla, adıyla anılmadan dolayısıyla kimliği açık şekilde belirtilmeden ön
gönderimsel olarak ifade edilen bir durum, kavram veya obje daha sonra açık
kimliğiyle belirtilir (Dilidüzgün 62). Ön gönderim olarak nitelenen bu durum metne
bir sürükleyicilik kazandırırken okuyucuda merak uyandırmak için kullanılan bir
dil düzenlemesidir (Coşkun 57).
1.2.2.Değiştirim (Substitution): Bir metni dilbilgisel olarak bağlaşık kılan
gönderim ögeleri bazen değiştirim denilen bir dil olayı ile gerçekleştirilir. Değiştirim,
önceden kullanılmış sözcük ya da ifadelerin başka bir sözcükle karşılanmasıdır.
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
166
Halliday ve Ruqaiya’nın (88,90-91) ifadesiyle değiştirim, bir öge yerine bir
başkasının kullanılmasıdır. Gönderim ile değiştirim arasındaki fark, değiştirimin
dilsel ögeler arasındaki; gönderimin ise anlamlar arasındaki ilişki olmasıdır.
Yazarlar, değiştirim ögelerini ada, eyleme ve tümceye dayalı olmak üzere
sınıflandırırlar; ada dayalı değiştirim sözcüklerini ‘biri, birileri, aynısı’ gibi
sözcüklerle, eyleme dayalı değiştirimi ‘yapmak’ eylemi ile, tümceye dayalı değiştirimi
ise ‘öyle, böyle ve değil’ gibi sözcüklerden oluşan kısa bir sözcük listesiyle ifade
ederler.
1.2.3.Eksiltili (Ellipsis): Eksilti, bir cümlede herhangi bir ögenin, bir anlam
kaybına yol açmayacak şekilde düşürülmesi olarak ifade edilebilir. Halliday ve
Ruqaiya’nın (142) deyimiyle eksilti, metinde söylenmediği halde anlaşılan şeydir.
Beaugrande ve Wolfrang’in (66-67) ifade ettiği gibi, metnin yoğunluğuna ve etkili
anlatımına katkıda bulunan bir başka bağlaşıklık düzeneği de eksiltidir. Eksilti,
yüzey metnin tümceleri arasında yapısal bileşenlerin paylaşımı yoluyla işler,
eksiltide tipik olan, bütün yapının eksiltili olandan önce görülmesidir.
Eksilti ve değiştirim birbirine çok benzese de dilbilgisel olarak çok farklıdırlar
ve eksiltide değiştirim ögesinin bulunmaması bunları ayırt etme yoludur. Eksilti,
yapısal olarak gerekli olan bir şeyin söylenmeden bırakıldığı anda ortaya çıkar ve o
söylenmeyen şeyle ilgili olarak bir eksiklik duygusu söz konusudur. Eksiltinin
olduğu yerde, yapıda temin edilecek ya da anlaşılacak olan bir ön varsayım vardır
(Halliday ve Ruqaiya 142-144). Metinler, özne, yüklem, nesne, dolaylı tümleç,
tamlayan vb. eksiltili yapılarla oluşturulur. Özellikle ekonomik bir dil kullanımını
gerektiren öykülerde eksiltili yapılara daha fazla yer verilir.
1.2.4.Bağıntı Öğeleri (Connective Elements): Metin, tümcelerin basit bir
sıralanışından ibaret olmayan, birbirleriyle ilişkili tümcelerle oluşturulmuş bağdaşık
bir yapıdır. Birden çok tümcenin sözdizim ve anlam boyutundaki ilişkileri
sonucunda ortaya çıkan metinlerde bağıntı, çeşitli dilbilgisi ögeleriyle de, olaylar
arasında kurulan anlamsal bağlantılarla da sağlanır. Geleneksel dilbilgisi açısından
‘bağıntı ya da bağlantı’ ögesi olarak ilk akla gelen sözcükler bağlaçlardır. Genel
olarak böyle kabul edilse de derin yapıda bağlantı kuran tek dil birimi bağlaçlar
değil, tümceler arasındaki mantıksal bağlardır.
Bağıntı ögeleri, yer aldıkları tümce ve metnin çeşitli bölümleri arasında
biçimsel ve anlamsal bağlantılar kurmaya yararlar ve bunlar aracılığıyla tümceler
arasında konu ve anlatım bütünlüğü sağlanır. Beaugrande ve Wolfrang’e (71) göre,
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
167
bağıntı ögeleri, metindeki olaylar ya da durumlar arasındaki ilişkiyi işaret eden,
geleneksel dil bilgisinde ‘bağlaç’ diye anılan, belirgin bir düzenektir.
Halliday ve Ruqaiya’nın (226) ifade ettiği gibi, bağıntı ögeleri kendi başlarına
değil fakat özel anlamları gereği bağlaşıklık ögesidir; önceki (ya da sonraki) metne
ulaşmak için temel düzenekler değillerdir fakat metinde başka kurucuların varlığını
ön varsayan bazı anlamlar ifade ederler. Yazarlar (242-243) bağıntı ögelerini; ve, ve
de, ne… ne, veya, bundan başka, üstelik, örneğin, böylece, aynı şekilde, diğer
yandan gibi ekleyici (additive), fakat, ama, sadece, yine de, buna rağmen, aslında,
lakin, öte yandan, aynı zamanda, onun yerine, en azından gibi çeliştirici
(adversative), bu nedenle, böylece, bundan dolayı, çünkü, bu sebepten, sonuç
olarak, bu durumda, bu şartlar altında, aksi halde gibi nedenleyici (causal), (ondan)
sonra, aynı anda, (bundan) önce, sonunda, ilk önce, daha sonra, (en) sonunda,
öncelikle, az sonra, gelecek sefer, başka zaman, bu arada, -e kadar, şimdiye kadar,
kısaca gibi zamansal (temporal) olmak üzere dört başlıkta ele alırlar.
1.2.5.Koşutluk (Parallelism): Beaugrande ve Wolfrang (49), metnin
bağlaşıklığına katkı sağlayan koşutluğu, “bir yapıyı tekrar etme fakat onun içini yeni
ögelerle doldurma” biçiminde ifade ederler. Bazen metin içerisinde kullanılan bir
yapı içeriği değiştirilerek farklı şekillerde yinelenir. Bir sözcüğün, sözcük grubunun
veya tümcenin gereksiz tekrarı metnin bilgisellik yapısını azaltabilmekte, bu
durumu önlemek için bu gibi koşut yapılar kullanılarak metnin anlamsal yapısı
düzenlenmektedir. Daha çok reklâm metinleri gibi pazarlama araçlarında tercih
edilen bir bağlaşıklık ögesidir (akt.Dilidüzgün 70).
1.2.6.Zaman ve Görünüş (Tense and Aspect): Metinde dilbilgisel
bağlaşıklığı oluşturmanın diğer bir yolu da zaman ve görünüş işlevleri bulunan
dilsel ögeleri kullanmaktır. Beaugrande ve Wolfrang’in deyimiyle, bağlaşıklık, metin
dünyasının olayları ve durumları içinde ya da arasındaki ilişkileri açıkça işaret eden
düzenekler olan zaman ve görünüş ile de desteklenmektedir. Zaman ve görünüş,
olayların ve durumların göreceli zamanlarını, sınırlılığını, bütünlüğünü, düzenini ve
varoluş biçimlerini işaret eder (80). Bunlar çeşitli dillerde çok farklı şekillerde
düzenlenirler. Metin oluşturma stratejileri, içinde zaman ve görünüşlerin kullanıldığı
düzenin bazı etkilerini gösterirler (69).
Bir başka deyişle, bir anlatı metnindeki olayların sürekliliği, metinde zamanı
ifade eden birimlerin ve tümce yüklemlerindeki eylem zamanlarının uyumlu
birlikteliğini gerektirir. Metin üretici, Kıran ve Ayşe’nin (61) de belirttiği gibi,
olayları belli bir zamana, saate, mevsime, döneme, oturtmak durumundadır. Bunun
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
168
için bazen, ansiklopedik göndergeler kullanmadığında, kişilerin giyimleri,
kullandıkları dil ve günün koşullarıyla ilgili zamansal bilgiler verir. Dilidüzgün’ün
(70) desteklediği gibi, tümcelerle ifade edilmek istenen olay ve durumlar arasındaki
öncelik, sonralık ilişkileri metinde farklı zamanlar kullanılarak açıklanır. Böylece
olaylar bir mantık sırasına yerleştirilerek metindeki kişilerin durum ve konumlarının
anlaşılması sağlanır.
Anlatının en önemli ögelerinden biri olan zaman, bakış açısına göre
düzenlenir. Zamanın ‘fiziksel, süredizimsel ve dilsel’ olmak üzere farklı boyutları
vardır. Fiziksel zaman, yaşanmış olan, yaşanan ve yaşanacak olan tekdüze, sonsuz,
çizgisel zamandır. Ancak bu zaman kişilere göre göreceli olarak algılanabilir.
Süredizimsel zaman takvim zamanıdır. Gerçek zamanın sıralamasına uygun olan
süredizimsel zamanın bir başlangıç noktası olan değişmezliği, yönlendirme denilen
önce/sonra karşıtlığı ve ölçümleme yani sabah, akşam, hafta, ay, mevsim gibi
birimlerle dile getirilmesi söz konusudur. Dilsel zaman ise, süredizimsel bir zaman
içerisinde meydana gelen olayların tarihlendirmeler yoluyla dille ifade edilmesidir.
Ancak dil ile ifade edilen zaman hiçbir zaman fiziksel zamana indirgenemez. Dilsel
zaman, doğal sürenin çeşitli birimlerinin dil aracılığıyla dilbilgisel olarak ifade
şeklidir. Bu da genellikle anlatıcının anlatma anına bağlı olarak metne göre
tanımlanıp düzenlenir. Dilsel zaman en yaygın şekilde, şimdiki, geçmiş ve gelecek
zaman şeklinde sınıflandırılır (“edebi metinlerde zaman”).
Zamandan farklı bir işleve sahip olan, bir olayın belli bir süreye nasıl
yayıldığını gösteren görünüş, Aksan’ın (102) deyişiyle, “Eylemin çekimli biçimiyle
anlattığı işin, kılınışın dışında, kişisel, öznel bir anlatımı yansıtması, konuşanca eyleme
yeni bir değer yüklenmesidir.” Akerson’a (265) göre, ‘biterlik’ ve ‘bitmezlik’ olarak iki
yönlü biçimde ele alınabilen görünüş işlevi, olayların sürekliliğini, genel geçerliğini
ya da sık sık yinelendiğini gösterdiğinde ‘bitmezlik’, olayların bir kez gerçekleşip
bittiğini ve ardından başka olayların geldiğini gösterdiğinde ‘biterlik’ ifade eder.
1.2.7.İşlevsel Tümce Yapısı (Functional Sentence Structure): Bir tümceye
işlev kazandırma yollarından biri de olağan söz diziminin dışına çıkılarak devrik
tümce kullanılmasıdır. Vardar (70), devrikliği, “Olağan ve sık görülen bir sıralanış
düzeninin yerini bir tümcede başka türlü bir sıralama düzeninin almasından
kaynaklanan durum” olarak tanımlar. Akerson, (258-259)’in de ifade ettiği gibi
tümce içerisindeki bir ögeye vurgu yapmak istenildiğinde, tümcede normal söz
dizimin dışına çıkılır. Vurgulanmak istenen öge genellikle tümcenin yöneticisi
durumundaki yüklem öncesine getirilir. Beaugrande ve Wolfrang (75), tümce içinde
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
169
kullanılan öğelerin tümcenin başında veya sonunda kullanılarak öncelik ve
bilgisellik derecelerinin vurgulandığını, böylece yeni ve dikkat çekmesi gereken bir
öğenin tümce sonunda yer alma eğiliminde olduğunu ifade ederler. Ancak bazen
vurgulanmak istenen öge yüklem olabilir; açıklama ya da onarma amacıyla
kullanılan sözcükler yüklem sonrasına yerleştirilebilir.
Demircan’ın (112) ‘dizimsel alan dışına öge konumlama’ biçiminde ifade ettiği
devrik tümce, bazen ifadeyi güzelleştirmek, anlamı güçlendirmek için konuşma
dilinde, ata sözleri ya da şiir metinlerinde sıklıkla kullanılır. “Sözdizimsel düzlemde,
yüklem ardına eklemlenen sözcük ya da öbeklerle oluşturulmuş tümceler, devrik
tümce şeklinde adlandırılmaktadır” (Sebzecioğlu ve Sibel 345). Karahan da (100),
yüklemi sonda bulunmayan tümceleri devrik tümce olarak betimlemekte; bir
anlamı öne çıkarma, belirtme ya da vurgulama ihtiyacıyla diğer ögelerin olduğu gibi
yüklemin de yerinin değiştirilebildiğini, özelikle şiir dili ve sözlü dilde devrik
tümcenin fazlaca kullanıldığını işaret etmektedir.
Yazılı metinlerde devrik tümce kullanımıyla tümceye işlev yüklenirken, sözlü
metinlerde bu, titremleme olarak ifade edilen ses tonundaki değişimlerle sağlanır.
Sözlü iletişimde bağlaşıklığın oluşması için kullanılan bir özellik olan titremleme,
Vardar’ın (195) deyimiyle, ‘tümcenin ezgisini oluşturan ve seslem ya da sesbirimi
aşan boyuttaki ögeler üstünde yer alan yükseklik değişikliklerine verilen ad’dır.
Örneğin; bilgi verilen sesli iletişimlerde ses tonunun düştüğü, tartışma içeren
iletişimlerde ise ses tonunun yükseldiği bilinir.
1.2.8.Örtük Anlatım (Implicte Expression): Metnin bu özelliği, metinde
seçilen sözcükler ve bunların dizimleniş biçimiyle sağlandığı için bağlaşıklık başlığı
altında ele alınmıştır. Metin üreticiler çoğunlukla metin çözücünün ön varsayımsal
olarak bildiğini tahmin ettikleri bilgilere metinlerinde yer vermezler çünkü bu
bilgiler metin çözücü tarafından akıl yürütme yoluyla çıkarılacak ek bilgilerdir.
Özellikle kısa öykü metinleri az sözcükle çok şeyin ifade edildiği metinler olduğu
için bu biçemsel özellik metin üreticisinin sıklıkla başvurduğu bir yoldur.
Beaugrande ve Wolfrang (6), okuyucunun kendi bilgisini metnin ortaya koyduğu
bilgilerle birleştirmesini çıkarım (inferencing) olarak ifade ederler ve bir metnin tek
başına anlam ifade etmediğini, daha çok metnin sunduğu bilgi ile okuyucunun
dünya bilgisi arasındaki etkileşim ile metnin anlamlandırılabileceğini belirtirler.
Günay’ın da (Metin Bilgisi 87) belirttiği gibi, örtük anlatımla metin üretici vermek
istediği bilgileri sezdirirken, metin çözücü dünya bilgisi ve kültürel birikimi yoluyla
çıkarımlarda bulunarak bu bilgilere ulaşır.
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
170
2.Bağdaşıklık/Büyük Ölçekli Yapı (Coherence/Macro Structure)
Beaugrande ve Wolfrang’in (6), yalnızca metinlerin bir özelliği değil, metin
kullanıcıların bilişsel süreçlerinin bir sonucu olarak değerlendirdikleri bağdaşıklık,
tümceler ve paragraflar arasındaki anlam ilişkilerini, bu ilişkiler yoluyla oluşan
derin yapıyı içerir. Anlamsal açından metnin tamamında bulunması gereken
uyumdur. Metnin sözdizimsel yapısında gerçekleştirilen sözcüksel ve dilbilgisel
çözümlemeler metnin anlamına ulaşmak için yeterli değildir. Metnin anlam
tabakalarına ulaşabilmek için yüzey yapıda yer alan sözdiziminden hareketle derin
yapıda yer alan anlam ilişkilerine ulaşmak gerekir. Bu ilişkiler, Beaugrande ve
Wolfrang’in (4) ifade ettiği gibi, metinsel dünyada birlikte ortaya çıkan kavramlar
arasındaki bağlardır. İlişkiler bazen metinde açıkça verilmezler yani doğrudan yüzey
yapının ifadeleriyle aktifleştirilmezler. Birçok ilişkide gerektiği gibi, olduğu haliyle
metni anlamlandırmak için insanların bu ilişkileri oluşturmaları gerekir. Erden’in
deyimiyle (141) “Görüntüyü yansıtan yüzeysel metin”den hareket ile “Gerçeği
yansıtan derin yapıdaki metin”e ulaşılır. Metnin derin yapısı, yüzey yapısında ortaya
çıkan küçük ölçekli yapı aracılığıyla oluşturulurken, derin yapıda ortaya çıkan
büyük ölçekli yapıya ulaşmak için, Dijk ve Walter (1983), Beaugrande ve Wolfrang
(1981), Günay (2007), Dilidüzgün (2008)’den hareketle; metnin başlığı, konusu,
buna bağlı olarak anahtar sözcükleri, ana düşünce tümcesi, içerik teması, konu
değişimi belirleyicileri, işlevi, biçemi, özetlenebilmesi, sonuç tümcesi, motif ve
izlekleri bağlamında çözümlenmesi gerekir. Zira metinlerin yapısal, anlamsal ve
işlevsel boyutlarının anlaşılabilmesi için büyük ölçekli yapı çözümlemelerine ihtiyaç
vardır.
2.1.Başlık (Title): Bir metinde dikkat çeken öncelikli unsur olarak başlık,
Dijk ve Walter’ın (53) deyişiyle, büyük ölçekli yapının en üst düzeyde basit bir
şekilde ifade edilmesidir. Başlık içerikle örtüşmeli, metin çözücü için bir
bilgilendirme ve çağrı işlevi taşımalıdır. Aynı zamanda başlık metnin kısa bir özeti
olma işlevine sahiptir. Şenöz (Almanca ve Türkçede … 46), Klauser’dan, bir metnin
başlığı belirlenirken metin üreticinin, başlığın dil açısından orijinal olması, metnin
içeriğiyle alakalı çağrışımlar uyandıracak sözcüklerden seçilmesi ve başlıkta metin
çözücü için dikkat çekici ya da onu okumaya teşvik edici ifadelerin kullanılması gibi
özelliklere dikkat etmesi gerektiğini aktarır.
2.2.Konu (Topic): Metin üretici zihninde tasarladıklarını metin çözücüye
iletmek için öncelikle hedeflediği okuyucu kitlesinin ilgisine uygun bir konu belirler,
düşüncelerini bu konu çerçevesinde aktarmaya çalışır. Konu, metinde anlatılan şey,
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
171
hammadde ya da araçtır. Moran’ın (166) deyişiyle, konu dış dünyada eser
yazılmadan önce de vardır. Konunun ele alınış biçimi yani ham konunun eserin
içinde aldığı hal metnin içeriğidir. Konunun, sanatçının elinde işlenmiş hali olan
içeriğin bir başka deyişle eserin içindeki konunun verilmek istenen düşünceyi
karşılayamaması, ne kadar ilgi çekici olursa olsun, metnin kalitesini düşürecektir.
Bu bağlamda, Yağcıoğlu (56) bir metin üreticinin, ürettiği metinde başarısız ya da
yetersiz olması durumunu, Bamberg’den aktardığı, ‘metnin belli bir metin düzenine
sahip olmaması, bağlam oluşturulmasındaki yetersizlik ve metin konusundaki
belirsizlik’ gibi sebeplere dayandırmaktadır.
2.3.Anahtar Sözcükler (Keywords): Metin konusu etrafında örüntülenen
sözcüklerin en çok yinelenenleri metin çözücü için bir yol göstericidir. Bir metnin
tanımlayıcıları olarak nitelendirilebilecek anahtar sözcükler metini çağrıştıracak bu
sözcüklerden seçilmelidir. Okuyucu, metnin konusunu, alt konularını ve metnin
içeriğini anahtar sözcüklere bakarak zihninde kurgulayabilir ve metni okurken ne
gibi bilgiler ve önermelerle karşılaşacağını tahmin edebilir.
2.4.Konu/Ana Düşünce Tümcesi (Topic Sentence): Metin bir veya birden
fazla konuyu barındırabilir. Metin üretici vurguladığı bir tümce ile konuyu metin
çözücü için daha belirgin hale getirebilir. Yani ana düşünce tümceleri bilişsel bir
işleve sahip olduklarından büyük ölçekli yapının belirlenmesi görevini metin
çözücüye bırakmak yerine doğrudan onlara sunmaktadır. Ancak metin üretici kimi
zaman böyle yapmayabilir ve ana düşünceyi açıkça belirtmek yerine bunu metnin
bütününden çıkarabilmesi için metin çözücünün inisiyatifine de bırakabilir
(Dilidüzgün 94).
2.5.İçerik Şeması (Schema): Metinleri aktarılmak istenen düşünceleri
içeren zihinsel modeller olarak değerlendiren Dilidüzgün’e (95) göre, bu modeller
içerik şemasını oluşturacak şekilde önermelere dönüştürülür. Yani metin önce
düşünsel olarak düzenlenir. Ancak metinler türlerine göre farklı içerik şemalarına
sahiplerdir. Bu şematik yapı özelliğindeki üst yapı kategorileri evrensel anlam
sınırlamalarına sahiptir (Dijk ve Walter 206).
Bir öykü metni üreticisi belli bir mantıksal sıralamayla konusunu kurgular,
bir bütünlük içerisinde okuyucusuna aktarır. Bu sıralamayı yaparken metni belli
bir plan çerçevesinde bölümlere ayırır. Geleneksel planlı bir öykü en genel haliyle
‘giriş (serim), gelişme (düğüm/çatışma) ve sonuç (çözüm)’ bölümü olarak
şemalandırılabilir. Erden’in (29) ifade ettiği gibi metin üretici bu bölümlerin ilkinde
öykünün kimin hakkında olduğunu açıklayabilir; koşullar, yer ve zaman hakkında
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
172
bilgiler verebilir. Gelişme bölümünde başlıca kişilerin karşılaştığı sorunlar ve bu
sorunlar karşısındaki iç çatışmaları, diğer kişilerle olan problemleri ve gerginlikleri
anlatır. Sonuç bölümünde ise bu sorunlara çözümler getirir. Kimi zaman sonuç
bölümlerinin anlaşılması, özellikle durum öykülerinde olduğu gibi kolay
olmayabilir, okuyucuda bitmişlik hissi uyandırmaz. Bazen öykülerde çatışma ve
gerilimin hat safhada olduğu ve sonuç bölümünden önce yer alan bir zirve bölümü
de bulunabilir ya da öykü zirve ile birlikte beklenmedik bir biçimde bitebilir.
2.6.Konu Değişimi Belirleyicileri (Topic Changing Markers): Konu değişim
belirleyicileri bir metinde konunun değiştiğini haber veren dilsel birimlerdir.
Metinler kurgulanırken konu belirli bir düzeneğe göre oluşturulur. Metin çözücü
konuların değiştiğini, anlatıcı bakış açısının, mekânın, zamanın, dönemin veya
muhtemel dünyanın değiştiğini haber veren dilsel ögelerle, konuya giren yeni bir
karakter ya da bağlaçlar sayesinde fark eder (Dijk ve Walter 204). Bu belirleyiciler
farklı sözcük türlerine ait birimler olarak okuyucunun karşısına çıkabilir.
2.7.İşlev (Function): Bağdaşık her metnin dolayısıyla her anlatı metninin bir
işlevi ya da işlevleri vardır. Bir anlatı metni olan kısa öyküler, her şeyden önce bir
bildirişim işlevine sahip olan metinlerdir. Günay’a (Metin Bilgisi 238-239) göre,
günlük söyleşimler, anlatı biçiminde aktarılan bilgiler, rapor, tanıklık bilgileri,
gazete röportajları, biyografi ya da otobiyografiler, tarihsel anlatılar gibi göndergesi
gerçek dünyada olan metinlerin bir bilgilendirme işlevi; söylence, mesel, destan,
kısa öykü, roman gibi göndergesi kendi üzerine olan anlatı metinlerinin ise bunun
karşıtı olan bir kurmaca işlevi vardır. Anlatı metinleri, sanat işlevinin yanı sıra,
yoruma açık metinler oldukları için simgesel işleve, okuyucuyu ikna edici örnekler
sundukları için de kanıtlayıcı işleve sahiplerdir.
Bu durumda bir metnin işlevi bilgi vermek, düşündürmek, çözüm önerisi
sunmak, bir savı kanıtlamak veya bir olgu hakkında eleştiri yapmak şeklinde
olabileceği gibi okuyucuda bir düşünce ya da davranış değişikliği oluşturmak,
okuyucuyu eğlendirmek veya duygulandırmak olabilir. Metnin işlevi metnin
üretilme amacına paraleldir. Metin üretici okura iletmek istediği düşünceyi veya
vermek istediği mesajı oluşturduğu metin ile aktarırken Uzun’un (24) da ifade ettiği
gibi, metin türüne özgü iletişim amacını gerçekleştirebilmek için mekân, konu,
karakterler, metnin biçemsel özellikleri, sözlü ya da yazılı metin üretimi gibi
bağlamsal özellikleri göz önüne almalıdır.
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
173
2.8.Biçem (Style): Biçem, metin üreticinin duygu ve düşüncelerini ifade
etmek ve somut hale getirebilmek için kullandığı kendine has üslubudur. Dil
ögelerini tercih ettiği şekilde kullanmasıdır. Dijk ve Walter’ın (73) deyişiyle “aynı
şeyi farklı yollardan söyleme” biçimidir. Vardar (40) biçem’i, “Bir bireyin, dilsel gereç
ve olanakları kendine özgü ölçütlerle seçip kullanması sonucu söyleme kattığı kişisel
nitelikli özelliklerin tümü.” şeklinde ifade eder.
Erden’e (17) göre, “Biçem, yazarın etkin bir iletişim kurmak için başvurduğu bir
araçtır ve biçemi incelemenin bir yolu da yazarın dil kullanımlarından onun düşünsel
dünyasına, amaçlarına ulaşmaya çalışmaktır.” Ancak her bireyin dünyayı algılayış
tarzı ve bunu karşısındakine aktarma şekli, dünya bilgisi ve edindiği kültüre göre
farklılık gösterebilmektedir. Buna paralel olarak, yazar kendi biçemiyle konuyu
anlatırken okur bunu kendi edinimlerine göre anlamlandıracağı için yazarın
tasarladığı dünya ile okuyucunun zihninde canlandıracağı dünyanın birbirinden
farklı olması muhtemeldir. Bununla beraber bir yazarın biçemi ürettiği eserlerin
bağlamına göre değişiklik gösterebilir. Bir metin üreticinin biçemini belirlemek için
sözdizimsel ve anlamsal düzlemde oluşturulan yapılar, kullanılan dil ve anlatıcı
bakış açısı gibi biçemsel özellikler göz önüne alınmalıdır.
Sözdizimsel Düzlemdeki Biçemsel Yapılar: Metin üreticinin dilsel
unsurları kullanma üslubu, düşüncesini en iyi şekilde ifade etmek amacıyla seçtiği
sözcükler, tümce türleri ve bunları sıralama şekli metinle amaçladığını
gerçekleştirmek için tercih etmiş olduğu sözdizimsel unsurlardır. Metin üretici,
okuyucuyu metne dahil etmek ve metnin sürekliliğini sağlamak amacıyla soru
tümceleri, eksiltili tümceler, metnin tonunu arttırarak okuyucu heyecanlandırmak
için ünlem tümceleri, vurgulamak istediği ögeleri ön plana çıkartmak için devrik
tümceler, koşut yapılar kullanabilir. Böylece metin bölümleri arasında bağlantı
kurarak okuyucunun metne katılımının devamlılığını sağlamış olur.
Anlamsal Düzlemdeki Biçemsel Yapılar: Metin üretici oluşturduğu metinde
düşüncesini okura anlamsal bir zarafetle, orijinal biçimde iletirken kişileştirme,
eğretileme, değişmece, abartma, zıtlık oluşturma, alıntılama yapma, ulama gibi
mecaza, sese ve anlama dayalı söz sanatları kullanmayı tercih eder. Edebî metnin
diğer metin türlerinden farklı olan yanını oluşturan, metne anlamsal zenginlikler
katan bu unsurlarla edebî bir süzgeçten geçen metin okuyucu için daha estetik bir
hale getirilir.
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
174
Kısa öykü metinleri kapsamları itibariyle ekonomik bir dil kullanımı gerektiren
edebî türler oldukları için birçok bilgi önvarsayım ya da sezdirim yoluyla bu
metinlere yerleştirilir. Edebî sanatlar, sezdirim yoluyla metne yerleştirilen bilgilerin
metin çözücünün çıkarımlarına uygun dil kullanımlarıdır.
Dil Kullanımı: Edebî metnin dili diğer metin türlerindeki dil
kullanımlarından farklıdır. Edebî metinde dil okuyucuda güzellik duygusu
uyandıracak, onu okuma eylemine dahil edecek biçimde, günlük dil ve bilim dili
gibi sıradan dil kullanımlarındaki şekliyle araç değil, amaç olarak kullanılır. Metin
yazarı dilin kullanım biçimlerini farklı şekillerde düzenlerken sözcükleri temel
anlamlarının dışında yan anlamları ile kullanabilir, bağlamsal anlam
farklılıklarından yararlanabilir. Bazen günlük dil kullanımları, karşılıklı
konuşmalar, yerel ağız kullanımları gibi dil tercihleri yapabilir. Duygularını,
düşüncelerini metne has içerik ile kendi biçemiyle oluştururken, özgün bir metin
ortaya koyar. Metni edebileştiren de bu dil kullanım farklılığıdır. İlaveten yabancı
sözcük kullanımları, parantez veya konuşma çizgisi gibi yazım işaretleri ile
oluşturulan ifadeler farklılığı destekleyen biçemsel dil kullanımlarıdır.
Anlatıcı Bakış Açısı (Odaklayım): Yazar, metin konusu içerisinde hayata
geçirdiği öykü kişilerini, kişilerin duygu ve düşüncelerini, olayları anlatırken ya da
mekân betimlemeleri yaparken bir anlatım biçimi seçer. Bu durum yazarın olayları
kimin gözünden aktardığıyla ilgilidir. Metin üretici anlatmak istediği olay ya da
durumları belirlediği bir anlatıcı bakış açısıyla aktarır. Kıran ve Ayşe (142 - 145)
odaklayım olarak adlandırılan bu aktarın biçimini ‘sıfır, iç ve dış odaklayım’ olarak
üç şekilde ifade ederken, Günay (Metin Bilgisi 145) buna ‘çoğul odaklayımı’ da
eklemektedir.
Sıfır odaklayım, hâkim bakış açısına sahip üçüncü tekil bir şahsın veya
doğaüstü bir varlığın (İlahi varlık) olayları, durumları hatta öykü kişilerinin duygu
ve düşüncelerini en ince ayrıntısına kadar bildiği anlatım biçimidir. Bu
odaklayımda metin dışı öykü anlatıcı olayın dışındadır, ancak olayla ilgili somut
veya özellikle soyut her bilgi onun tasarrufundadır. İç odaklayım olarak
adlandırılan kahraman bakış açısı ise birinci tekil bir anlatıcının, bu genellikle öykü
içerisindeki kahramanlardan birisi durumundadır, öykü kişilerinin duygu, düşünce
ve hislerini anlatmasıdır. Bu anlatıcı öykü kişilerinden biri olduğu için bilgi düzeyi
ve anlatım açısı kısıtlıdır yani metinde yaşanan olaylara bir öykü kişisinin bildiği
kadar hâkimdir. Diğer bir bakış açısı olan dış odaklayımda ise anlatıcı, metnin bir
betimlemesini yaparak, bir gözlemci kimliğiyle olayları nesnel bir halde okura
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
175
aktarır. Yazar metinde birden fazla odaklayım da kullanabilir. Bu durumda, yani iki
veya daha fazla bakış açısını kullanarak olayları karma bir bakış açısıyla, çoğul
odaklayımla anlatmış olur.
2.9.Özet (Summary): Bir metnin özetlenebiliyor olması bağdaşıklığın temel
gereksinimlerindendir. Dilidüzgün’ün (104) açıkladığı üzere, özet, bir metnin
ayrıntılarının atılmasından sonra anlamı oluşturan önemli noktaların yazılı veya
sözlü şekilde, nesnel olarak kısaca ifade edilebilmesidir. Günay’ın (Metin Bilgisi 133-
135) ifadesiyle, özetlenebilmiş bir metin, içeriği anlaşılmış bir metindir ve bir metnin
özetlenebilmesi için; metnin çok iyi anlaşılması, düşünce gelişimine göre
bölümlendirilmesi, metindeki temel düşüncelerin belirlenmesi ve kendi aralarında
gruplandırılması, soru tümcelerine ve ‘yazar şöyle diyor ki…’ gibi ifadelere yer
verilmemesi gerekir. Özet yapan özete öznelliğini katmamalıdır.
2.10.Sonuç Tümcesi (Conclusion Sentence): Bağdaşık bir metinde
başlangıç ve sonuç tümceleri arasında bir anlam bütünlüğü olması gerekmektedir.
Metin üretici okuyucuda oluşturmak istediği birtakım davranış değişikliklerini
özellikle metin konusunun özeti niteliğindeki sonuç tümceleriyle açık ya da örtük
olarak vurgular. Metnin yazılış amacına yönelik metin iletisinin verildiği sonuç
tümceleri büyük ölçekli yapıyı destekleyen bir unsurdur (Dilidüzgün 105).
2.11.Motif ve İzlek (Motif and Theme): Edebî metinler, somut yüzey yapı
ve soyut derin yapı olmak üzere ikili bir yapıya sahiptir. Metin üretici, yüzey yapıda
anlattığı konu aracılığı ile anlatmayı istediklerini, birtakım sezdirimlerde bulunarak
derin yapıya yerleştirir, okuyucu tarafından çıkarsanmasını sağlar. Konu metin
dışında var olurken izlek, konunun metin içinde işlenişi sırasında oluşturulur.
Konu somut ve genel iken, izlek soyuttur ve derin yapıya özgüdür (Durak 4). Metin
üretici içeriğini oluştururken okuyucusuna iletmek istediği fikirlerini doğrudan
yüzey yapıda da verebilir ancak ister yüzey yapıda ister derin yapıda yer alsın,
bunları belli motifler etrafında biçimlendirir. Günay’a (Metin Bilgisi 89) göre,
anlamsal büyük yapının (semantic macro structure) yani izleğin, metnin neden söz
ettiğinin belirlenmesi anlamsal düzlemde gerçekleştirilir. Sözlükteki karşılığı “bir
edebî eserde işlenen konunun anlamca ortaya koyduğu ana yönelim” (Akalın 1240)
olarak ifade edilen izlek, birçok motiften (örge) oluşan karmaşık bir yerdeşliktir.
Bağdaşıklıkla izlek birbirinden ayrılmaz kavramlardır. Her motif bir izleğin alt
birimidir dolayısıyla izlek motiflerden oluşur. Örneğin, ‘Ulusal bağımsızlık’ izleğinde
‘savaş’ bir motiftir. Her metin için tek bir ana izlekten söz edilse de aynı metinde
birden çok izlek de bulunabilir (Günay, Metin Bilgisi 90).
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
176
Kıran ve Ayşe’ye göre, bir metindeki yinelemeler egemen izleği belirlemede
çok yardımcı olmaktadır ve izlekten, bir yapıtın etrafında kurulduğu temel düşünce
anlaşılmalıdır (257–258). Konu herhangi bir metinsel bütünde en genel çerçevedir.
Anlatının dayandırıldığı, üzerine bir şeyler söylenen şeydir. İzlek, bir bütün içinde,
dönüp dolaşıp aynı konuya gelmesi itibariyle, yazarın takıntı haline getirdiği ana
düşüncedir. Motifler, izlek içinde oluşturucu parçalardır (Durak 4). “İzlek, öykünün
ana fikrini oluşturur ve öykünün girişinden itibaren verilmeye başlanır, zirve ve
çözüm bölümüne kadar da verilmesi sürer” (Erden 30).
3.Amaç (Intentionality): Beaugrande ve Wolfrang’e (116) göre bu metinsellik
ölçütü metin üreticilerin niyetlerini kapsar ve onların niyetlerini gerçekleştirmek
için metinleri kullandıkları her türlü yolu işaret eder. Okurun bir metni
derinlemesine kavrayabilmesi sadece tümceleri anlamasıyla değil, aynı zamanda
yazarın tümcelerinin amacını da anlamasıyla sağlanabilir. Buna göre, bir yazar
bağlaşık ve bağdaşık bir metin üretebilmek için öncelikle metni oluşturma amacını
tam olarak belirlemelidir. Günay’ın (Metin Bilgisi 230) ifadesiyle, yazar metni ile bir
şey anlatmak, betimlemek ya da açıklamak isteyebilir. Yazarın niyeti, ‘bir öykü
anlatmak’, ‘betimleme yapmak’, ‘bir şeyi kanıtlamak ya da eleştirmek’, ‘bilgi
vermek’, ‘bir düşünceyi esinlemek ya da öneride bulunmak’, ‘konuşmaya dayalı bir
anlatımla düşüncesini açıklamak’ okuyucunun ruhsal yanına seslenerek onda
duygu yoğunluğu oluşturma ya da duygu değişimi yaşatma amacıyla ‘alıcının
duygularını söz sanatlarıyla süsleyerek açıklamak’ ya da ‘gelecekten haber vermek’
olabilir.
4.Bilgisellik (Informativity): Halliday ve Ruqaiya’ya (326) göre, her bilgi
birikimi, okuyucunun önceden edindiği ‘eski bilgi’ ve yazarın metniyle sunduğu
‘yeni bilgi’ olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır. Yazar, metninde okuyucuyu
sıkabilecek eski bilgilere yer vermemeye, bunu okuyucunun sahip olduğu dünya
bilgisiyle tamamlamasına çalışır, metni aracılığıyla ona yeni bilgiler sunar. Yeni
bilginin erişilebilirliği kolay olmadıkça metnin anlaşılması zorlaşacak, eski bilginin
çokluğu da metnin okunma değerini düşürecektir. “Metnin bilgisellik ölçütünü
karşılaması alıcısı için yeni ve beklenmedik bilgiler taşımasını gerektirir. Yeni bilgileri
barındırmayan metinlerin metinselliği azdır ya da hiç yoktur” (Dilidüzgün 39).
5.Kabul Edilebilirlik (Acceptibility): Dilidüzgün’ün (38) ifadesiyle, “bir
metnin kabul edilir nitelikte sayılabilmesi için uygun bir durum bağlamında,
iletişimsel amacına uygun bir biçimde bağlaşık ve bağdaşık olması gerekmektedir.”
Çünkü metnin amacı ve kabul edilebilirlik düzeyi arasında bir bağlantı vardır ve bir
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
177
metnin amacı ne kadar açık olursa, kabul edilebilir olması da o denli kolay
olmaktadır. Günay (Metin Bilgisi 130-131), her metin için belli bir toplum, dönem ya
da grupta kabul edilebilirlik ölçütünden söz edilebileceğini belirtir. Yazara göre,
farklı ulusların yazarlarının kültür dünyaları da farklı olduğu için kabul edilebilirlik
yerel bir değer olarak görülmekte ancak ulusların sosyo-kültürel, tarihsel
etkileşimleri ve iletişimdeki kolaylıkların doğal sonucu olarak da evrensel kabul
edilebilirlik ölçütleri gelişmektedir. Okur açısından metnin kabul edilebilirliği,
metinle iletilen duygu, düşünce ya da bilginin okurun beklentilerini karşılayacak ve
çözümleyebileceği düzeyde olması ile alakalıdır. Örneğin, onlu yaşlarda bir okuyucu
kitlesi ile iletişim kurmak isteyen bir yazarın hazırladığı metinde söz sanatlarını
yoğun bir biçimde kullanması metnin kabul edilebilirliğini bozarken, ele alınan
konunun hedeflenen kitleye hitap edecek uygun sözcük ve ifadeler ile oluşturulması
kabul edilebilirlik derecesini arttıracaktır.
6.Durumsallık (Situationality): Durumsallık terimi, bir metni geçerli olan
bir ortaya çıkma durumuna uygun hale getiren faktörler için kullanılan genel bir
ifadedir (Beaugrande ve Wolfrang 163). Durumsallık, metinde işlenen konunun,
metinle hitap edilen kitleye, hedeflenen amaca ve metnin yazıldığı türe ve bağlama
göre en uygun şekilde ifade edilmesidir (Coşkun 47; Dilidüzgün 38-39). Örneğin, bir
alışveriş merkezindeki ‘bu mağaza kapalı devre kamera sistemi ile korunmaktadır’
gibi bir metin durumsallık özelliği taşırken, aynı metin boş bir arazide hiçbir şekilde
durumsallık arz etmeyecektir.
7.Metinlerarasılık (Intertextuality): Hiçbir metin üretici, üreteceği metnin
konusu, biçimi ve metinde kullanacağı biçem ile ilgili bir bilgi birikimine sahip
olmadan yeni bir metin üretemeyecektir. Bu birikimini de daha önce okuduğu
metinlerden edinecektir. Dolayısıyla ürettiği metinde önceki metinlerin izleri
kaçınılmaz olacaktır.
‘Metinlerarasılık’ kavramını ilk kez kullanan Fransız edebiyat kuramcısı Julia
Kristeva da metni “alıntılar mozaiği” olarak betimlemiş, bu olguyu “her metin kendi
içinde bir başka metnin eritilmesi ve dönüşümüdür” biçiminde tanımlamıştır (Coşkun
47; Uğur 5). Günay’ın (Metin Bilgisi 211) deyimiyle bu kavram, “bir metin ya da
metinler grubunun başka metinlerle olan açık ya da gizli ilişkilerini belirtir.” Bir sanat
eseri olarak değerlendirilen edebî bir metnin algılanması sırasında da ortaya çıkan
metinlerarasılık olgusu Todorov’un (48) Şklovski’den aktarımına göre, “Bir sanat
yapıtı öbür sanat yapıtlarıyla kurulan bağıntıya göre ve onlarla gerçekleşen
bütünleşmeler yardımıyla algılanır... Yalnızca pastiş değil, her sanat yapıtı herhangi
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
178
bir modele koşut ve karşıt olarak yaratılır. Yeni biçim, yeni bir içeriği dile getirmek için
değil, estetik özelliğini yitirmiş eski biçimin yerine geçmek için ortaya çıkar” biçiminde
ifade bulur.
Kâbus Öyküsünün Metindilbilimsel Analizi
Metindeki Bağlaşıklık Görünümleri
Kâbus adlı durum öyküsü1 134 tümceden oluşmaktadır. Öykü küçük ölçekli
yapı yani bağlaşıklık açısından ele alındığında, sözcüksel bağlaşıklığın ilk kuralı
olan sözcük yinelemesinin [مادر] [مامان) [anne) sözcüğünün eş anlamlılarıyla birlikte
12, 14, 42, 47, 48, 50(x3), 52, 55, 56, 57, 58, 60, 63, 77, 80, 82, 83, 94, 100, 102,
108, 110, 111, 128, 130, 133 numaralı tümcelerde olmak üzere 29 kez gerçekleştiği
görülmektedir. Benzer şekilde [پدر] [بابا) [baba) sözcüğü eş anlamlılarıyla 14 kez, [صدا [
(ses) sözcüğü 22 kez, [اتاق) [oda) sözcüğü 15 kez, [تاریک] [ظلمت][سیاھی) [karanlık) sözcüğü
eş anlamlılarıyla 10 kez, [ترس] [وحشت) [korku) sözcüğü ise eş anlamlılarıyla 8 kez
yinelenmiştir. Metin en çok yinelenen bu sözcükler çerçevesinde şekillenmiştir.
Öyküde sözcüksel bağlaşıklık unsuru olarak, [ترس] [وحشت) [korku, dehşet),
,(karanlık] (تاریک] [ظلمت] [سیاھی] ,(garip, acayip ] (غریب] [عجیب] ,(sessiz, sakin] (سکوت][خاموش]
[ آواز] [ صدا) [ses), [مادر] [مامان) [anne), [پدر] [بابا) [baba) gibi eş ya da yakın anlamlı
sözcükler yer almaktadır.
1. tümcede [خواب) [uyku) adının 7. tümcede [بود خوابیده) [uyumuştu) eylemi ile, aynı
tümcede yer alan [صدا) [ses) adının, 48. ve 52. tümcelerde [کند صدا) [seslense) eylemi
ile, 62. ve 95. tümcelerde kullanılan [ترس) [korku) adının ise 103. tümcede [میترسید [
(korkuyordu) eylemiyle kısmî olarak yinelenmesi sözcüksel bağlaşıklığı sağlayıcı
diğer bir özellik olarak tespit edilmiştir.
5. tümcede [بستر) [yatak) sözcüğü, 11. tümcede [جا) [yer) genel sözcüğüyle, 19.
tümcedeki [معرکھگیری) [hokkabaz) sözcüğü 21. tümcede [آدم) [adam) genel sözcüğü ile
yinelenerek metin bağlaşık kılınmış ancak metinde üst terim, alt terim ilişkili
sözcüğe rastlanmamıştır.
Metni bağlaşık kılan bir başka dil düzenlemesi eşdizimsel örüntülemedir.
Buna paralel olarak, çocuğun gördüğü kâbus betimlenirken, aynı kavram
,şeytan, kâbus, karanlık, korku ] (اضطراب، نالۀ، گریھ، دیو، کابوس، تاریک، ترس ] alanından
,acayip ] (مزاحمی، وحشتناک ، لرزان، اسرارآمیز، بد جنس، عجیبی] ,adlar gibi) ıstırap, inleme, ağlama
hain, esrarengiz, titrek, korkunç, rahatsız) gibi sıfatlar ve [لرزید، گریست، میترسید، میکشن [
1 Durum öyküsü ve olay öyküsü hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Çetiştli 193-197; Bates 57-
76.
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
179
(titredi, ağladı, korkuyordu, öldürüyor) gibi eylemler aynı bağlamda
eşdizimlenmiştir.
Dilbilgisel bağlaşıklığı sağlayan en önemli unsur olarak gönderim ögeleri
incelendiğinde; öyküde metin dışı bir varlığa gönderim söz konusu değildir.
Bununla beraber metin içi art ve ön gönderim ögelerine sıklıkla rastlanmaktadır.
Metnin 19. tümcesindeki [گیری معرکھ) [hokkabaz) sözcüğüne, 27. tümcede [او) [o) kişi
adılı ile, 128. tümcedeki [مادر) [anne) sözcüğüne 129. tümcede [او) [o) kişi adılı ile,
116. tümcedeki [پدر) [baba) sözcüğüne 123. tümcede [او) [o) kişi adılı ile art gönderim
söz konusudur. Metnin 1. tümcesindeki [پرویز) [Perviz), 8. tümcesindeki [خواھر) [kız
kardeş), 12. tümcesindeki [مامان) [anne) sözcüklerinin tamamına 98. tümcede [ماھا ھمۀ [
(hepimiz) belgisiz adılı ile art gönderim gerçekleştirilmiştir.
Metinde ilgi adılı ile yapılmış bir gönderim ögesi bulunmamaktadır. Ancak
iyelik ve belirtme durum eki ile yapılan ardıl art gönderimlere, 1. tümcede
kullanılan ‘Perviz’ adına 5. tümcede [را+ ش+ مژگان) [kirpiğini) ‘kirpik+iyelik+belirtme
durum eki’, 8. tümcede [را + ش + صورت) [yüzünü) ‘yüz + iyelik + belirtme durum eki’,
10. tümcede [را + ش + دست) [elini) ‘el + iyelik + belirtme durum eki’ ; 49. tümcedeki [ او
را) [+ onu) ‘o kişi adılı + belirtme durum eki’, 64. tümcede [را + ش + کوچک مشتھای [
(küçük yumruklarını) ‘küçük yumruklar + iyelik eki + belirtme durum eki’ ve 67.
tümcede [را + ش + نفس) [nefesini) ‘nefes + iyelik eki + belirtme durum eki’, 40.
tümcedeki [شاھیھا ده) [bozuk paralar) sözcük grubuna [رو + اونا) [onları) ‘onlar kişi
adılı+ belirtme durum eki’ gibi gönderimsel yapılanmalar örnek olarak verilebilir.
5. tümcede ise yine ‘Perviz’ adına [زد ھم بھ , جنبید) [kırptı, kımıldadı)
yüklemlerindeki kişi ekleri ile yapılan ardıl art gönderimler söz konusudur.
Öykünün 104. tümcesinde ilk kez kullanılan [مرد) [adam) sözcüğü, 105. ve 106.
tümcelerde [مرد آن) [o adam) gösterme sıfatı + ad biçiminde art gönderimsel olarak
ifade edilmiştir.
Farsça dil özelliği itibariyle, [بھ’ [be’ yönelme durum eki, kimi zamanlarda
belirtme durum eki [را’ [ra’ ile ifade edilebilir. 46. tümcede [ کرد نگاه را اتاق گوشۀ) [ odanın
köşe-si-ne baktı) ifadesindeki belirtme durum eki, yönelme durum eki yerine
kullanılmıştır. Aynı durum 52. ve 119. tümcelerde de geçerlidir; 52. tümcede [ مادرش
را) [anne-si-ne) ifadesinde ‘anne-si-ni’ şeklinde bir kullanım mevcuttur. 119.
tümcede de [را پایش جلو) [ayağının ön-ü-ne) ifadesinde yönelme durum eki yerine,
belirtme durum eki kullanılmıştır. İlaveten Farsça belirtme durum eki [را’ [ra’
konuşma dilinde [رو’ [ru’ ve [و’ [u’ ile ifade edilmektedir. 40. tümcede [اونارو) [onlar-ı),
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
180
61. tümcede [منو) [beni), 84. tümcede [دھنشو) [ağız-ı-nı), 100. tümcede [مامانمو) [anne-mi)
bu kullanıma örnek olarak verilebilir. Diğer bir özellik ise, Farsçada nazım
eserlerde ve konuşma dilinde kullanımı yaygın olan tümleç (dolaylı tümleç, nesne)
görevindeki bitişik kişi adılları bir yüklem ile kullanıldığında, belirtme ve yönelme
durum eki almazlar fakat anlamsal olarak bu eklerin kullanıldığı varsayılır. 10., 48.
ve 109. tümceler bu şekildedir: [کند بیدارش) [o-nu uyandırsın), [کنم صداشون) [onlar-a
seslensem), [بکشیش) [o-nu öldüresin).
Metinde dönüşlülük adılı ile gönderimler de bulunmaktadır. Örneğin, 1.
tümcedeki ‘Perviz’ adına 15. tümcedeki [را خودش) [kendini), 23., 53., 64. ve 81.
tümcelerde ise [را خودش] [خودش بھ) [kendini), (kendine) ve 100. tümcedeki [خودمو [
(kendimi) dönüşlülük adılları ile yapılan art gönderimler söz konusudur.
Metnin 7. tümcesinde [کسی) [birisi) belgisiz adılı, 9. tümcesinde [این) [bu)
gösterme adılı aynı tümcedeki [کوچک خواھر) [küçük kız kardeş) sözcük grubunun ön
gönderimsel ifadesidir. 125. tümcede [کسی) [birisi) belgisiz adılı ile ön gönderimsel
olarak verilen varlık 128. tümcede [مادر) [anne) şeklinde açık kimliğiyle ifade
edilmektedir.
Metnin küçük ölçekli yapısında bağlaşıklığı sağlayan özne, yüklem, nesne,
dolaylı tümleç ya da tamlayan eksiltili yapılar, 17. tümcede [ کوبیده تابلو یک روبرو دیوار بھ
[تھرون کھ رفتیم براش تعریف می کنم] tümcede. 25), çakmışlardı tablo bir duvara Karşı] (بودند
روی بازوی راستش غلتید و باز از ھمان ] tümcede. 46 ve) anlatacağım ona gittiğimizde a’Tahran(
کرد نگاه را اتاق گوشۀ، سوراخ) [Sol kolunun üzerinde doğruldu ve yine aynı delikten odanın
köşesine baktı), tümcelerinde özne eksiltisi biçiminde gözlenmektedir.
صورت مردی بود با ریشھای دراز ویک عبای ] tamlayıcısına yer) tablo] (تابلو] tümcedeki. 17
بلند) [Uzun sakallı ve yüksek cübbeli bir adamın yüzü vardı) şeklindeki 18. tümcede
yer verilmeyerek dolaylı tümleç eksiltili tümce kullanılmıştır. [ نظرش در دایھجانش قیافۀ بعد
aylarında kış Sonra] (پرویز مجسم شد کھ زمستانھا پشت کرسی مینشست و برای او قصھھای اسرارآمیز میگفت
bir kürsünün arkasında oturan ve onun için esrarengiz hikâyeler anlatan
Dayıcan’ın yüzü (Perviz’in) gözünde belirdi.) biçimindeki 22. tümcede ise ‘Perviz’in’
sözcüğüne yer verilmeyerek tamlayan eksiltili tümce kullanılmış, bağlaşıklık
sağlanırken metin sıkıcı olmaktan kurtarılmıştır.
124. tümcede [کند فرار کھ داشت تصمیم)) [Perviz odadan) kaçmaya karar verdi.)
‘Perviz’ özne ve ‘odadan’ dolaylı tümlec, 44. tümcede [گرفتھ و تند نفسھای نفس صدای) [Nefes
sesi, hızlı ve kesik nefes sesleri (işitiliyordu)) yüklem, 79. tümcede [ روی دوباره آنھا وقتی
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
181
yatakta yana yan tekrar Onlar] (تخت کنار ھم دراز کشیدند، پرویز ھم از سوراخ پتو دوباره مشغول دیدهبانی شد
uzandıklarında, Perviz de battaniyenin deliğinden tekrar (onları) gözetlemeyle
meşgul oldu) nesne eksiltisi görülmektedir. 91. tümce ise [...کنی صدا اگھ، نکن صدا) [Ses
etme, eğer ses çıkartırsan…) tümce eksiltisine örnek teşkil etmektedir.
Metinde, bağlaşıklığı desteklerken yinelemelerin oluşturacağı sıkıcılığı
engellemek ve metni estetik kılmak için değiştirim ögelerinin kullanımı söz
حتما ھا و از ما بھترون سر و کار داره وگرنھ ھمینطوری ً او با جن و پری ] tümcede. 27 Örneğin. konusudur
نمیشھ کھ) [O kesinlikle cinlerle ve perilerle ve bizden daha üstün olanlarla uğraşıyor
eğer öyle olmasa bu şekilde olmaz) tümcesinde ‘öyle olmasa’ ifadesi ‘cinlerle ve
perilerle ve bizden üstün olanlarla uğraşmazsa’ şeklindeki muhtemel bir tümce
yerine kullanılarak tümceye dayalı bir değiştirim yapılmıştır. Sıralı bağımlı bir
[دھانش را باز کرد تا مادرش را صدا کند اما ھم چنان ساکت و خاموش بھ جای ماند] tümcede. 49 olan tümce
(Annesine seslenmek için ağzını açtı ancak öylece sakin ve sessizce yerinde
kalakaldı.) ‘öylece’ değiştirim ögesi ‘ağzını açtı’ tümcesinin yerine kullanılarak
tümceye dayalı değiştirim yapılmıştır.
Metin içerisinde bağlaşıklığı sağlarken anlam bütünlüğü oluşturan bağıntı
ögeleri, birlikte kullanıldıkları diğer sözcüklerle anlamlı hale gelen sözcüklerdir.
Dilbilgisel olarak işlevleriyle ön plana çıkan, eş görevli sözcükleri, sözcük öbeklerini
ve tümceleri birbirine bağlayan bu birimler, ekleyici, çeliştirici, nedenleyici ve
zaman belirteci gibi işlevlere sahip olabilirler. Farsçada özellikle bir tümce bitse
dahi nokta yerine ‘ve’ bağlacının kullanılması yaygındır ancak ‘ve’ bağlacı sözcük,
sözcük öbekleri ve tümceleri birbirine bağlamak amacıyla metnin çoğu yerinde
anlamsal yapıyı destekleyici şekilde de sıkça kullanılmıştır. Ekleyici işleve sahip [و [
وقتی پرویز کوچولو نصف شب از خواب :örneklendirilebilir gibi tümcesiyle. 1 metnin bağlacı) ve(
بیدار شد اتاق در ظلمت و سکوت فرو رفتھ بود و جز ھمھمۀ دریا کھ در دور دست بر میخاست و از پنجره بھ درون اتاق نفوذ می
.نمیرسید گوش بھ دیگری صدای کرد) Küçük Perviz gece yarısı uykudan kalktığında, oda
karanlığa ve sessizliğe gömülmüştü ve uzakta yükselen ve pencereden odanın içine
nüfuz eden denizin uğultusundan başka bir ses duyulmuyordu.)
Metinde, 88 kez [و) [ve) bağlacı kullanılmıştır. Daha önce de belirtildiği gibi
‘ve’ bağlacı bazı zamanlarda cümleyi bitirme eylemi için nokta yerine kullanılmışsa
da bağlayıcılık özelliği taşımaktadır. [کھ) [ki) bağlacı ise metinde 44 kez
kullanılmıştır. Bu kullanımların 42 adedi ‘-i, -dığına/ında, -eceğine, -en’ gibi
görevlerde, diğer iki kullanımı ise [ کھ حالی در) [ oysa/oysaki) iki tümceyi birbirine
bağlama amacıyla kullanılmıştır. Burada Farsçadaki -ki bağlacının adıl, zarf, edat
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
182
ve bağlaç olarak kullanıldığını belirtmek gerekmektedir. Farsçada -ki yalın biçimde
adıl ve bağlaç görevi üstlenirken bileşik veya öbekleşmiş biçimlerde, zarf ve edat
olarak da kullanılmaktadır (bkz. Değirmençay 424-436).
Metinde çeliştirici işleve sahip, karşıt yargı bildiren cümleleri birbirine
bağlayan [اما) [ama, fakat) bağlacı 12 kez, [یا) [veya, ya da) bağlacı 1 kez, [ھم) [de/dadahi)
bağlacı 4 kez, [مگھ) [yoksa) bağlacı 1 kez kullanmıştır.
Metinde bağlaşıklığa katkı sağlayan bir başka söz dizimsel özellik ise koşut
yapı kullanımıdır. Metnin 24. ve 97. tümcelerinde gözlenen koşut eylem tekrarları
[از دست او کھ کاری ساختھ نیست، :yapılardır sağlayan kalıcılığını akılda ve akıcılığını metinin
,gelmiyor iş bir elinden onun (بلند میشھ و بدتر گریھ راه میاندازه آن وقت ھیچ کار دیگھای نمی شھ کرد]
kalkıyor ve daha kötü şekilde ağlıyor; o an başka bir iş yapılamıyor) [ بھ میخونھ ورد-...
başka adam ve üflüyor adama ediyor dua] (…, آدم فوت میکنھ و آدم یک شکل دیگھای میشھ ...
bir şekle dönüşüyor...)
Öykü, bir ailenin tatillerini geçirmek amacıyla geldikleri deniz kenarındaki bir
otelde, öykü kişisi Perviz’in gece yarısı uyanması ve sabahın ilk ışıklarıyla annesinin
uyanıp ona seslenmesi arasındaki kısa bir fiziksel zaman dilimine yerleştirilmiştir.
Fiziksel zaman tespitinin yanı sıra Beaugrande ve Wolfrang’in (69) belirttiği gibi
metnin bağlaşıklığı kullanılan dilbilgisel zaman ve görünüşlerle de desteklenmelidir.
Bu ögeler çeşitli dillerde çok farklı şekillerde düzenlenir. Genellikle geçmiş, şimdi ve
geleceği; süreklilik ya da tek seferlik arz eden eylemleri; bitmişlik veya bitmemişliliği
ayırt edici araçlar kullanılır. Kâbus’ta çoğunlukla, tanrısal bakış açısıyla anlatılan
tümcelerde hikâyelerin karakteristik bir özelliği olarak, -di’li geçmiş zaman 81,
şimdiki zamanın hikâyesi 30 ve -miş’li geçmiş zaman 14 kez kullanılmıştır. Sınırlı
sayıda kullanılan (6) şimdiki zaman ise kahramanın kendi kendine konuştuğu,
hikâyenin şimdisinde gerçekleşen olayların aktarıldığı tümcelerde kullanılmıştır.
Genel olarak –di’li geçmiş zaman ve -miş’li geçmiş zaman biterlik gösteren ifadeler
Ondan] (کمی دورتر از او در طرف چپش کسی خوابیده بود. ] tümcelerdeki. 12 ve. 7 birlikte olmakla
[در طرف راست، روی یک تخت کوچک یک نفری پدر و (.uyumuştu birisi tarafında sol, uzakta biraz
üzerinde yatağın bir küçük kişilik tek, tarafta Sağ (مادرش پھلوی ھم دراز کشیده و خوابیده بودند.]
babası ve annesi yan yana uzanmışlar ve uyumuşlardı.) -miş’li geçmiş zaman
kullanımları bitmezlik göstermektedir.
Bir metni bağlaşık kılan özelliklerden biri devrik tümce kullanımıdır. Farsça
sözdizimi Türkçe sözdizimiyle benzerlik gösterdiğinden Farsçada da Yıldırım’ın (62)
ifade ettiği gibi devrik tümce, ögeleri Farsça tümce dizim kuralına uygun biçimde
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
183
sıralanmayan, tümceyi kuran temel ögelerden fiilin genellikle başta veya ortada
bulunduğu tümcelerdir. Devrik tümceler daha çok şiir dilinde, konuşma dilinde ve
seci’li düzyazılarda kullanılırlar. Metin işlevsel tümceler yönüyle ele alındığında, 18.
sakallar uzun vardı yüzü adamın Bir] (صورت مردی بود با ریشھای دراز و یک عبای بلند.] tümcede
ve yüksek bir cübbe ile), yüklem olağan söz dizimindeki gibi sonda değil tümce
ortasında kullanılmış, ‘uzun sakallar ve yüksek bir cübbe ile’ ifadesi, 20. tümcede
(:düşündü karanlıkta ve aşağı sarkıttı Ellerini ] (دستھایش را آورد پایین و در ظلمت اندیشید:]
‘aşağı’ tümleci, tümcenin yöneticisi olan yüklem sonrasında açıklama amaçlı
,idi Babası] (پدرش بود با یک ملحفۀ سفید کھ بھ خودش پیچیده بود.] tümcede. 68. kullanılmıştır
kendine sarmış olduğu beyaz bir çarşaf ile), [پدر) [baba) sözcüğü tümcenin odak
noktasına getirilmiş, eylem sonrasındaki öğeler açıklama amaçlı yerleştirilmiştir.
Kapsamı itibariyle az sayıda sözcükle çok şeyin ifade edilmesini gerektiren
kısa öykülerde örtük anlatımlar türün vazgeçilmez bir özelliğidir. Örneğin, [(4) کند خدا
,varalım zamanında vere Allah] (بھ موقع برسیم کنار دریا تابستانھا خیلی شلوغھ، ممکنھ اتاق گیرمون نیاد.
deniz kenarı yazları çok kalabalık olur oda bulamayabiliriz.) tümcesinden yaz
tatiline gittikleri ve bir motel veya otelde konaklayacaklarının çıkarımı
gece Bu - ] (معلوم نیست امشب چھ خبر شده کھ مامان اجازه داده توی اتاق خودش بخوابیم؟ (14. [(yapılmaktadır
ne oldu da annem kendi odasında uyumamıza izin verdi belli değil ?) ifadesinde
Perviz ve kız kardeşinin evlerinde daima kendi odalarında uyudukları
بعد قیافۀ دایھجانش در نظرش مجسم شد کھ زمستانھا پشت کرسی مینشست و برای او قصھھای ] .sezdirilmektedir
(22) .میگفت اسرارآمیز) [Sonra kış aylarında bir kürsünün arkasında oturan ve onun için
esrarengiz hikâyeler anlatan Dayıcan’ın yüzü gözünün önünde belirdi.) tümcesiyle
dayısının, Perviz’e yaşına uygun olmayan hikayeler anlattığı, [(25) براش رفتیم کھ تھرون
.میکنم تعریف) [Tahran’a gittiğimde ona anlatacağım.) ifadesiyle de ailenin Tahran’dan
geldiği veya Tahran’da yaşayan akrabalarının olduğu çıkarımı yapılmaktadır. [ کلمۀ
«جن» با طنین ھراسانگیزی در مغزش پیچید. (28 (حس کرد کھ حلقھھای چشمش دارد گشاد میشود. (29 (با وحشت در
تاریکی نگاه کرد و بھ نظرش رسید کھ از گوشۀ اتاق موجودات کوتاهقدی، بھ ھمان شکل کھ دایھ خانم وصف کرده بود، دارند بھ
(30) .میآیند پیش طرفش”) [Cin” kelimesi korkunç bir çınlamayla beyninde yankılandı.
Gözbebeklerinin büyüdüğünü hissetti. Korkuyla karanlığa baktı ve odanın
köşesinden, sütannesinin tarif etmiş olduğu benzer şekildeki kısa boylu yaratıkların
ً مامان یا بابا یک کدام دارن خواب دیو میبینند. (48.), [(zannetti olduklarını ilerliyor doğru ona
[- حتما
(Kesinlikle anne veya babanın biri şeytani bir rüya görüyor.) tümcelerinden ise
sütannesinin Perviz’e devamlı korkunç masallar anlattığı ve Perviz’in geçmişte bu
anlatılanların etkisinde kaldığı, korku olgusunun iyice içine işlediği, çocuğun küçük
yaşına rağmen cin, peri, şeytan gibi doğa üstü varlıklardan haberdar edildiği, dayı
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
184
شبھای پیش کھ من مامان روصدا میکردم زود جواب ] .sezdirilmektedir bilinçsizliği sütannenin ve
gecelerde önceki seslendiğim Anneme] (میداد، تازه توی یک اتاق دیگر بود، امشب چطور شده؟ (60(
çabucak cevap verirdi, şimdi başka bir odanın içinde idi, bu gece ne oldu?)
ifadesinden annenin çocuklarına karşı ilgili olduğu, daha önceki [ طفلک میکنی خیال، نھ-
(78) .خوابھ خواب) [Hayır, hayal görüyorsun ufaklık derin uykuda.) ifadesinden aslında
anne ve babanın Perviz’in sandığının aksine şiddet dolu değil normal bir diyalog
yaşadıkları, [(84) بستھ دستمال با دھنشو شاید) [Belki ağzını bir mendille kapatmış.) ifadesinden
Perviz’e bu tip şiddet davranışlarının muhtemelen dayısının veya sütannesi
tarafından anlatıldığı, [(91) ...کنی صدا اگھ، نکن صدا) 90)...نکن صدا) [- Ses etme… Ses etme,
eğer ses çıkartırsan…) ifadelerinden ise anne ve babasının normal bir diyalog
içerisinde oldukları ve yaşadıkları bu ortamın çocuklar tarafından fark edilmesini
حالا دیگر میترسید بھ آن سوی اتاق نگاه کند یکمرتبھ یاد کتابی افتاد کھ ] .yapılabilir çıkarımları istemedikleri
bakmaya tarafına o odanın artık Şimdi] (سال گذشتھ دایھ خانم برایش خوانده بود. (103(
korkuyordu, bu kez aklına, sütannesinin geçen sene ona okumuş olduğu kitap
geldi.) ifadesinde çocuğa erken yaşına tezat oluşturan hikâyelerin anlatıldığı
çok annemle ki sen, Babacım -] (باباجانم، تو کھ با مامان خوب بودی. (108, [(sezdirilmekte
iyiydin.) ifadesinden ise Perviz’in anne ve babasının birbirlerini sevdikleri, mutlu bir
مادرش بیحرکت افتاده است و از گردنش یک رشتۀ باریک خون ] .yapılmaktadır çıkarımı oldukları aile
[سرازیر است و قطره قطره بھ روی فرش میچکد و پدرش کمی آنطرفتر از فرط خستگی افتاده وازھوش رفتھ (111(
(Annesi hareketsiz düşmüş gibi göründü ve boynundan ince bir kan sızıntısı
aşağıya akıyordu ve katre katre halının üzerine damlıyordu ve babası ise diğer
tarafta, yorgunluktan baygın düşmüştü.) ifadesinden anne ve baba arasında geçen
muhabbetli bir ortama rağmen Perviz’in kendisine anlatılanların veya aile
büyüklerinden duyduklarının etkisiyle, karanlık ve yabancı ortam faktörlerinin de
birleşmesiyle çocuğun aslında muhabbetli bir ortamı kâbusa dönüştürebilecek
kadar etki altında kaldığı sezdirilmektedir. Örtük ifadeler kullanılarak sezdirim
yoluyla metne yerleştirilen bilgilerin metin çözücünün çıkarımlarıyla anlaşılması
sağlanmıştır.
Bağdaşıklık Görünümleri
Metnin bağdaşıklık yapısı incelendiğinde, öykünün başlığı olan Kâbus
sözcüğünün değişmeceli biçimde değil gerçek anlamıyla kullanılarak metinde geçen
ana olay hakkında bilgi verdiği görülmektedir. Başlık, korkuyu çağrıştıran bir
sözcük olarak okuyucuda merak uyandırmakta ve bir çağrı işlevi taşımaktadır.
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
185
‘Anne, baba, kâbus, karanlık, korku, gece, sessizlik, oda, ses’ gibi anahtar
sözcüklerle oluşturulan metinde bir ailenin yaz tatili için bir motele gitmeleri ve
ailenin küçük oğlunun, daha önce kendisine anlatılan korku hikâyeleri, karanlık ve
yarı uykulu olma halinin etkisiyle, ailesi hakkında gördüğü bir kâbus konu
edilmektedir. Öykünün tamamı ele alındığında, metnin baskın olan işlevinin metin
çözücüye öğüt vermek olduğu söylenebilir.
Öykü çözümlemeyi kolaylaştıran unsurlardan biri de metnin yüzey
yapısındaki düzenleme biçimini gösteren metnin bölümlendirilmesidir. Öyküde
mekân betimlemelerinin yapıldığı, mekândaki objelerin öykü kişi Perviz’in geçmiş
tecrübelerini çağrıştırdığının anlatıldığı 1. - 40. tümceler uzun bir tanıtım veya giriş
bölümü olarak değerlendirilebilir. Geçmişte Perviz’e anlatılan ya da okunan korku
içerikli hikâyelerin ve yolculuk sırasında gördüğü hokkabazın tesiri ile karanlık ve
yabancı bir mekânda uyuyor olmasının vermiş olduğu korkunun birleşmesi
sonucunda; aynı odada yatan anne ve babasından gelen sesleri yanlış
anlamlandırarak babasının annesini öldürdüğünü düşünmesinin ve dehşetle
oradan kaçmaya karar vermesinin anlatıldığı 41. - 125. tümceler, merak ve
heyecanın doruğa ulaştığı, öykünün gelişme ya da düğüm olarak adlandırılabilecek
bölümünü oluşturur. Annesinin babası tarafından öldürüldüğü ve kendisini de
öldüreceği korkusu içerisinde yardım istemek amacıyla odadan kaçmak üzere olan
Perviz’e annesinin seslenmesi ve aslında annesinin ölmediğini fark etmesi,
yaşadıklarının bir kâbus olduğunu anlamasının anlatıldığı 126. – 134. tümceler
olayın çözüme ulaştığı sonuç bölümü olarak tespit edilebilir.
Metnin anlamsal yapısının algılanmasını kolaylaştıran özelliklerden biri de
konunun değiştiğini fark etmektir. Konunun değiştiğini haber veren unsurlar
açısından ele alındığında, bir mekân betimlemesiyle başlayan öyküde önce Perviz ve
ailesinin tatillerini geçirmek amacıyla deniz kenarında bir otele gelmeleri anlatılır.
18. tümcede ‘bir adam’ konu katılımcısı ile konu değişir, tablodaki bu adamın
yüzünün yolculukları esnasında gördüğü hokkabazı, dayısının ve sütannesinin
kendisine anlatmış oldukları korku hikâyelerini çağrıştırdığı konu edilir. 41.
tümcede ‘yüze vardığında’ zaman belirteci ile konu değişir, aynı odada uyuyan anne
ve babasının seslerini, babasının annesini öldürmesi sırasında ortaya çıkan sesler
olarak algılaması ve bundan duyduğu korkular ifade edilir. 125. tümcede ‘birisi’
adılı ile konu değişir Perviz’in gece boyunca yaşadıklarının sadece bir kâbus olduğu
anlatılır.
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
186
Metin yazarlarının biçemsel özelliklerinin tespiti de bağdaşıklık düzeyindeki
çözümlemeyi destekleyen dil kullanımlarıdır. Yazar, sade bir dil ile öyküsünü
oluştururken anlaşılması güç olmayan kısa tümceler tercih etmiştir. Daha önce de
belirtildiği gibi Farsçadaki ‘ve’ bağlacı, dilin bir özelliği olarak, kimi yerde yargı veya
eylem bitse dahi nokta, virgül yerine kullanılmaktadır. Yani bazı tümceler uzun gibi
görünse de ‘ve’ bağlacı ile bağlanmış kısa, sade ve ardışık tümceler ile
oluşturulmuştur. Özellikle iç odaklayımla anlatılan yerlerde; öykü kahramanlarının
konuşturulduğu tümcelerde çok olmamakla beraber metin çözücüyü metne dâhil
eden soru tümceleri ve bilginin okurun çıkarımına bırakmak istendiği yerlerde [ صدای
-) [- مامان...مامان...] ,(sesleri nefes kesik ve hızlı, sesi Nefes] (نفس نفسھای تند و گرفتھ
anne…anne…), [...پرویز، پرویز -) [- Perviz, Perviz…) gibi eksik tümce kullanımları, [ فکر
کرد) [düşündü), [میترسید) [ korkuyordu), [ایستاد) [durdu) gibi sadece eylemden oluşan
basit tümce kullanımları; kısa ve özlü ifadeler kullanılarak uzun betimlemelere yer
kendi ] (او با خودش گفت: نمیدانم امشب چھ خبر شده کھ مامان اجازه داده توی اتاق خودش بخوابیم؟ ] ,verilmemesi
kendine dedi: Bu gece ne oldu da annem kendi odasında uyumamıza izin verdi,
Bir: söylerdi daima Sütannesi] (دایھخانم ھمیشھ میگفت: - یک بسمالله بگو راحت میشی.] (?değil belli
bismillah çek rahatlarsın) gibi doğrudan aktarım tümceleri yazarın sözdizimsel
biçem özellikleri olarak değerlendirilmektedir.
Anlamsal yapıyı destekleyen anlatım biçimlerinden “söz sanatları anlatımı
daha güçlü kılmak, daha kolay anlaşılmasını sağlamak ve estetik değer
yaratabilmek için kullanılabilir. Bunlar etkin düşünceyi aktarma ve konuşma
yolları sağlamak için yapılan dil kullanımlarıdır. … Aynı tür bir anlatım biçiminin
kullanılması bilimsel bir makalede gerekli değildir.” (Günay, Dil ve İletişim 209 )
bir şeffaf] (آسمان را... مانند شیشۀ شفافی بھ نظر میرسید] ,(süründü gibi yılan] (مانند مار خزید] ,Metinde
siyah iki annesinin] (چشمان مادرش، کھ مانند دوتا الماس سیاه میدرخشید] ,(gökyüzü görünen gibi cam
چھ آدم عجیبی بود، باید خیلی بد جنس ] ,benzetme kullanılan şeklinde) gözleri parlayan gibi elmas
[سرتا پایش از ترس و وحشت می لرزید] ,(olmalı biri hain çok, idi adam bir acayip Ne] (باشد
[با جن و پریھا و از ما بھترون سر و ,(.titriyordu dehşetten ve korkudan kadar ayağa Baştan(
[نمیشھ کھ ھمینطوری وگرنھ داره کار) Cinlerle ve perilerle ve bizden daha üstün olanlarla
شانھھایش بھ سختی میلرزید و تمام گونھھایش از اشک ],(olmaz şekilde bu olmasa öyle eğer, uğraşıyor
yanaklarının ve titriyordu şiddetli çok Omuzları] (پر شده بود و چیزی سینھاش را چنگ میزد
tamamı gözyaşı ile dolmuştu ve bir şey göğsünü parçalıyordu.) şeklindeki abartma
söz sanatları yazarın anlamsal biçem özellikleridir. Ayrıca metindeki و ظلمت در اتاق[
بھ ] ,(verdi kulak] (گوش داد] ,(gömülmüştü sessizliğe ve karanlığa oda (… سکوت فرو رفتھ بود]
şey bir] (چیزی سینھاش را چنگ میزد] ,(dalmıştı uykuya bir derin ] (خواب عمیقی فرو فتھ باشد
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
187
göğsünü parçalıyordu) gibi deyim kullanımları yine anlamsal düzlemdeki biçemsel
özellikleri destekleyen unsurlardır.
[نمیذاره، نمیذاره مامان داد بکشھ] ,(?duymuyor sesimi benim Neden ] (چرا صدای منو نمیشنوه؟]
(Bırakmıyor, bırakmıyor annem bağırsın.) gibi Perviz’in kendi kendine konuştuğu ya
da dayısı ve sütannesinin konuşturulduğu tümcelerde konuşma dilinin tercih
edilmesi, ‘cin, peri, şeytan’ gibi doğaüstü varlık adlarının, ‘kâbus, korku,’ gibi soyut
adların, ‘vahşet, kan, yılan, hokkabaz, karanlık, uğultu, ıstırap, çığlık, çaresizlik,
yaratık, gözyaşı ağlamak, inlemek, korkmak, öldürmek, titremek, kaçmak’ gibi
korkuyu çağrıştıran ad ve eylemlerin, ‘hain, kötü, esrarengiz’ gibi sıfatların
kullanımları da yazarın yüzey yapıdaki dil kullanımları olarak belirlenmiştir.
Kâbus kısmen, her şeyi bilen, gören dolayısıyla öykü kahramanlarının duygu
ve düşüncelerine en ince ayrıntısına kadar vakıf olan sıfır odaklayım (ilahi bakış
açısı) ile anlatılmıştır. Öykü kişisi Perviz’in ağzından anlatılan tümcelerde ise iç
odaklayım gözlenmiştir, dolayısıyla öyküde çoğul bakış açısının yer aldığı
söylenebilir.
Metinde, “Bu gece ne oldu da annem kendi odasında uyumamıza izin verdi
belli değil? (14)”, tümcesi Perviz ve ailesinin tatil amaçlı geldikleri otelde aynı odada
kaldıklarını belli eden bir konu tümcesi olarak değerlendirilebilir. “Sonra kış
aylarında bir kürsünün arkasında oturan ve onun için esrarengiz hikâyeler anlatan
Dayıcan’ın yüzü gözünün önünde belirdi. (22) ”, “Şimdi artık odanın o tarafına
bakmaya korkuyordu, bu kez aklına, sütannesinin geçen sene ona okumuş olduğu
kitap geldi. (103)”, “Kitabın üzerinde uzun sakallı ve bıyıklı bir adamın resmi vardı
ve göğsünün üzerine bir şeytan oturmuştu, bir eliyle şeytanın boynuzu kavramıştı
ve diğer eliyle de büyükçe bir bıçağı ona doğru uzatıyordu. (104)” gibi tümceler
dayısının ve sütannesinin Perviz’e korkunç hikâyeler anlattıklarını özetleyen konu
tümceleridir. “Sonunda annemi öldürdü, sonunda. (113)” tümcesi ise Perviz’in,
annesinin babası tarafından öldürüldüğünü zannettiğinin konu edildiği bölümleri
içeren bir konu tümcesidir.
Metinde anlatılanların aslında Perviz’in yaşadığı bir kâbustan ibaret olduğu
“O zaman başını duvara dayadı ve mutluluktan ağladı ve öyle geliyordu ki tüm gece
baştan sona korkunç bir kâbus onun yakasına yapışmıştı. (134)” sonuç tümcesi ile
açık bir şekilde ifade edilmektedir.
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
188
Öyküde, ‘karanlık, kâbus, korku’ gibi motifler çerçevesinde oluşturulmuş bir
temel izlek “Benliklerinin oluşmaya başladığı ilk dönemlerinde olumsuz ya da korku
içerikli öykülerin anlatılması küçük çocuklar üzerinde olumsuz etkiler bırakabilir.”
tümcesiyle ifade edilebilir.
Sonuç
Edebî metinler, üreticilerinin söylediklerini içeren, görünen yüzey yapı ve
söylemek istediklerini içeren, görünmeyen derin yapı olmak üzere iki yapılı
metinlerdir. Genelde metinlere, özelde edebî metinlere ve bu metinlerin içerdiği
çoklu anlam yapılarına metindilbilimsel çözümleme yöntemiyle ulaşmak
mümkündür. Geleneksel metin çözümleme yöntemlerinden farklı olarak, her türlü
dil olgusunu metin yapan ölçüt ve kuralları belirleyen metindilbilim, kuramsal bir
temele dayanan, uygulamalı bir çözümleme yöntemidir.
Bu yönteme dayalı olarak çözümlendiğinde, ‘ailesiyle birlikte tatilini geçirmek
üzere deniz kenarına gelen Perviz adlı bir çocuğun, kendisine daha önce dayısı ve
sütannesi tarafından anlatılan korku içerikli hikâyelerin, karanlığın ve bulunduğu
mekânın farklılığı gibi faktörlerin etkisiyle, kaldıkları otel odasında babasının
annesini öldürmesi ile ilgili kâbus görmesi’ biçiminde özetlenebilen Kâbus adlı
öykü, metinselliğin temel ölçütlerinden bağlaşıklık ve bağdaşıklık açısından ele
alınmıştır. Metni bağlaşık kılan sözcüksel ve dilbilgisel yapıdan hareketle,
üreticisinin vermek istediği mesaja ulaşılmıştır. [مادر] [مامان) [anne), [پدر] [بابا) [baba),
,(kâbus] (کابوس] ,(korku] (وحشت] [ترس] ,(karanlık] (سیاھی][ظلمت] [تاریک] ,(oda] (اتاق] ,(ses] (صدا]
[شب) [gece), [سکوت) [sessizlik) gibi anahtar sözcüklerle şekillenmiş olan metin, küçük
ölçekli yapıda; aynı sözcüğün, eş ya da yakın anlamlı sözcüklerin yinelenmesi ve
,karanlık, korku ] (اضطراب، نالۀ، گریھ، دیو، کابوس، تاریک، ترس ] alanından kavram aynı
kâbus, şeytan, ağlama, inleme, ıstırap) gibi adlar, [عجیبی، جنس بد، اسرارآمیز، لرزان،
وحشتناکی، مزاحمی) [ acayip, hain, esrarengiz, titrek, korkunç, rahatsız) gibi sıfatlar ve
[لرزید، گریست، میترسید، میکشن) [titredi, ağladı, korkuyordu, öldürüyor) gibi eylemlerin aynı
bağlamda eşdizimlenmesiyle sözcüksel olarak bağlaşık kılınmıştır. Yine küçük
ölçekli yapıda; kişi adılları, eylemlerin sonundaki kişi ekleri, iyelik ekleri, gösterme
adılları ve sıfatları gibi kullanımlarla gerçekleştirilen gönderim; özne, yüklem,
nesne, tamlayan eksiltili tümce; değiştirim ögeleri; bağıntı ögeleri; koşut yapılar;
devrik tümceler; uyumlu eylem zamanları ve anlamlandırmayı metin çözücüye
bırakan örtük ifadeler gibi dil kullanımlarıyla da dilbilgisel olarak bağlaşık kılınmış,
yüzey yapıda birbirleriyle bağlantılı bir metin oluşturulmuştur.
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
189
Metin çözücüye ‘öğüt verme’ işlevi taşıyan metin sade bir dil ile anlaşılması
kolay, kısa tümcelerle oluşturulmuştur. Metinde benzetme ve abartı sanatına yer
verilirken, kimi zaman konuşma dilinin tercih edilmesi, ‘cin, peri, şeytan, kâbus,
korku, vahşet, kan, yılan, hokkabaz, karanlık, uğultu, ıstırap, çığlık, çaresizlik,
yaratık, hain, kötü, esrarengiz, ağlamak, inlemek, korkmak, öldürmek, titremek,
kaçmak’ gibi korkuyu çağrıştıran sözcük kullanımları yazarın biçemsel özellikleri
olarak belirlenmiştir.
Yüzey yapıda kullanılan dilsel ögelerden ve ‘karanlık, kâbus, korku’ gibi
motiflerden hareketle derin yapıya yerleştirilen anlamsal ögelere ulaşılmıştır.
“Benliklerinin oluşmaya başladığı ilk dönemlerinde olumsuz ya da korku içerikli
öykülerin anlatılması küçük çocuklar üzerinde olumsuz etkiler bırakabilir.”
şeklinde temel bir izlek tespit edilmiştir.
KAYNAKÇA
Akalın, Şükrü Haluk. “İzlek.” Türkçe Sözlük. Ankara: Türk Dil Kurumu, 2011. 1240.
Aksan, Doğan. Her Yönüyle Dil. Ankara: Türk Dil Kurumu, 2000.
Aydın, İlker ve Gülşen Torusdağ. “Türkçe Öğretimi Çerçevesinde Yazınsal Bir Metin
Çözümleme Örneği Olarak Refik Halit Karay’ın Garip Bir Hediye’si.” Türkçe
Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi 3/4 (2014): 109-134.
Bates, Herbert Ernest. Yazınsal Bir Tür Olarak Kısa Öykü. Çev. Gökçen Ezber.
İstanbul: Bilge Kültür Sanat, 2001.
Beaugrande, Robert Alain de, ve Wolfrang Ulrich Dressler. Introduction to Text
Linguistics. London and New York: Longman, 1981.
Coşkun, Eyyüp. İlköğretim Öğrencilerinin Öyküleyici Anlatımlarında Bağdaşıklık,
Tutarlılık ve Metin Elementleri. (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Gazi
Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Türkçe Öğretmenliği Bilim Dalı.
Ankara: 2005.
Çetişli, İsmail. Edebi Akımlar. Ankara: Akçağ, 2014.
Değirmençay, Veyis. Farsça Edatlar ve Bağlaçlar Sözlüğü. Erzurum: Atatürk
Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Matbaası, 2003.
Demircan, Ömer. “‘Öyküsü-Devrik’ Tümce.” Türk Dili Dergisi 19.112 (2006): 17-21.
Dijk, Teun A. van ve Walter Kintsch. Strategies of Discourse Comprehension.
Orlando, Florida: Academic Press, Inc.,1983.
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
190
Dilidüzgün, Şükran. Türkçe Öğretiminde Metindilbilimsel Bağlamda Uygulamalı Bir
Yaklaşım. (Yayımlanmamış Doktora Tezi.) İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı. İstanbul: 2008.
Durak, Mustafa. “İzlek Kavramı ve M.Taner’de Şiir Dili ve Ağıt Dili.” Akatalpa 4 (15
Mart 2001): 1-9.
“Edebi-Metinlerde-Zaman.” Weblopedi, Sanal Ansiklopedi. Web. 22. Mart. 2014.
Erden, Aysu. Kısa Öykü ve Dilbilimsel Eleştiri. Ankara: Bizim Büro, 2010.
Erkman Akerson, Fatma. Dile Genel Bir Bakış. İstanbul: Multilingual, 2007.
Günay, Doğan. Dil ve İletişim. İstanbul: Multilingual, 2004.
---. Metin Bilgisi. İstanbul: Multilingual, 2007.
Halliday, Micheal Alexander Kirkwood ve Ruqaiya Hasan. Cohesion in English.
London: Longman, 1976.
Karahan, Leyla. Türkçede Sözdizimi. Ankara: Akçağ, 2010.
Kıran, Zeynel ve Ayşe Eziler Kıran. Yazınsal Okuma Süreçleri. Ankara: Seçkin, 2007.
Moran, Berna. Edebiyat Kuramları ve Eleştiri. İstanbul: İletişim, 2002.
Murâdî Kûçî, Şehnâz. Şinâhtnâme-i Furûg Ferruhzâd. Tahran: Neşr-i Katre, 1379.
Sebzecioğlu, Turgay ve Sibel Ekdi. “Orhon Türkçesinde Türkçenin Temel Söz
Sırasının Evrimine Kanıt Bir Geçiş Dönemi Yapısı: Adılsıl Devriklik.” JASSS
47. Summer I (2016): 343-360.
Şenöz Ayata, Canan. Almanca ve Türkçede Metin Türü Olarak Yazın Eleştirisi.
İstanbul: Mavibulut, 2003.
---. Metindilbilim ve Türkçe. İstanbul: Multilingual, 2005.
Todorov, Tzvetan. Yazın Kuramı. Çev. Mehmet Rifat ve Sema Rifat. İstanbul: Yapı
Kredi, 2010.
Uğur, Nizamettin. Metindilbilgisi (Ders Notları). Ankara: 2013. Web. 09 Ekim 2016.
Uzun Subaşı, Leyla. Orhon Yazıtlarının Metindilbilimsel Yapısı. Ankara: Simurg,
1995.
Yağcıoğlu, Semiramis. “Gazete Köşe Yazılarında Eşdizimsel Örüntüleme ve İdeoloji.”
Dilbilim Araştırmaları Dergisi (1999): 55-64.
Yıldırım, Nimet. Farsça Cümle Bilgisi. Erzurum: Fenomen, 2005.
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
191
Vardar, Berke. Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü. İstanbul: Multilingual, 2002.
EK1:
Kâbus
Küçük Perviz gece yarısı uykudan kalktığında oda karanlığa ve sessizliğe
gömülmüştü ve uzakta yükselen ve pencereden odanın içine nüfuz eden denizin
uğultusundan başka bir ses duyulmuyordu. (1) İlk anda kendi yatağında olmadığını
hissetti. (2) Merakla ve dikkatle etrafa baktı ve o zaman babasının tüm yol boyunca
düzenli olarak söylediği sözleri aklına geldi: (3)
- Allah vere zamanında varalım, deniz kenarı yazları çok kalabalık olur oda
bulamayabiliriz. (4)
O vakit kirpiklerini birkaç kez kırptı ve ihtiyatlı bir şekilde yatakta kımıldadı. (5)
Şimdi artık gözleri karanlığa alışmıştı ve kapıların, duvarların ve perdelerin tüm
hatlarını ayırt ediyordu. (6) Ondan biraz uzakta, sol tarafında birisi uyumuştu. (7)
Yüzünü ileriye götürdü ve dikkatle baktı: (8) Ah, bu küçük kız kardeşi idi. (9) Onu
uyandırmak ve onunla denizden ve güneşten ve yarın sahilde toplayacakları deniz
kabuklarından konuşmak için elini uzattı ancak çok geçmeden vazgeçti, gönlü
onun tatlı uykusunu bölmeye razı gelmedi. (10) Yavaşça ve bir yılan gibi süründü ve
kendi yerine geri döndü ve bu kez odanın diğer tarafına baktı. (11) Sağ tarafta, tek
kişilik küçük bir yatağın üzerinde babası ve annesi yan yana uzanmışlar ve
uyumuşlardı. (12) Kendi kendine söyledi: (13)
- Bu gece ne oldu da annem kendi odasında uyumamıza izin verdi belli değil?
(14)
Ve o zaman kendini sıkıntılı bir düşünceden kurtarmak isteyen adam misali elinin
parmaklarını saymaya başladı: (15) … 1… 2… 3… 4… (16)
Karşı duvara bir tablo çakmışlardı. (17) Bir adamın yüzü vardı uzun sakallar ve
yüksek bir cübbe ile. (18) Karanlıkta tabloyu net şekilde göremiyordu ancak adamın
suratındaki ifadesizlik ve aynı solgun çizgiler, ona yolculuk esnasında
kahvehanelerden birinde görmüş olduğu bir hokkabazı hatırlattı. (19) Ellerini
sarkıttı aşağı ve karanlıkta düşündü: (20)
- Ne acayip bir adam idi, çok kötü biri olmalı, bavulunun içinde her türlü
sihirbazlık malzemesi vardı. (21)
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
192
Sonra kış aylarında bir kürsünün arkasında oturan ve ona esrarengiz hikâyeler
anlatan Dayıcan’ın yüzü gözünün önünde belirdi. (22) Bir kez daha kendi kendine
düşündü: (23)
- Dayıcan’ın, dua ediyor adama üflüyor ve adam başka bir şekle dönüşüyor
diye anlattığı o adam kesinlikle yolda gördüğümüzdür. (24) Tahran’a
gittiğimde ona anlatacağım. (25) Ama ne acayip ve garip bir şekli vardı. (26)
Kesinlikle o, cinlerle ve perilerle ve bizden daha üstün olanlarla uğraşıyor,
eğer öyle olmasa böyle olmaz. (27)
“Cin” kelimesi korkunç bir çınlamayla beyninde yankılandı. (28) Gözbebeklerinin
büyüdüğünü hissetti. (29) Korkuyla karanlığa baktı ve odanın köşesinden,
sütannesinin tarif etmiş olduğu benzer şekildeki kısa boylu yaratıkların ona doğru
ilerlediklerini zannetti. (30) Sütannesi daima söylüyordu: (31)
- Bir bismillah çek rahatlarsın. (32)
Ve o zaman titreyen ellerle, yavaşça battaniyeyi yüzünün üzerine çekiyor, birkaç
kez dudağının altından tekrar ediyordu: (33) – Bismillah (34) – Bismillah (35) –
Bismillah…(36)
Denizin uğultusu, yoldan geçen dalgın birinin sesi karanlıkta yükseliyor ve oda
penceresinden içeriye nüfuz ediyordu. (37) Battaniyede oluşturduğu küçük delikten
bir gözünü dışarıya çıkartıp uzakta, sanki şeffaf bir cam gibi görünen gökyüzüne
baktı. (38) Yıldızlar parlak ve canlı idiler ve ihtiyatla etrafını ve özellikle odanın
köşesini süzerken düşündü: (39)
- Babamın kimi zaman kumbarama atmam için verdiği bozuk paralara ne
kadar da çok benziyorlar, ben onları parlasınlar diye halının üzerine sürerim.
(40)
O vakit yıldızları ve isimlerini saymaya başladı, yüze vardığında aniden kalktı ve
kulaklarını kabarttı. (41) Odanın o tarafından, anne ve babasının uyumuş oldukları
o yerden hafif bir mırıldanma yükseliyordu. (42) Sanki birisi boğuluyor gibiydi: (43)
Nefes sesi, hızlı ve kesik nefes sesleri. (44)
- Nasıl yani? (45)
Sol kolunun üzerinde doğruldu ve yine aynı delikten odanın köşesine baktı. (46) Ah,
orada, anne ve babasının yatağının üzerinde hafif bir kımıldanma ve nefes sesleri,
düşündü: (47)
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
193
- Kesinlikle annem veya babam şeytani bir rüya görüyorlar, ayağa kalkıp
onlara seslensem iyi olur. (48)
Ancak hızlı ve kesik nefeslerden sonra o taraftan sakin inleme seslerinin duyulması
onu yerine çiviledi. (49) Sanki birbirleriyle sohbet ediyorlardı, babasının yatak
nevresimi altından çıkan elini gördü, boşlukta döndürdü ve o an annesinin
boynuna, omzuna doğru uzattı ve ona, annesi yalvarıyor, babasının bir şey
yapmasını engelliyor gibi geldi. (50) Battaniyeyi ıstırapla bir tarafa çekti, şimdi
yüzünün ve omuzlarının tamamı battaniyenin dışındaydı. (51) Annesine seslenmek
için ağzını açtı ancak öylece sakin ve sessizce yerinde kalakaldı. (52) Konu onun
için hala ifade edilemez ve anlaşılmaz idi. (53) Sonunda cesaretini topladı ve
yavaşça seslendi: (54)
- Anne… (55) Anne…(56)
- Anne… (57) Anne…(58)
Ancak onlar duymadılar, onun sesini işitmediler. (59)
- Anneme seslendiğim önceki gecelerde çabucak cevap verirdi, şimdi başka bir
odanın içinde idi, bu gece ne oldu? (60) Neden benim sesimi duymuyor? (61)
Karanlık yüzünü kaplamıştı ve karanlıkta gözleri korku ve ıstırapla parlıyordu. (62)
Kalktı ve başını uzattı ve bir an annesinin bakışının onun bakışıyla karşılaştığını
hissetti, istemsizce, neden olduğunu bilmeksizin, utandı. (63) Kendini ikinci kez
yatağın üzerine attı ve sinirden yumruklarını sıkıp böğrüne vurdu. (64) O esnada
kulağına yavaş bir fısıldanma sesi geldi. (65) Bir anlık sessizlik, ah bir kişi ona
doğru geliyordu. (66) Nefesini göğsünde tuttu ve kulak verdi: (67) Babası idi,
kendine dolamış olduğu beyaz bir çarşaf ile. (68) Göz kapaklarını aceleyle birbirine
bastırdı ve karanlıkta düşündü: (69)
- Ne kötü! (70) Babam bu gece pijama giymeyi unutmuş. (71)
Ancak o an uykuya dalması gerektiğine dair belirli olmayan bir duygu hissetti,
babası onun bir adımlık mesafesine ulaşmıştı. (72)
Durdu ve onun suratına doğru eğildi ve bir müddet karanlıkta ona baktı: (73)
- Perviz, Perviz… (74)
Ancak o en küçük bir harekette bulunmadı. (75) Derin uykuya dalmış olan bir canlı
misali sakin bir şekilde nefes alıyordu. (76) Babası kalktı ve ondan uzaklaştı ve
Perviz, babasının annesine söylediğini işitti: (77)
- Hayır, hayal görüyorsun ufaklık derin uykuda. (78)
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
194
Onlar tekrar yan yana yatakta uzandıklarında, Perviz de battaniyenin deliğinden
tekrar gözetlemeyle meşgul oldu. (79) Bu kez ses öncekinde daha şiddetli ve daha
net idi, annesinin inleme sesi bir kez daha yükseldi. (80) Şaşkınlıkla kendi kendine
dedi: (81)
- Yoksa annem ne yaptı ki… ? (82) Annem neden hiç bağırmıyor? (83) Belki
ağzını bir mendille kapattı. (84)
İnlemeler sanki bir el ile kapatılan bir ağızdan zorlukla çıkıyor gibiydi. (85) Onu
baştan ayağa soğuk bir ter kapladı. (86) Ağzı kurumuştu. (87) Bağırmak istiyordu
ancak sesi çıkmıyordu. (88) Huzursuzca yatağının içinde doğruldu ve ansızın
babasının sürekli olarak bir cümleyi tekrar ettiğini işitti: (89)
- Ses etme… (90) Ses etme, eğer ses çıkartırsan… (91)
Baştan beri tüm mırıldanmalar arasında net bir şekilde anlayabildiği tek cümle bu
idi. (92) Kızgınlıkla dişlerini birbirine bastırdı: (93)
- Bırakmıyor, bırakmıyor annem bağırsın. (94)
Tepeden tırnağa korkudan ve dehşetten titriyordu. (95) Birden bire kız kardeşini
uyandırmak için elini uzattı, ancak çabucak vazgeçti. (96)
- Onun elinden yapacak bir şey gelmiyor, kalkıyor ve daha kötü şekilde
ağlıyor, o an başka hiçbir şey yapılamıyor. (97) Babam hepimizi öldürecek.
(98)
Düşündü: (99)
- Kendimi bir şekilde pencereye ulaştırmalıyım, oradan aşağıya atlayıp
insanlara annemi öldürüyorlar diye haber veririm. (100)
Ve çaresizlikle dudağının altından tekrar etti: (101)
- Annemi öldürüyor… (102)
Şimdi artık odanın o tarafına bakmaya korkuyordu, bu kez aklına, sütannesinin
geçen sene ona okumuş olduğu kitap geldi. (103) Kitabın üzerinde uzun sakallı ve
bıyıklı bir adamın resmi vardı ve göğsünün üzerine bir şeytan oturmuştu, bir eliyle
şeytanın boynuzu kavramış diğer eliyle de büyükçe bir bıçağı ona doğru uzatıyordu.
(104) O adamı düşündüğünde, babasının o adama ne kadar çok benzediği aklına
geldi. (105) Zihninde babasıyla o adam arasında bir bağlantı olabilir mi diye
düşünmeye çalıştı, ancak bir sonuç elde edemedi. (106) O an yorgunlukla
mırıldandı: (107)
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
195
- Babacığım, sen ki annemle çok iyiydin. (108) Neden şimdi onu öldürmek
istiyorsun? (109)
Uzun uzadıya çığlık benzeri bir inleme sesi tüm odayı inletti, dehşetle geri döndü ve
gözlerini anne babasının yatağına dikti ama yatakta hiçbir hareket belirtisi yoktu.
(110) Yarı kalktı, ıstıraplı şekilde o tarafa dikkatlice baktı ve annesi hareketsiz bir
şekilde düşmüş gibi göründü, boynundan ince bir kan sızıntısı aşağıya akıyordu ve
katre katre halının üzerine damlıyordu ve babası ise diğer tarafta, yorgunluktan
baygın düşmüştü. (111) Dudaklarının arasından gizli bir çığlık yükseldi: (112)
- Sonunda annemi öldürdü, sonunda. (113)
Ağzını yastığa bastırdı. (114) Korkuyordu. (115) Eğer babası ağlama sesini işitirse
gelir ve onu da öldürebilir diye düşündü. (116) Omuzları şiddetle titriyordu,
yanaklarının tamamı gözyaşı ile dolmuştu ve bir şey göğsünü parçalıyordu. (117) O
an boğulacağını hissetti. (118)
Güneşin ilk ışıkları pencerenin arasından odanın içine parlayıp karşıdaki duvarı
aydınlattığı zaman, ümitsiz ve yorgun yataktan aşağı indi. (119) Sadece ayağının
önüne bakıyordu. (120) Ayakucuna basarak oda kapısına doğru ilerledi. (121)
Gönlü artık babasını görmek istemiyordu. (122) Ondan nefret ediyordu. (123)
Kaçmaya karar verdi. (124) Kapının karşısında aniden birisi ona seslendi: (125)
- Perviz, Perviz. (126)
Baştan aşağı titredi. (127) Bu annesinin sesi idi. (128) Döndü ve şok içinde ona
baktı. (129) Hayır, o annesi idi. (130) Yanılmıyordu. (131) Kapının kolunu tutan
elini bıraktı ve yanlarına sarkıttı. (132) Bir süre şaşkın şaşkın, annesinin iki siyah
elmas gibi suratının ortasında parlayan gözlerine baktı, onun dudakları üstünde
dans eden memnun gülüşünü gördü. (133) O zaman başını duvara dayadı ve
mutluluktan ağladı, öyle anlaşılıyordu ki tüm gece baştan sona korkunç bir kâbus
ona musallat olmuştu. (134)
EK2:
کابوس
وقتی کھ پرویز کوچولو نصف شب از خواب بیدار شد اتاق در ظلمت و سکوت فرو رفتھ بود و جز ھمھمۀ دریا کھ در دور دست
بر میخاست واز پنجره بھ درون اتاق نفوذ میکرد صدای دیگری بھ گوش نمی رسید. (1 (در اولین لحظھ حس کرد کھ توی
رختخواب خودش نیست. (2 (با دقت و کنجکاوی اطراف را نگریست و آن وقت یاد حرف پدرش افتاد کھ تمام طول راه مرتب
میگفت: (3 (
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
196
- خدا کند بھ موقع برسیم کنار دریا تابستانھا خیلی شلوغھ، ممکنھ اتاق گیرمون نیاد. (4(
آن وقت مژگانش را چند بار بھ ھم زد و با احتیاط در بستر جنبید. (5 (حالا دیگر چشمھایش بھ تاریکی عادت کرده بود و ھمۀ
خطوط درھا، دیوارھا و پردهھا را تشخیص میداد. (6 (کمی دورتر از او در طرف چپش کسی خوابیده بود. (7 (صورتش را جلو
برد و با دقت نگاه کرد: (8 (آه، این خواھر کوچکش بود. (9 (دستش را دراز کرد تا بیدارش کند و با او از دریا و آفتاب و گوش
ماھیھایی کھ فردا در ساحل جمع خواھند کرد حرف بزند اما بلافاصلھ منصرف شد، دلش نیامد خواب آرام او را بھ ھم بزند. (10 (
آھستھ و مانند مار خزید و بھ جای خودش برگشت و این بار سوی دیگر اتاق را نگریست. (11 (در طرف راست، روی یک تخت
کوچک یک نفری پدر و مادرش پھلوی ھم دراز کشیده و خوابیده بودند. (12 (او با خودش گفت: (13(
- معلوم نیست امشب چھ خبر شده کھ مامان اجازه داده توی اتاق خودش بخوابیم؟ (14(
و آن وقت مثل آدمی کھ میخواھد خودش را ازدست فکر مزاحمی نجات بدھد شروع کرد بھ شمردن انگشتان دستش: (15(
یک...دو...سھ...چھار... (16(
بھ دیوار روبرو یک تابلو کوبیده بودند. (17 (صورت مردی بود با ریشھای دراز و یک عبای بلند. (18 (در تاریکی
نمیتوانست تابلو را بھخوبی ببیند اما ھمان خوط بیرنگ و محو از صورت مرد، او را بھ یاد معرکھگیری انداخت کھ در یکی از
قھوهخاهھای میان راه دیده بود. (19 (دستھایش را آورد پایین و در ظلمت اندیشید: (20(
- چھ آدم عجیبی بود، باید خیلی بد جنس باشد، توی چمدانش ھمھجور اسباب چشمبندی داشت. (21(
بعد قیافۀ دایھجانش در نظرش مجسم شد کھ زمستانھا پشت کرسی مینشست و برای او قصھھای اسرارآمیز میگفت. (22 (بار
دیگر با خودش فکر کرد: (23(
ً اون مردی کھ دایھجان میگفت ورد میخونھ بھ آدم فوت میکنھ و آدم یک شکل دیگھای میشھ ھمینھ کھ توی راه دیدیم.
- حتما
ً او با جن و پریھا و از ما
(24 (تھرون کھ رفتیم براش تعریف میکنم. (25 (اما چھ شکل عجیب و غریبی داشت. (26 (حتما
بھترون سر و کار داره وگرنھ ھمین طوری کھ نمیشھ. (27(
کلمۀ «جن» با طنین ھراسانگیزی در مغزش پیچید. (28 (حس کرد کھ حلقھھای چشمش دارد گشاد میشود. (29 (با وحشت در
تاریکی نگاه کرد و بھ نظرش رسید کھ از گوشۀ اتاق موجودات کوتاهقدی، بھ ھمان شکل کھ دایھ خانم وصف کرده بود، دارند بھ
طرفش پیش میآیند. (30 (دایھخانم ھمیشھ میگفت: (31(
- یک بسمالله بگو راحت میشی. (32(
و آن وقت در حالیکھ با پنجھھای لرزان، آھستھ پتو را روی صورتش میکشید، چند بار زیر لب تکرار میکرد: (33(
- بسمالله (34 - (بسمالله (35 - (بسمالله... (36(
ھمھمۀ دریا، آواز رھگذر سر گشتھای در سیاھی اوج میگرفت و از پنجرهھای اتاق بھ درون نفوذ میکرد. (37 (از سوراخ
کوچکی کھ در پتو ایجاد کرده بود یک چشمش را بیرون گذاشت و آسمان را، کھ در دوردست مانند شیشۀ شفافی بھ نظر میرسید،
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
197
ً نگاه کرد. (38 (ستارهھا درخشان و تازه بودند و او در حالی گوشۀ اتاق را می پایید، اندیشید:
کھ با احتیاط اطرافش و مخصوصا
(39)
- چقدر شبیھ این ده شاھیھا ھستند کھ بابا بعضی وقتا میده توی قلکم بندازم و من اونارو روی فرش میکشم تا برق بیفتھ. (40(
آنوقت شروع کرد بھ نامگذاری و شمردن ستارهھا، بھ صدمی کھ رسید ناگھان ایستاد و گوشھایش را تیز کرد. (41 (از آن طرف
اتاق، آنجا کھ پدر و مادرش خوابیده بودند، زمزمۀ خفیفی برمیخاست. (42 (مثل این بود کھ یک نفر داشت خفھ میشد: (43 (
صدای نفس نفسھای تند و گرفتھ. (44(
- یعنی چھ؟ (45(
روی بازوی راستش غلتید و باز از ھمان سوراخ، گوشۀ اتاق را نگاه کرد. (46 (آه آنجا،روی تخت پدر و مادرش یک جنبش
خفیف و صدای نفسھا، اندیشید: (47(
ً مامان یا بابا یک کدام دارن خواب دیو میبینند، خوبھ بلند بشم صداشون کنم. (48(
- حتما
اما صدای نالھھای خاموشی کھ بعد از نفسھای تند و گرفتھ ازآن سوی بھ گوش رسید او را بر جایش میخکوب کرد. (49 (مثل
اینکھ با ھم حرف میزدند، دست بابا را دید کھ از زیر ملافھ بیرون آمد، در فضا دوری زد و آن وقت بھ طرف گردن و شانھھای
مادرش پیش رفت و بھ نظرش رسید کھ مادرش دارد التماس میکند، مادرش دارد پدرش رااز کاری منع میکند. (50 (پتو را با
اضطراب بھ یک سو زد، حالا تمام صورت و شانھھایش از پتو بیرون بود. (51 (دھانش را باز کرد تا مادرش را صدا کند اما
ھمچنان ساکت و خاموش بھ جای ماند. (52 (ھنوز موضوع برایش گنگ ونا مفھوم بود. (53 (بالاخره بھ خودش جرأت داد وبا
صدای خفھای گفت: (54(
- مامان... (55 (مامان... (56(
- مامان... (57 (مامان... (58(
اما آنھا نشنیدند، صدایش را نشنیدند. (59(
- شبھای پیش کھ من مامان رو صدا میکردم زود جواب میداد، تازه توی یک اتاق دیگر بود، امشب چطور شده؟ (60 (چرا
صدای منو نمیشنوه؟ (61(
ظلمت روی صورتش پخش شده بود و در تاریکی چشمھایش با ترس و اضطراب میدرخشید.(62 (بلند شد و سر کشید و در یک
لحظھ احساس کرد کھ نگاه مادرش با نگاه او تلاقی کرد و بیاختیار، بی آن کھ بداند چرا، شرمگین شد. (63 (خودش را دومرتبھ
روی بستر انداخت وازفرط عصبانیت مشتھای کوچکش را گره کرد و بھ پھلوھایش کوفت. (64 (آن وقت صدای پچپچ آھستھای
بھ گوش رسید. (65 (یک لحظھ سکوت، آه یک نفر بھ طرف او میآمد. (66 (نفسش را در سینھ پنھان کرد و گوش داد: (67 (
پدرش بود با یک ملحفۀ سفید کھ بھ خودش پیچیده بود. (68 (پلکھایش را با عجلھ بھ ھم فشرد و در تاریکی اندیشید: (69(
- چھ بد! (70 (بابام یادش رفتھ امشب پیژامھ بپوشد. (71(
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
198
اما در آن لحظھ با یک حس نامعلومی تشخیص داد کھ باید خودش را بھ خواب بزند، پدرش بھ یک قدمی او رسیده بود. (72(
ایستاد و بھ روی صورت او خم شد و مدتی در تاریکی او را نگریست: (73(
- پرویز، پرویز... (74(
اما او کوچکترین حرکتی نکرد. (75 (مانند موجودی کھ بھ خواب عمیقی فرو فتھ باشد با ملایمت نفس میکشید. (76 (پدرش
برخاست و از او دور شد و پرویز شنید کھ بھ مادرش میگفت: (77(
- نھ، خیال میکنی طفلک خواب خوابھ. (78(
وقتی آنھا دوباره روی تخت کنار ھم دراز کشیدند، پرویز ھم از سوراخ پتو دوباره مشغول دیدهبانی شد. (79 (اینبار صدا شدیدتر
و روشنتر از لحظۀ قبل بود و صدای نالۀ مادر بار دیگر برخاست. (80 (او با تعجب بھ خودش گفت: (81(
ً چرا مامان داد نمیکشھ؟ (83 (شاید دھنشو با دستمال بستھ. (84(
- مگھ مامان چھ کرده...؟ (82 (اصلا
نالھھا مانند این بود کھ بھ زحمت از میان دھانی کھ روی آن را با دست گرفتھ باشند بیرون میآمد. (85 (عرق سردی سرتا پای او
را پوشاند. (86 (دھانش خشک شده بود. (87 (میخواست فریاد بکشد اما صدایش بیرون نیامد. (88 (با ناراحتی در میان
بسترش غلتید و ناگھان صدای پدرش را شنید کھ جملھای را پیاپی تکرار میکرد: (89(
- صدا نکن... (90 (صدا نکن، اگھ صدا کنی... (91(
تنھا جملھای بود کھ توانستھ بود از اول تا آن لحظھ در میان آن ھمھ زمزمھھای مختلف بھ طور وضوح تشخیص بدھد. (92 (
دندانھایش را با خشم بھ ھم فشرد: (93(
- نمیذاره، نمیذاره مامان داد بکشھ. (94(
سرتا پایش از ترس و وحشت می لرزید. (95 (یک بار دستش پیش رفت تا خواھرش را بیدار کند اما خیلی زود منصرف شد.
(96)
- از دست او کھ کاری ساختھ نیست، بلند میشھ و بدتر گریھ راه میاندازه آن وقت ھیچ کار دیگھای نمیشھ کرد. (97 (بابا ھمۀ
ماھا را با ھم میکشھ. (98(
فکر کرد: (99(
- باید یک طوری خودمو بھ پنجره برسونم، از اون جا بپرم پایین مردمو خبر کنم کھ دارن مامانمو میکشن. (100(
و با بیچارگی زیر لب تکرار کرد: (101(
- دارن مامانمو میکشن. (102(
Gülşen TORUSDAĞ, Soner İŞİMTEKİN DTCF Dergisi 56.2 (2016): 160-199
199
حالا دیگر میترسید بھ آن سوی اتاق نگاه کند یک مرتبھ یاد کتابی افتاد کھ سال گذشتھ دایھ خانم برایش خوانده بود. (103 (روی
کتاب عکس یک مردی بود کھ ریش و سبیلھای درازی داشت و روی سینۀ یک دیو نشستھ بود، با یک دستش شاخ دیو را نگھ
داشتھ بود و با دست دیگرش کارد بزرگی را بھ طرف او پیش میآورد. (104 (وقتی بھ آن مرد فکر میکرد بھ نظرش رسید کھ
بابایش خیلی شبیھ آن مرد است. (105 (کوشید تا در ذھن خودش رابطھای را کھ ممکن بود بین آن مرد و پدرش وجود داشتھ باشد
کشف کند اما عقلش بھ جایی نرسید. (106 (آن وقت با خستگی زیر لب زمزمھ کرد: (107(
- باباجانم، تو کھ با مامان خوب بودی. (108 (چرا حالا میخواھی بکشیش؟ (109(
صدای یک نالۀ ممتد و بلند شبیھ بھ جیغ تمام اتاق را لرزاند و او با وحشت برگشت و بھ تخت پدر و مادرش چشم دوخت اما تخت
از ھرگونھ جنبش و تلاشی خالی بود. (110 (نیمخیز شد و مضطربانھ آن سو را بھ دقت نگریست و بھ نظرش رسید کھ مادرش
بیحرکت افتاده است و از گردنش یک رشتۀ باریک خون سرازیر است و قطره قطره بھ روی فرش میچکد و پدرش کمی
آنطرفتر از فرط خستگی افتاده وازھوش رفتھ. (111 (فریاد خفھای از میان لبانش برخاست: (112(
- بالاخره مادرمو کشت، بالاخره. (113(
دھنش را بھ بالش فشرد. (114 (میترسید. (115 (فکر کرد اگر پدرش صدای گریۀ او را بشنود ممکن است بیاید و او را ھم
بکشد. (116 (شانھھایش بھ سختی میلرزید و تمام گونھھایش از اشک پر شده بود و چیزی سینھاش را چنگ میزد. (117(
آنوقت او احساس کرد کھ بھ زودی خفھ خواھد شد. (118(
وقتی اولین شعاع آفتاب از میان پنجره بھ درون اتاق تابید و دیوار روبھرو را روشن کرد او نومید و خستھ ازتخت زیر آمد.
(119 (فقط جلو پایش را نگاه میکرد. (120 (پاورچین بھ طرف در اتاق پیش رفت. (121 (دلش نمیخواست دیگر پدرش را
ببیند. (122 (از او بدش میآمد. (123 (تصمیم داشت کھ فرار کند. (124 (در مقابل در ناگھان کسی او را صدا کرد: (125(
- پرویز، پرویز. (126(
سراپایش لرزید. (127 (این صدای مادرش بود. (128 (برگشت و بھتزده او را نگاه کرد. (129 (نھ، او مادرش بود. (130 (
اشتباه نمیکرد. (131 (دستش کھ دستگیره دررا چسبیده بود سست شد و بھ پھلوھایش آویخت. (132 (مدتی خیره خیره بھ چشمان
مادرش، کھ مانند دوتا الماس سیاه در میان صورتش میدرخشید، نگاه کرد ولبخند سیراب و راضی او را دید کھ بھ روی لبانش
میرقصید. (133 (آن وقت سرش را بھ دیوار تکیھ داد و از فرط خوشحالی گریست و بھ نظرش رسید کھ سراسرشب گذشتھ را با
کابوس وحشتناکی دست بھ گریبان بوده است. (134) (389-385 Kûçî Murâdî(

No comments yet

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar