Dervîş Muhammed Şifâyî'nin Şerh-i Şebistân-i Hayâl'indeki Muammâ Çözüm Yöntemleri Üzerine Bir İnceleme

336
DOI: 10.7596/taksad.v6i2.815
Citation: Özdemir, M. (2017). Dervîş Muhammed Şifâyî'nin Şerh-i Şebistân-i Hayâl'indeki Muammâ
Çözüm Yöntemleri Üzerine Bir İnceleme. Journal of History Culture and Art Research, 6(2), 336-357.
doi:http://dx.doi.org/10.7596/taksad.v6i2.815
Dervîş Muhammed Şifâyî'nin Şerh-i Şebistân-i Hayâl'indeki Muammâ
Çözüm Yöntemleri Üzerine Bir İnceleme
An Investigation on Dilemma Resolution Methods in the Sharh Shabistan Khayal of
Darwish Muhammad Shifayi
Mehmet Özdemir1
Abstract
Darwish Muhammad Shifayi was born in early seventeenth century, and has been known as
the commentator on Masnawi with his commentary on the first two volumes of the Rumi’s Masnawi.
This famous commentator also had other works like Hadiyyet al-Fukara in which he translated Esma
al-Hüsnâ, which was originally Persian and was translated into Turkish by him; Hadiyye-i Rahmat in
which he wrote about Islam, mysticism and religious cults; and Sharh Shabistan Khayal in which he
commented on the work of Fattah al-Nishabûrî called Shabistan Khayal. A critical text study was
conducted on the first volume of his work with the name Sharh-i Masnawi and the critical text study is
being conducted at present time about the second volume of this work and about Hadiyyat al-Fukarâ.
There are no studies on Sharh Shabistan Khayal and on Hadiyye-i Rahmat, which is currently not
available in Turkey.
In this study, the work called Sharh Shabistan Khayal located in Süleymaniye Library Serez
2656 number will be introduced, the purpose of the commentator will be explained, and the
commentary method will be dealt with. In Shabistan Khayal, which was originally written in Persian,
issues on religion and life were handled with the dilemma style by using letter and word games. For
this reason, when determining the commentary method of such a text, the translation and commentary
of Persian expressions and the solution ways of the dilemmas must be considered. Based on this
context, when explaining the commentary method of the commentator, the translation and
commentary of the Persian text will be dealt with firstly; and the dilemma resolution methods such as
amel-i tahsîlî, amel-i tekmîlî, amel-i teshîlî, amel-i tezyîlî will be dealt with in the second section under
the title of “Art”.
Keywords: Muhammad Shifayi, Sharh Shabistan Khayal, Commentary Method, Dilemma,
Dilemma resolution methods.
1 Kocaeli Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı, Turkey. E mail:
dr.mehmetozdemir14@gmail.com
Journal of History Culture and Art Research (ISSN: 2147-0626)
Tarih Kültür ve Sanat Araştırmaları Dergisi Vol. 6, No. 2, March 2017
Revue des Recherches en Histoire Culture et Art Copyright © Karabuk University
tr.edu.karabuk.kutaksam://http مجلة البحوث التاریخیة والثقافیة والفنیة
337
Öz
On yedinci yüzyılın başında dünyaya gelen Dervîş Muhammed Şifâyî, Mevlânâ’nın
Mesnevî’sinin ilk iki cildine yaptığı şerhle Mesnevî şarihi olarak tanınmıştır. Şarihin bundan
başka aslı Farsça olan iki Esmâ-yı Hüsnâ şerhini Türkçeye tercüme ettiği Hediyyetü’l-Fukarâ,
İslam dini, tasavvuf ve tarikatlara dair kaleme aldığı Hediyye-yi Rahmet ve Fettâh-ı
Nişâbûrî’nin Şebistân-ı Hayâl adlı eserini şerh ettiği Şerh-i Şebistân-ı Hayâl adlı eserleri
vardır. Bu eserlerden Şerh-i Mesnevî’nin birinci cildi üzerinde tenkitli metin çalışması
yapılmış, söz konusu eserin ikinci cildi ve Hediyyetü’l-Fukarâ adlı eser üzerinde tenkitli
metin çalışmaları yapılmaktadır. Şerh-i Şebistân-ı Hayâl ve yurt dışında bulunduğu için henüz
temin edilemeyen Hediyye-yi Rahmet adlı eserlerle ilgili bir çalışma yoktur.
Bu makalede, Süleymaniye Kütüphanesi Serez 2656 numarada bulunan Şerh-i
Şebistân-ı Hayâl adlı eser tanıtılıp şarihin maksadını izahtan sonra şerh yöntemi üzerinde
durulacaktır. Aslı Farsça olan Şebistân-ı Hayâl’de, din ve hayata dair konular harf ve kelime
oyunları vasıtasıyla muammâ tarzında ele alınmıştır. Dolayısıyla böyle bir metnin şerh
yöntemini belirlerken hem Farsça ifadelerin tercüme ve şerhi hem de muammâların çözüm
şekilleri göz önünde bulundurulmalıdır. Bu düşünceden hareketle şarihin şerh yöntemi ele
alınırken öncelikle Farsça metnin tercüme ve şerhi, ikinci olarak da “sanat” başlığı altında,
muammâların halledildiği bölümde kullanılan amel-i tahsîlî, amel-i tekmîlî, amel-i teshîlî,
amel-i tezyîlî gibi muammâ çözüm yöntemleri üzerinde durulacaktır.
Anahtar sözcükler: Muhammed Şifâyî, Şerh-i Şebistân-ı Hayâl, Şerh Yöntemi,
Muammâ, Muammâ çözüm yöntemleri.
Giriş
Şebistân-ı Hayâl, İranlı şair Muhammed bin Yahya Sîbek Fettâhî (ö. 852/1448-49
veya 853/1449-50) tarafından kaleme alınan manzum-mensur karışık nükteli yazılar
mecmuasıdır (Huart, 2001, s. 582). Fettâhî’nin Şebistân-ı Hayâl adlı eserinde din ve hayata
dair konular harf ve kelime oyunları vasıtasıyla muammâ tarzında ele alınmıştır. Sembolik
nitelikteki kavramlarla kurulan eser, sekiz bölümden meydana gelir (Yazıcı, 1995, s. 485;
Erkal, 2009, s. 36). Eser tevhit, naat, münacat, kitabın telifi ve bâbların tarifi, evvelki
şairlerden bahseden bölümlerden sonra iman ve İslam, padişahlar ve yardımcıları, ilim, züht,
ahlâk katları ve insan cinsleri, leziz şeyler, arzu olunan şeyler, faydalı şeyler başlıklarının
338
bulunduğu sekiz bölümden oluşur. Söz konusu ana başlıklara ait görüşler de fasıllar
vasıtasıyla dile getirilir (Nişâbûrî, 06 Mil Yz A 7185, 1b-87a).
Fettâhî’nin yazdığı Şebistân-ı Hayâl’e yapılan ilk şerh Sürûrî’ye aittir. On altıncı
yüzyılda Sürûrî tarafından yapılan ve Şerh-i Şebistân-ı Hayâl adını taşıyan eserde bâb ve
fasılların düzeninde Fettâhî’nin eserine sadık kalınmıştır. Bâblara geçmeden önce Fîmedhi
Vâcibü’l-Mutlak, Fîna’ti’n-Nebiyyi, Filmünâcâti, Fîte’lîfi’l-Kitâbi ve Ta’rîfi’l-Ebvâbi,
Fîzikri’ş-Şu’arâi’l-Mâziyyeti Biismihâ ve Mahlâsihâ başlıklarının bulunduğu bölümler
mevcuttur. Giriş mahiyetindeki bu bölümlerin ardından Şebistân-ı Hayâl’in sekiz bâbı ve
bâblar altında bulunan fasıllar sırasıyla şerh edilir (Elbir, 2003, s. 33).
Şebistân-ı Hayâl’e yapılan ikinci şerh on yedinci yüzyıl müelliflerinden Dervîş
Muhammed Şifâyî’ye aittir. On yedinci yüzyılın başında dünyaya gelen Şifâyî, eğitimini
tamamladıktan sonra medrese hocalığı, kadılık ve kazaskerlik görevlerinde bulunur. Anadolu
Kazaskerliği sırasında fenafillah arzusuyla hacca niyetlenip devletten izin alarak Konya’ya
gider. Konya’da Pîr Hüseyin Efendi’ye intisap edip Mevlevî olur. Daha sonra Pîr Hüseyin
Efendi tarafından Mısır Mevlevîhanesine şeyh olarak gönderilir. Hayatının sonuna kadar
Mısır’da kalıp Mesnevî nakliyle meşgul olur ve Şerh-i Mesnevî, Hediyyetü’l-Fukarâ,
Hediyye-yi Rahmet, Şerh-i Şebistân-ı Hayâl adlı eserlerini kaleme alır (Özdemir, 2016, s. 13-
20). Muhammed Şifâyî, özellikle Şerh-i Mesnevî adını taşıyan ve Mevlânâ’nın Mesnevî’sinin
ilk iki cildine yaptığı şerhle Mesnevî şarihi olarak tanınır. Bundan başka aslı Farsça olan iki
Esmâ-yı Hüsnâ şerhini Türkçeye tercüme ettiği Hediyyetü’l-Fukarâ, İslam dini, tasavvuf ve
tarikatlara dair kaleme aldığı Hediyye-yi Rahmet ve Fettâh-ı Nişâbûrî’nin Şebistân-ı Hayâl
adlı eserini şerh ettiği Şerh-i Şebistân-ı Hayâl adını taşıyan eserleri vardır. Bu eserlerden
Şerh-i Mesnevî’nin birinci cildi üzerinde tenkitli metin çalışması yapılmış (Özdemir, 2016),
söz konusu eserin ikinci cildi ve Hediyyetü’l-Fukarâ adlı eser üzerinde tenkitli metin
çalışmaları yapılmaktadır. Şerh-i Şebistân-ı Hayâl ve yurt dışında bulunduğu için henüz temin
edilemeyen Hediyye-yi Rahmet adlı eserlerle ilgili bir çalışma yoktur. Bu yazıda, Süleymaniye
Kütüphanesi Serez 2656 numarada bulunan Şerh-i Şebistân-ı Hayâl adlı eser tanıtılıp şarihin
maksadını izahtan sonra şerh yöntemi üzerinde durulacaktır.
I. Şerh-İ Şebistân-I Hayâl’in Tanitimi
1. Nüsha Özellikleri
Muhammed Şifâyî’nin eseri Süleymaniye Kütüphanesi Serez 2656 numarada
Şebistân-ı Hayâl Tercemesi adıyla kayıtlıdır. Eserin 1a sayfasında da “Şebistân-ı Hayâl
Tercümesidir” ifadesi kayıtlıdır. Bu ifadelerden hareketle eserin bir tercüme olduğu
339
düşünülebilir. Fakat Şifâyî, Sürûrî’nin yaptığı şerhin yetersizliği, eserin anlaşılmasının
güçlüğü ve Fettâhî’nin eseri şerh etme görevini vermesi gibi sebeplerle Şebistân-ı Hayâl’i
şerh etmeye niyetlendiğini belirtir. Bu münasebetle şarihin mukaddimede verdiği bilgiler ve
eserin içeriği bunun bir tercüme değil, şerh olduğunu göstermektedir.
Başka bir nüshasına tesadüf edemediğimiz Şerh-i Şebistân-ı Hayâl, toplamda 203
varaktan meydana gelmektedir. Varaklarda bulunan sayfalar genel olarak 19 satırdır, fakat
mukaddimenin başladığı 1b sayfası 15 satır, Şebistân-ı Hayâl şerhinin başladığı 2b sayfası 17
satırdan oluşur. Bunun dışında satır sayısının 17 veya 18 olduğu sayfalar da mevcuttur.
Elimizdeki metnin sayfa kenarları genel olarak cetvelle çizili değildir, fakat birkaç sayfada
(1b-2a, 112a, 121b, 183b-184b, 192a) kırmızı ile çizilmiş kenarlık bulunmaktadır.
Eserin mukaddimesinde Şifâyî, 23 Cemaziyelevvel 1070 (5 Şubat 1660) Perşembe
günü Şebistân-ı Hayâl’in şerhine başlayıp yüz gün sonra 4 Ramazan 1070 (14 Mayıs 1660)
Cuma günü eseri tamamladığını belirtir (Şifâyî, Serez 2656, 1b-2a). Şarihin verdiği bu bilgi
ve eserde herhangi bir müstensih kaydının bulunmaması münasebetiyle elimizde bulunan
nüshanın müellif hattı olduğu söylenebilir.
Şerh-i Şebistân-ı Hayâl’in 1b-2a sayfaları arasında mukaddime vardır. Eserin 2b
sayfasında bulunan besmeleden sonra yer alan Farsça ifadelerin üstü kırmızı çizgili, bâb ve
fasılların başlıkları da kırmızı ile yazılıdır. Sayfa kenarlarında herhangi bir kayıt
bulunmamakla beraber, metinde olması gerekirken herhangi bir sebeple yazılmayan bazı
ifadeler sayfa kenarlarında kayıtlıdır. Bu tür durumlarda, ifadenin ait olduğu yere bir işaret
konulup eksik kısım sayfa kenarına kaydedilmiştir.
2. Muhtevası
Muhammed Şifâyî, Şerh-i Şebistân-ı Hayâl adlı eserini Fettâhî’nin Şebistân-ı
Hayâl’ine uygun olarak düzenleyip eserdeki başlıkları kullanır. Eserin bölümleri ve
bölümlerde ele alınan konular şöyledir: Şifâyî, eserine hamd ve sena ile başlayıp Şebistân-ı
Hayâl’i neden şerh ettiğini açıklar. Bu açıklamadan sonra Fettâhî’nin tertibine uygun olarak
herhangi bir farklı başlık kullanmadan Farsça ifadeleri verip şerhe geçer. Devamında
Fîna’ti’n-Nebiyyi, Filmünâcâti, Fîte’lîfi’l-Kitâbi ve Ta’rîfi’l-Ebvâbi, Fîzikri’ş-Şu’arâi’lMâziyyeti
başlıklarının şerhini yapıp eserin asıl bölümüne geçer. Birinci bâb, iman ve İslam
konularının ele alındığı beş fasıldan oluşur: Birinci fasılda iman, ikinci fasılda namaz, üçüncü
fasılda zekât, dördüncü fasılda hac, beşinci fasılda oruç konuları işlenir. İkinci bâb, padişahlar
ve yardımcıları hakkında olup üç fasıldır: Birinci fasıl padişahların adil veya zalim
olmalarına, ikinci fasıl vezirlere, üçüncü fasıl padişaha tabi olanlara dairdir. Üçüncü bâb, ilim
üzerinedir ve dört fasıldan meydana gelir: Birinci fasılda ilim öğrenmenin önemi ve fazileti
340
üzerinde durulur. İkinci fasılda kadıların özelliklerinden bahsedilir. Üçüncü fasılda vaiz,
hatip, hafız ve edipler zümresi tanıtılır. Dördüncü fasıl tabip, müneccim ve şairler
hakkındadır. Dördüncü bâb, züht hakkındadır ve üç fasıldan oluşur: Birinci fasılda ibadet ve
fısk, ikinci fasılda sülûk ve hırka, üçüncü fasılda fakr-tasavvuf ve irşat kavramları üzerinde
durulur. Beşinci bâb, ahlâk katları ve insan cinsleri hakkında olup sekiz fasıldır: Birinci
fasılda şerefli ve alçak kimseler, ikinci fasılda cömert ve cimri olanlar, üçüncü fasılda açgözlü
ile uzleti seçenlerin hâlleri ele alınır. Dördüncü fasıl doğru söylemek, iftira ve gıybet
kavramları, beşinci fasıl dostlar, düşmanlar ve haset edenler, altıncı fasıl çiftçi ve ekinciler,
yedinci fasıl sefer ve ticaret, sekizinci fasıl kınanacak işlerle uğraşanlar ve çarşıda haksızlık
yapanlar hakkındadır. Altıncı bâb, leziz şeylerden bahseden beş fasıldan oluşur: Birinci fasılda
zenginlik, mertebe ve makamdan, ikinci fasılda giyecekler, binek hayvanları ve
hizmetçilerden, üçüncü fasılda mekânlar, kapılar, meskenler ve saraylardan bahsedilir.
Dördüncü fasıl bahçeler ve çiçekler, beşinci fasıl ağaçların meyveleri ve meyvelerin temizleri
hakkındadır. Yedinci bâb, beş fasıldır ve arzu olunan şeyler üzerinedir: Birinci fasıl
yiyecekler, ikinci fasıl içecekler, üçüncü fasıl ses ve musiki üzerinedir. Dördüncü fasılda
güzellik kavramı ve güzeller, aşk kavramı ve âşıklar anlatılır. Beşinci fasılda cinsî münasebet
üzerinde durulur. Sekizinci bâb, faydalı şeyler hakkındadır ve dört fasıldan meydana gelir:
Birinci fasılda ömrün miktarı ve yılları hakkında bilgi verilir. İkinci fasılda hayat, ölüm,
dünya ve ahiret üzerinde durulur. Üçüncü fasılda insanların yapmaları ve yapmamaları
gerekenler hakkında nasihatlerde bulunulur. Dördüncü ve son fasıl ise kitabın hatimesi
mahiyetindedir.
II. Şarihin Maksadi
Muhammed Şifâyî, Şerh-i Şebistân-ı Hayâl’in mukaddimesinde bu eseri kaleme
almasıyla ilgili bilgi verir. Mukaddimede verilen bilgiye göre Şifâyî, yaşı ilerleyince
meşayihin kitaplarını okuyup incelemeye başlar. Bu esnada Şeyh Yahyâ Fettâhî’nin Şebistân-
ı Hayâl adlı eserini inceler ve eserin ahlakı güzelleştirmeye yönelik nasihatlerle dolu
olduğunu görür. Fakat söz konusu eser, muammâ tarzında kaleme alındığı için eserdeki
nasihatlerden herkesin faydalanması pek mümkün değildir. Şebistân-ı Hayâl’in daha önce
Sürûrî tarafından şerh edildiğini bildiren Şifâyî, Sürûrî’nin şerhini yetersiz bulur. Hatta kendi
şerhinin Sürûrî’nin şerhiyle karıştırılmaması gerektiğini “Şebistân-ı Hayâl Tercümesidir,
Sürûrî Efendi gaflet olınmaya” ifadesiyle dile getirir. Çünkü Sürûrî’nin şerhinde gereksiz yere
cümleler uzatılmış, izah isteyen yerler kısaca geçiştirilmiş ve itimat edilen kaynaklar
kullanılmamıştır. Bu sebeple Şifâyî, öncelikle Sürûrî’nin şerhini ıslah etmeyi düşünür. Fakat
ıslah çalışmasına başlamadan, bir gece rüyasında Fettâhî tarafından Şebistân-ı Hayâl’in şerhi
341
için görevlendirilince bu fikrinden vazgeçer. Muammâ tarzında üstat olmadığı hâlde “Memur
mazurdur.” sözü gereğince eseri şerh etmeye karar verir (Şifâyî, 1b-2a).
Mukaddimede verilen bilgilerden hareketle şarihin maksadını şu şekilde ifade
edebiliriz: 1- Ahlakı güzelleştirmeye yönelik nasihatlerin bulunduğu bu eserden herkesin
faydalanmasını sağlamak. 2- Muammâ tarzında yazıldığı için güç anlaşılan eseri herkesin
istifadesine sunmak. 3- Sürûrî’nin şerhinin yetersizliği ve ıslahının mümkün olmaması. 4-
Şeyh Yahyâ Fettâhî tarafından eseri şerh etmekle görevlendirilmesi.
III. Şerh Yöntemi
Dervîş Muhammed Şifâyî’nin ifadesiyle Şebistân-ı Hayâl, “tarz-ı muammâ ve tavr-ı
garip” üzere yazılan bir eserdir. Bundan dolayı şerh yöntemi tespit edilirken eserdeki Farsça
ifadelerin tercüme ve şerhinde izlenen yol, kelime anlamları ve dil bilgisi açıklamaları, şerhin
dayanakları, üslûp vb. yönlerin incelenmesi yeterli olmayacaktır. Ayrıca Şifâyî şerhinin tertip
tarzına bakıldığında da tek yönlü bir incelemenin yetmeyeceği görülür. Çünkü şarih, Şebistân-
ı Hayâl’i şerh ederken iki farklı yaklaşım sergiler. Bu yaklaşımlardan ilki, Farsça metnin
tercüme ve şerhini içeren kısımdır ki bu bölümden hareketle şarihin metin şerh yöntemiyle
ilgili çıkarımlarda bulunulabilir. Eserde görülen ikinci yaklaşım ise muammâların çözümünün
yapıldığı ve “sanat” başlığını taşıyan kısımda görülür. Bu kısımda şarih, verilen ipuçlarından
hareketle çeşitli muammâ çözüm yöntemlerini kullanarak muammâları çözümler ve onların
hangi isme işaret ettiğini ortaya çıkarır. Dolayısıyla “sanat” başlığını taşıyan bölümde
sergilenen tavra bakıldığında Şifâyî’ye muammâgüşâ (muammâ çözen) demek daha doğru
olur. Çünkü şarihin, Farsça muammâları usulüne uygun olarak çözümlediği görülmektedir.
Bu tespitlerden hareketle şerh yöntemi incelenirken hem metin şerhi hem de muammâ çözüm
yöntemlerine bakmanın daha faydalı olacağı söylenebilir.
1. Metin Şerhi Yöntemi
a. Farsça Metnin Tercümesi
Şebistân-ı Hayâl, hem manzum hem mensur parçalardan oluşmaktadır. Şifâyî, mensur
parçaların Farsçasını bir bütün olarak verirken kıta, rubâî, mesnevî gibi manzum kısımları
ikişer mısra hâlinde verip tercüme eder. Tercüme esnasında şarih, Farsça metni bir cümle
hâlinde ele alır ve bire bir çeviri yapar.
Örnek metin:
“Nükte
342
Arşîrâ bunyâd berâb ezânest ki çeşm berreş-i ayn-ı atâ-yı û nihâde
Arşa bünyâd âb üzre andandur ki anun atâsı çeşmesi nemi üzre göz komışdur.” (Şifâyî,
5a)
“Rubâ’î
Tâ yâfte şakk-ı şevkeş ezpîrâmen
Şakk kerde şafak bemihr ceyb ü dâmen
Tâ bulmış anun şevki dostını etrâfdan yırtmış şafak muhabbet ile yakayı ve etegi.”
(Şifâyî, 7a)
“Ham şud ser ü pây-ı hâtem-i çarh-ı kuhen
Tâ geşt nigîn-i û zimihreş [rûşen]
Eski çarhun hâteminün başı ve ayağı ham oldı tâ ol yüzügün kaşı anun muhabbetinden
rûşen oldı.” (Şifâyî, 7a-7b)
b. Farsça Metnin Şerhi
Muhammed Şifâyî, eserin birçok yerinde Farsça metni Türkçeye aktardıktan sonra
“yani” diyerek muhtevayı anlaşılır kılmak için çeşitli açıklamalar yapar. Bu açıklamalarda
kimi zaman tercümenin biraz daha genişletildiği kimi zaman da tercümede bulunan bazı
ifadelerin işaret ettiği kavramlar üzerinde durulduğu görülür. Muhteva hakkında biraz daha
malumat vereceği durumlarda tekrar “yani” ifadesini kullanarak açıklamasını yapar.
Örnek metin:
“Peydâ şude rûy-ı râstî ezkademeş z’în rûy-ı kadem derism-i peygamber râst
Âşkâre olmış toğrılık yüzi anun kademinden bu yüzden peygamber isminde kadem
râdur ya’ni anun ba’siyle tarîk-i müstakîm vâzıhdur bu yüzden ya’ni hidâyet yüzinden ismde
gelmek peygamberedür mazhariyet i’tibârıyla peygamber ism-i İlâhîdür Hâdî olmak üzre
gelmek ana mahsûsdur.” (Şifâyî, 43b)
Şerh-i Şebistân-ı Hayâl’in genelinde metin şerhinin tercümeyle birlikte yapıldığı
görülmektedir. Bunun yanı sıra “sanat” başlığını taşıyan bölümlerde de muhtevayla ilgili
çeşitli açıklamalar yapılır ve telmihler hakkında bilgi verilir. Yani şarih, “sanat” başlığında
metinde bulunan muammaları çözdükten sonra “îmâ oldı ki”, “işâret oldı ki”, “imâ itdi ki”...
gibi ifadeleri kullanarak metinde kastedilen anlamı son bir cümleyle aktararak sözü bitirir.
343
Örnek metin:
“Nukte
Elif-i evvel-i îmân tîr-i keştî-yi necâtest berser-i yemân ya’nî du deryâ-yı gayb u
şehâdet ü elif-i sânî şecere-yi tevhîdest dervâdî-yi Eymen-i sa’âdet
Îmânun evvelki elifi gemi okıdur ya’ni gemide togrı dikilen direkdür yemân başı üzre
ya’ni iki gayb u şehâdetdür yâsı ve ikinci elif tevhîd ağacıdur sa’âdet Vâdî-yi Eymeninde.
San’at îmân lafzındaki evvelki elifi tîr-i keştîye teşbîh itdi elifden sonra yemân lafzını tesniyeyi
yemm i’tibâr itdi yemm deryâ ma’nâsınadur o deryâlarun biri deryâ-yı gayb ve biri deryâ-
yı şehâdet oldı imdi gayb u şehâdetde îmânda tîrmisâl toğrılık lâzım idigine işâret oldı ve
ikinci elifi Vâdî-yi Eymendeki şecere-yi tevhîde teşbîh itdi Vâdî-yi Eymen Hazret-i Mûsâ
aleyhisselama ibtidâ nübüvvet ihsân buyrılan vâdîdür ve şecere-yi tevhîd anda tecellî-yi İlâhî
vâki’ olan şeceredür Eymen lafzında bir elif dahı olsa îmân olur imdi bu nükte işâret oldı ki
îmânla müşerref olan Vâdî-yi Eymende olup şecere-yi tevhîdden müşâhede-yi tecellî ider.”
(Şifâyî, 38a-39b)
c. Kelime Açıklama
Farsça metinlerin tercüme ve şerh edildiği kısımda, birkaç yer dışında, kelime
anlamlarına ve kelimelerin dil bilgisi özelliklerine değinilmez. Bunun yanı sıra “sanat”
başlığını taşıyan bölümde metinde geçen kelimelerle ilgili ayrıntılı açıklamaların yapıldığı
görülür. Hatta bazı kelimelerin harekeleri hakkında bilgi verir ve kelimelerin okunuşuna
açıklık getirir.
Örnek metin:
“Îmânun evvelki elifi gemi okıdur ya’ni gemide togrı dikilen direkdür.” (Şifâyî, 38a)
“Safâ ve Merve Mekke-yi Mükerremede iki mevzi’un nâmlarıdur.” (Şifâyî, 57b)
“Nahr deveyi gögsinden boğazlamakdur.” (Şifâyî, 59a)
Örnek metin:
“Mukarrer lafzınun evveli mîm âhiri râdur ki mürr olur telh ma’nâsına ve mâbeyni
kâfdur ana karr olur sovuk ma’nâsına” (Şifâyî, 73a)
“Müstevfâ tamâm hakkını alıcı ma’nâsınadur ıstılâhda teslîm-i mâl defterini zabt u
kitâbet iden ma’nâsınadur.” (Şifâyî, 74a)
344
“Şahne lafzınun pîşvâsı ya’ni evveli şuhh lafzıdur zamm-ı evvel ve teşdîd ile harîslik
ma’nâsına andan sonra ne lafzıdur yok ma’nâsına” (Şifâyî, 77a)
ç. Dayanaklar
Şifâyî, Şerh-i Şebistân-ı Hayâl’de konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamak ve
fikirlerini desteklemek düşüncesiyle ayet ve hadislerden faydalanır. Fakat bunun dışında
herhangi bir kaynak ismine rastlanmaz. Birkaç yerde kelime açıklaması yaparken “lügat
kütübinde” ifadesini kullanmasına rağmen lügat ismi zikretmez (Şifâyî, 28b). Ayet
alıntılarında genel olarak ya ayetin bir ifadesini verip “âyet-i kerîmesin oku, Hak Tealâ
buyurur ki” gibi ifadelerle meal üzerinde durur ya da doğrudan doğruya ayetten mealen alıntı
yapar.
Örnek metin:
Âl-i İmrân suresinin 92’nci ayetinden yaptığı alıntı: “Zekât beyânında len tenâlû’lbirre
hattâ tunfikû mimmâ tuhibbûne âyet-i kerîmesin oku.” (Şifâyî, 39b)
Enbiyâ suresinin “Davud ile Süleyman’ı da an. Hani, ekin hakkında hüküm
veriyorlardı. Çünkü onda kavmin koyunları geceleyin yayılmıştı. Biz de onların hükümlerine
şahitler idik.” (Beydavi, C. 3, s. 462) mealindeki 78’inci ayetinden yaptığı mealen alıntı: “Eyü
olmışdur hasta benefşe başı ve ayağı anun gice ile çobansız otlamasından ve otarılmasından
lutf-ı Hudâ otlaklarında.” (Şifâyî, 144b)
Şarihin metinde, hadislerden daha fazla yararlandığı görülmektedir. Birçok yerde
konuyla ilgili hadislere gönderme vardır. Hadis alıntılarında iki farklı yaklaşım söz
konusudur. Buna göre hem hadis metnini verip açıklama yaptığı yerler hem de mealen hadise
gönderme yaptığı yerler vardır. Bu tür alıntılarda “hadîs-i şerîfde ki vârid olmışdur, hadîs-i
şerîfi anı beyân idicidür, hadîs-i nebevîde vârid olmışdur ki, Hazret-i Hâce-yi Kâinât
sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem buyurmışdur ki” gibi ifadelerle hadise gönderme yaptığını
açık bir şekilde ifade eder.
Örnek metin:
“Buniye’l-İslâmu ‘alâhamsin şehâdehu en lâilâhe illallâh ve enne Muhammedu’rresûlullâh
ve ikâmi’s-salâti ve îtâ’i’z-zekâti ve’l-hacci ve savmi ramazân2 hadîs-i şerîfi anı
beyân idicidür.” (Şifâyî, 39b)
2 “İslam beş temel üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın resulü
olduğuna şahitlik etmek. Namazı dosdoğru kılmak, zekatı hakkıyla vermek, Allah’ın evi Ka’be’yi haccetmek ve
ramazan orucunu tutmak.” (Nevevî, 2008, C. 2, s. 86)
345
“Seyyid-i âlem sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem namâzı su ırmağına teşbîh etmiş ve
bu ma’nâ feyzi lafz-ı namâzda peydâ ve âşkâredür.” (Şifâyî, 47a)
2. Muammâ Çözüm Yöntemleri
Sözlükte muammâ “Manası gizli ve güç anlaşılır söz veya şekil vesaire, bilmece,
yanılmaç; ıstılah-ı edebîde lügazden farkı olup başlıca bir isme delalet eden söz veya mısra ve
beyte ıtlak olunur; anlaşılmaz, sır, muğlak, halli müşkül, müşevveş şey.” olarak tanımlanır
(Şemseddîn Sâmî, 1999, s. 1376). Ali Nihat Tarlan’ın verdiği tanıma göre, insan veya
herhangi bir nesnenin kendisini değil de ismini nesir veya nazım içinde gizlemek olarak
değerlendirilir (Tarlan, 1936, s. 7). Muammâ ile ilgili tanımlar burada verdiklerimizle sınırlı
değildir. Edebiyatımızda muammâ üzerine yapılan müstakil eserlerde, bu türün örneklerini
inceleyen çeşitli çalışmalarda muammânın tanımı ve özellikleri üzerinde durulmuştur
(Bilgegil, 1989, s. 271-275; Saraç, 1997, s. 297-308; Ahmet Cevdet Paşa, 2000, s. 123;
Bilkan, 2000, s. 11-38; Hamza, 2011, s. 1-31; Duru, 2011, s. 109-138; Çakıroğlu, 2014, s. 1-
9; Güneş, 2015, s. 526-545). Bu çalışmalarda genel olarak muammânın insan, hayvan veya bir
nesnenin ismi çıkacak şekilde düzenlenen bilmece olduğu ifade edilmektedir. Eğer bu bilmece
insan veya herhangi bir şeyin ismini değil de zatını soru yoluyla gizleyerek anlatırsa lügaz
olur.
Maharet ve zekâ isteyen bir ilim olan muammânın hem tertibi hem de çözümü belirli
usullere bağlıdır. Muammâ ilminde bu usullere amel adı verilir (Saraç, 1997, s. 300).
Muammâ söyleyenler (muammâgûy) söz konusu amelleri kullanarak maksatlarını gizler ve
muhataba söz içinde çeşitli işaretlerle gizledikleri şeyi işaret ederler. Muammâyı halledecek
olanlar (muammâgüşâ) da bu amelleri kullanarak sözdeki işaretlerden hareketle muammâda
gizlenen anlamı bulurlar. Yaptığımız çalışma esnasında, Şebistân-ı Hayâl’de bulunan
muammâların Muhammed Şifâyî tarafından söz konusu ameller vasıtasıyla çözümlendiği
tespit edilmiştir. Dolayısıyla bu başlık altında öncelikle ameller kısaca tanıtılıp Şerh-i
Şebistân-ı Hayâl’de kullanılan muammâ çözüm yöntemleri örneklerle belirlenmeye
çalışılacaktır.
a. Amel-i Tahsîlî: Muammâda gizlenen ismi bulmanın yollarından ilki amel-i
tahsîlîdir. Muammânın bu yolla çözümü esnasında tansîs ve tahsîs, tesmiye, telmîh, terâdüf,
tashîf, teşbîh, hesâb-ı cümel (ebced), kinâye gibi yollara başvurulur.
346
 Tansîs ve tahsîs
Bir kelime içinde gizlenen ismin muammâda geçen kelimenin neresinde başlayıp
bittiğini anlatmaya tansîs veya tahsîs adı verilir (Tarlan, 1936, s. 10; Bilkan, 2000, s. 69).
Şerh-i Şebistân-ı Hayâl’de zer, hâvî, ress gibi kelimelerin bulunduğu yerle ilgili açıklamalar
yapılmıştır. Buna göre zer kelimesi, ezrâk kelimesinin ilk ve son harfleri arasındadır. Hayy
kelimesi fehâvî lafzında başlangıçtan sonrasıdır. Taşla yapılmış kuyu anlamındaki ress sözü,
at anlamına gelen feres kelimesinin fâ harfinden sonrasıdır.
Ezrak (ازرق (lafzınun evvel ve âhirinün mâbeyni zer (زر (lafzıdur pes zer ile birdür
(Şifâyî, 32b).
Fehâvî (فحاوی (lafzınun nihâyeti ya’nî evvelinden sonrası hâvî (حاوی (lafzıdur (Şifâyî,
33a).
Feres (فرس (lafzı fâdan sonra ress (رس (lafzıdur feth ü teşdîd ile taşla yapılmış kuyudur
(Şifâyî, 137b).
Engûr (انکور (lafzınun kâfını (ك (egri budağa teşbîh itdi kâfdan mâ’adâsı enver (انور(
lafzıdur (Şifâyî, 147a).
 Tesmiye
Bir kelimede gizlenen ismi, o kelimenin harflerini isimleriyle söyleyerek bulmaktır.
Tesmiyede bir harf söylenip (müsemmâ) o harfin söylenişi itibarıyla yazılışı (isim)
kastedilebilir. Yani (ق (harfinin müsemmâsı söylenip (قاف (ismi kastedilirse tesmiye olur.
Bunun yanı sıra tesmiye, isim söylenip müsemmâ kastedilerek de yapılabilir (Tarlan, 1936, s.
10-11; Bilkan, 2000, s. 69-70). Muhammed Şifâyî, muammâ çözümlerinde bu yöntemi
kullanırken kimi zaman harfin ismini verir ve bu isimden hareketle ismin anlamına gider.
Mesela göz anlamına gelen çeşm kelimesi söylenerek ayn (ع (harfinin isim şeklinde yazılışı
(عین (kastedilir. Bundan sonra ayn harfi, ismin gizlendiği kelimeden çıkarılarak veya kelimeye
eklenerek muammâ çözülür.
Harf-i şîn (ش (ki menn (من (lafzı ile ola şemen (شمن (olur ve menn-i İlâhî mevcûd iken
ol şîn (شین (şeyn (شین (ya’nî ‘âr olur ki bütperestlik ider (Şifâyî, 3b).
Delk lafzındaki lâmı (لام (ism i’tibârı ile zırh didi lâm olmasa dak (isteme, dileme)
tama’ içün kînlere zırh olup dak u ta’ndan kurtarur (Şifâyî, 96b).
‘Ukâr (عقار (lafzı ‘âr (عار (lafzı içre harf-i kâfdur (ق (ol kâfdan ism i’tibârı ile kûh-ı
Kâf (قاف (irâde itdi işâret oldı ki meclis-i ‘ukârda kûh-ı Kâf misâl vakâr u ‘akl ile olmak gerek
yohsa ‘ârda kalur (Şifâyî, 158b).
347
Semâ’ (سماع (lafzındaki harf-i ayndan (عین (ism itibârı ile âftâb irâde itdi anun üstinde
semâ (سما (lafzıdur ki mürâdifi âsmândur (Şifâyî, 99a).
 Telmîh
Telmîh sanatından faydalanılan bu kısımda meşhur kelimelere ve takvîmî yolla
isimlerin son harfleri söylenip kelimeye işaret edilir (Tarlan, 1936, s. 11-12; Bilkan, 2000, s.
70-73). Aşağıda yapılan alıntıda telmîh-i takvîmî yoluyla güneş anlamına gelen âftâb kelimesi
kullanılarak onun mürâdifi şems kelimesine telmîh vardır. Burada şems kelimesinden murat,
telmîh-i takvîmî yoluyla kelimenin sonunda bulunan sîn harfidir. Burada elde edilen sîn harfi
berser-i mâ ifadesinden hareketle mâ kelimesinin önüne getirildiğinde semâ kelimesi elde
edilir. İkinci örnek metinde geçen du harf-i emr ifadesiyle Allah’ın kun (ol) emrine yapılan
telmîhtir. Üçüncü örnekte yevm ve leyl kelimelerine takvîmî yolla işaret etmek için
kelimelerin sonlarında bulunan mîm ve lâm harfleri kullanılır. Dördüncü örnekte yine takvîmî
yolla yâ harfi söylenerek Müşterî (Jupiter) gezegenine telmih vardır ki bu usulde kelimenin
Arapça yazılışındaki son harf esas alınır. Yani bu örnekte (ى (harfi Müşterî gezegenine
işarettir.
Nâm-ı firişte lafz-ı teden ve lafz-ı ferşdendür ezteh-i ferş dimekle işâret ider ve ferş
lafzı teh lafzına takdîm olınmasına çün âftâb berser dimekle işâret ider ve çün âftâb (آفتاب(
dimekle sîn-i mektûbîye (س (işâret ider takvîmî evvelki lafz-ı mâ (ما (üzre ola semâ (سما (olur
berser-i mâ dimekle işâret ider (Şifâyî, 6a).
Mâlik (مالك (lafzı kalb olıcak kelâm (كلام (olur dil dih dimekle işâret ider dü harf-i
emrden kun (كن (lafzı murâd ider ve küll (كل (lafzı ol binâda ya’nî ol vezndedür (Şifâyî, 11a).
Mül (مل (lafzı ki harf-i mîm (م (ve lâmdur (ل (takvîmî mîm (م (rakam-ı yevmdür (یوم (
ve lâm (ل (rakam-ı leyldür (لیل) (Şifâyî, 157b).
Nâhîd (ناھید (lafzı kalb olınsa dîhân (دیھان (olur takvîmî rakam-ı Müşterî (مشتری (harf-i
yâ (ی (yukaru gelüp gidicek dehân (دھان (kalur (Şifâyî, 168b).
 Terâdüf
Terâdüfte bir kelime söylenir ve bu kelimenin aynı dilde veya başka dildeki eş
anlamlısı kastedilir (Tarlan, 1936, s. 13; Bilkan, 2000, s. 74-75). Aşağıdaki örnekte mâh
kelimesinin içine telîf-i imtizâcî yoluyla destin Arapça karşılığı yed getirilirse mâyide
kelimesine ulaşılır. Konuyla ilgili ikinci örnekte heme (hep, bütün) kelimesinin aynı
anlamdaki Arapça karşılığı küll kelimesinin içine telîf-i imtizâcî ile âb (su) kelimesinin
Arapça karşılığı mâ girerse kemâl ismi elde edilir. Aynı ifadenin devamında da terâdüf ve telîf
yoluyla kâmil kelimesine ulaşılır:
348
Dest (دست (mürâdifi yed (ید (mâh (ماه (lafzı içre olıcak mâyide (مایده (olur (Şifâyî, 17a).
Heme (ھمھ (mürâdifi küll (کل (lafzı içinde âb (آب (mürâdifi mâ (ما (olıcak kemâl (کمال(
olur ve küll (کل (lafzında âb (آب (mürâdifi mâ (ما (kalbi emm (ام (olıcak kâmil (کامل (olur
(Şifâyî, 26b).
Dehân (دھان (lafzı mürâdifi femm (فم (kalb olup sırr (سر (lafzını örticek müfessir (مفسر(
olur (Şifâyî, 85b).
Semâhat (سماحت (lafzında âb (آب (mürâdifi mâ (ما (suht (سحت (lafzı içre örtülmişdür
suht zamm u sükûnla harâm (حرام (mürâdifidür (Şifâyî, 107a).
 Tashîf
Tashîf, tashîf-i vasfî ve tashîf-i ca’lî olmak üzere iki şekilde yapılır: Tashîf-i vasfî,
gibi... غ /ع ;ض /ص ;خ /ح /چ /ج ;ث /ت /پ /ب benzeyen birbirine yazımı Türkçesinde Osmanlı
harflerin yazımlarının değiştirilmesiyle yapılır ve metinde geçen “tecnîs, tashîf, nakş, sûret,
şekil, musavver...” gibi kelimelerle buna işaret edilir. Tashîf-i câlî, harflere nokta konması
veya var olan noktaların kaldırılması yoluyla yapılır ve metinde verilen “hâl (ben), dâğ, dâne,
gevher, gonca...” vb. kelimelerle işaret edilir (Tarlan, 1936, s. 14-15; Bilkan, 2000, s. 76-77).
Muhammed (محمد (lafzında mîm-i sânî olmasa mehd (محد (kalur ki tashîf ile ya’nî
ziyâde-yi nokta ile mecd (مجد (olur suret lafzı ile işâret itdi imdi mîm-i sânî vâsıta oldı sûret-i
mecde (Şifâyî, 14a).
Âteş (آتش (mürâdifi nâr (نار (lafzında harf-i sâd (ص (zâhir olıcak nâsır (ناصر (olur ve
bir nokta ile nâzır (ناضر (olur ve harf-i sâd kitâbetini çeşmeye teşbîh itmiş (Şifâyî, 28b).
Kalb eridici sâyig sûreti altun nakşı ile ki kenâr üzre tutar zâyi’dür san’at sâyig (صایغ (
sûreti zâyi’dür (ضایع (ve anun âhiri harf-i ayndan ism i’tibârı ile zer irâde itdi (Şifâyî, 126a).
Temere (تمر (ol yüzden semer (ثمر (nakşı olur ki o meyveler aslıdur anun nakşı gayrı
san’at temer (تمر (semer (ثمر (nakşındadur (Şifâyî, 147a).
 Teşbîh ve İstiâre
Bazı harflere benzetmeler vasıtasıyla işaret edilir ve bu harfler bir araya getirildiğinde
muammâda gizlenen isim ortaya çıkarılır (Tarlan, 1936, s. 15-16; Bilkan, 2000, s. 78-79).
Şerh-i Şebistân-ı Hayâl’de elif harfi (ا (kılıç, ok, gemi direği, kasap bıçağı, sütun, dil; sîn harfi
(س (diş, testere; sâd harfi (ص (göz; mîm harfi (م (ağız; nûn harfi (ن (kaş; hâ harfi (ه (kalkan,
siper; yâ harfi (ی (yay, keman... gibi benzetmeler kullanılmıştır.
349
İsm (اسم (lafzınun elifini (ا (zebâna ve sînini (س (dendâna ve mîmini (م (dehâna teşbîh
idüp insân mazhariyyet i’tibârıyla ism-i İlâhî olduğına telmîh itdi (Şifâyî, 6b).
Âh (آه (lafzınun elifini (ا (tîre ve hâsını (ه (sipere teşbîh itdi ve zâlimlerün bîrahm
gönüllerin siper-i âhenîne ve gözlerini kemân-ı sehmgîne ve nazar-ı bedlerin tîre teşbîh itdi
(Şifâyî, 69a).
Burnı elife (ا (kaşı nûna (ن (ağzı fâya (ف (teşbîh idüp mecmû’ı enf (انف (olup tekrâr
enfi tîğe teşbîh itdi ve dem lafzı ki kenârsız ola harf-i mîm (م (kalur murâd teşbîh tarîkiyle
ağızdur ol tîğ ile yok olur ve enf lafzı kalbile fenâ olur (Şifâyî, 168a).
Cemîl (جمیل (lafzı cîmini (ج (zülfe teşbîh idüp kemend itdi ba’de meyl (میل (lafzıdur ve
anuniçün cemîle meyl olur (Şifâyî, 175b).
 Hesâb-ı Cümel (ebced)
Arap alfabesinde her harfin bir sayı değeri vardır. Bu sayı değerleriyle muammâda
gizlenen isimlere, olaylara, kavramlara, kelimeler arası anlam bağlantılarına, bir şeyin
azlığına veya çokluğuna işaret edilir. Kısmet kelimesinde bulunan harflerin sayı değerleri
toplamı altı yüz, kısm kelimesinde bulunan harflerin sayı değerleri toplamı ise iki yüz olarak
verilip sayı değerlerinden hareketle hem yazımda hem de hesapta bu kelimeler arasındaki
ilişkiye işaret edilir. İkinci örnekte rakam söylenip o rakama karşılık gelen harfler kastedilir
ve bu harflerle bir kelime oluşturulur. Üçüncü örnekte iki yüz direm gümüş için beş direm
zekât verileceğini kelimedeki harflerin sayı değerlerinden hareketle aktarır. Dördüncü örnekte
sayı değerleri aynı olan iki kelime arasında anlam ilişkisi kurar.
Lafz-ı hürmet (حرمت (ve rahmet (رحمت (cevâhir-i hurûfda müttehiddür menşûr lafzı ile
işâret ider ve kısmet (قسمت (lafzında kısm (قسم (lafzı var hesâbda kısmet (قسمت (altı yüz ve
kısm (قسم (iki yüz ki altı yüzün kısmıdur ve kısmet (قسمت (ve ‘azamet (عظمت (lafızlarında harfi
tâ (ت (var ki ‘azamet lafzınun kısmıdur (Şifâyî, 11b-12a).
Yegâneden (یکانھ (murâd elifdür (ا (heştden (ھشت (murâd hâdur (ح (çilden (چل (murâd
mîmdür (م (çârdan (چار (murâd dâldur (د (mecmû’ı Ahmeddür (احمد (ya’nî Ahmedün elifi (ا (
yegâneligine ve hâsı (ح (sekiz cennetün kapusını feth itdügine ve mîmi (م (kırk yaşında
nübüvvete ve risâlete vâsıl oldugına ve dâlı (د (şerî’at ve da’veti cihânun dört köşesine ya’nî
cevânib ve etrâfına bülûgına delâlet ider ve Ahmed lafzınun mecmû’ı elli üçdür elli üç
yaşında sa’âdetle Mekke-yi Mükerremeden Medîne-yi Münevvereye hicret buyurduklarına
işâret ider (Şifâyî, 14b-15a).
350
Lafz-ı sadaka (صدقھ (üç cüz olup cüz-i evvel sâd (ص (ve dâl (د (ki sad (صد (olur cüz-i
sânî kâf (ق (harfi ol dahı hesâbı sad (صد (iki yüz olur cüz-i sâlis harf-i hâ (ه (hesâbı beşdür beş
iki yüz direm gümüşde beş direm zekât vücûbına işâret olur (Şifâyî, 54b).
Hak düzdi halk içün hesâbı mîzânı bul ki hesâbda mîzân hakdur san’at mîzân lafzı
hesâbı yüz sekizdür hak lafzı dahı öyledür (Şifâyî, 188a).
 Kinâye
Bir maksadı dolaylı anlatmaya dayalı olan kinâye vasıtasıyla muammâda bir harf veya
kelimeye bu yolla işaret edilir. Kinâyede sayı zikredilerek harf, harf-i illet diyerek vâv (و ,(
harf-i tarifle elif ve lâm (ال (kastedilebilir. Muammâ çözümünde bir kelimenin başka bir
anlamını işaret yoluyla da kinâyeden faydalanılır (Tarlan, 1936, s. 18; Bilkan, 2000, s. 83).
Aşağıdaki örneklerde şârih, tulû’ idicek, yüzi vuzûdan pâk kılmak, mihrâb köşesi çünki
hırsdan yıkıldı, harf-i ‘illet ifadelerini kinâyeli bir şekilde kullanır. Buna göre güneşin tulû’
etmesiyle “şerr” kelimesinin içine “ayn” harfinin getirilmesine, yüzü vuzûdan pâk kılmak ile
vuzû kelimesinin başındaki “vâv” harfinin kaldırılmasına, mihrâb köşesinin yıkılması
ifadesiyle kelimenin başındaki “mîm” harfinin atılmasına, harf-i illet diyerek “vâv” harfinin
kelimeden çıkarılmasına işaret eder.
Yok yok öyle degüldür belki ‘ayn-ı şi’r ya’nî şi’rün zâtı bir güneşdür ki reşş ‘aleyhim
minnûrihi kalbinden tâli’ ve münevverdür ya’nî hadîs-i şerîfde ki vârid olmışdur inallâhe
halaka’l-halka fîzulmetin summe reşşe ‘aleyhim minnûrihi femen esâbehu zâlike’n-nûri
fekadi’htedâ ve menihta’ehu fekad gavâ pes şi’r bu mazmûndan tulû’ itmiş şemsdür san’at
reşş (رش (lafzı kalb olıcak şerr (شر (olur ve anun ortasında harf-i ayn (ع (ki âftâb (آفتاب (
lafzıyla işâret itdi tulû’ idicek şu’arâ (شعر (olur (Şifâyî, 23b).
Vuzûda (وضو (sunun yuması ve pâk kılması iki ‘âlem tâzerûylıgı nûrını mûcibdür rûy
ki çün yüzi vuzûdan pâk kılasın zû (ضو (ya’nî nûr bulursın san’at vuzû (وضو (lafzınun yüzi
vâvdur (و (ol gitse zû (ضو (kalur (Şifâyî, 47a-47b).
Mihrâb (محراب (köşesi çünki hırsdan yıkıldı temkîn evi harâb (خراب (nakş gösterür
ya’nî hırs-ı dünyevî sâhibinde makâmında karâr olmaz san’at mihrâb (محراب (lafzınun köşesi
mîmdür (م (gidicek harâb (خراب (nakş ve sûreti kalur (Şifâyî, 52b).
Harf-i ‘illeti (و (vezâretde sadr gör ki âhir ‘illetden seni zâr ider bîşübhe san’at vezâret
(وزارت (lafzınun sadrı ya’nî evveli vâvdur (و (ki harf-i ‘illetdür andan sonra zâret (زارت (
lafzıdur (Şifâyî, 71a).
351
b. Amel-i Tekmîlî: Muammâdaki harfleri yan yana getirip birleştirme, bazılarını
düşürme veya harflerin yerlerini değiştirme yoluyla yapılır. Muammâ çözümünde te’lîf, ıskât
ve kalb gibi üç farklı yolla amel-i tekmîlî uygulanır (Tarlan, 1936, s. 19; Saraç, 1997, s. 300-
301; Bilkan, 2000, s. 83-84).
 Te’lîf
Farklı kelimelerde bulunan harfleri birleştirme (te’lîf-i ittisâlî) ve bir harf veya heceyi
başka bir kelime içine yerleştirme (te’lîf-i imtizâcî) yoluyla yapılır. Muammâda kullanılan
görmek, istemek, erişmek, vasıl olmak, bulmak gibi kelimelerle te’lîf-i ittisâlîye; lokma,
yemek, içmek, dolmak, batmak... gibi kelimelerle de te’lîf-i imtizâcîye işaret edilir (Tarlan,
1936, s. 19-20; Bilkan, 2000, s. 84-85). Aşağıdaki örneklerde şirk, Müselmân, kurb, rûd
kelimelerinin oluşumu te’lîf yoluyla izah edilmiştir.
Dahı ol Hudânun şirki fikri bâtıldur şekk kalbinde san’at harf-i râ (ر (şekk (شك (lafzı
ortasında olıcak şirk (شرك (olur (Şifâyî, 3a).
Hazret-i Muhammede mensûb mütâba’at mîmini Selmân gibi serefrâzlık başı tâcı bil
tâ Müselmân olasın san’at mîm (م (mütâba’at (متابعت (lafzınun evvelidür Selmân (سلمان (
lafzına tâc ya’nî evvel olıcak Müselmân (مسلمان (olur (Şifâyî, 43b).
Kâfile ve râhile ve bâdiye başı üzre gör Hudâvend-i cihânun kurbı eserin yüz gösterici
san’at kâfile (قافلھ (ve râhile (راحلھ (ve bâdiye (بادیھ (lafızlarınun başları ya’nî evvelleri kâf (ق (
ve râ (ر (ve bâ (ب (harfleridür ki kurb (قرب (olur (Şifâyî, 57b).
Ve rûd bir reddür ki kavl miyânhânesin örtülü kılmışdur san’at kavl (قول (lafzı
miyânhânesi vâvdur (و (anı redd (رد (lafzı örtüp rûd (رود (olmışdur (Şifâyî, 163b).
 Iskât
Kastedilen isimde olmayan harflerin düşürülmesi ile yapılır. Muammâda gizlenen
isme ulaşmak için bir veya daha fazla harf düşürülür. Kelimede düşürülecek harfi işaret etmek
için gitmek, süpürmek, uyumak, söylememek, atılmak, yutulmak, erimek, elemek... gibi
ifadeler kullanılır. Bunun yanı sıra kelimede ilk harfin düşürüleceğine başsız, ezelî, bîbidâyet;
ortadaki harfin atılacağına boş, tehî, hâlî, delik; sondaki harfin kaldırılacağına ebedî, bîhad,
sonsuz, bîpâyân gibi kelimelerle işaret edilir (Tarlan, 1936, s. 20; Bilkan, 2000, s. 85-86).
Seçilen örneklerde önce ferişte, ‘anâsır, Zühal, neccâr lafızları verilir, sonrasında bu
kelimelerden düşürülecek harfler söylenerek rişte, sâni’, zehh, çenâr ve nâr kelimelerine
ulaşılır.
352
Ferişte (فرشتھ (lafzınun başı ki harf-i fâdur (ف (tarh olınup bıragılınca rişte (رشتھ (kalur
ferişte serefgende dimekle işaret itdi ve yine harf-i fâ (ف (rişte (رشتھ (üstine gelse ferişte
(فرشتھ (olur rişte ki ferişte ser efgende û dimekle işaret itdi (Şifayi, 5b).
‘Anâsır (عناصر (lafzı harf-i râ (ر (ıskât olınup kalb olıcak sâni’ (صانع (olur (Şifâyî, 9b).
Zühal (زحل (rakamı lâmdur (ل (Zühal (زحل (âhirinden lâm (ل (gidicek zehh (زح (kalur
feth ü teşdîd ile ırak itmek ma’nâsınadur (Şifâyî, 90b-91a).
Neccâr (نجار (lafzı kalb-i ba’zla çenâr (چنار (olur çenâr lafzı başı cîm (ج (kesilicek âteş
(آتش (mürâdifi nâr (نار (kalur (Şifâyî, 129a).
 Kalb
Harflerin yerleri değiştirilerek yapılır. Muammâyı oluşturan kelimelerdeki harflerin
sondan başa veya baştan sona doğru ters çevrilmesine kalb-i küll, herhangi bir sıra
gözetmeden değiştirilmesine kalb-i ba’z adı verilir. Kalb, kelimelerin yerlerini değiştirme
yoluyla yapılırsa kalb-i küllî olur (Tarlan, 1936, s. 21; Bilkan, 2000, s. 87-88). Şifâyî,
muammâ çözümünde hedeflenen kelimelere ulaşmak için kalb yolunu sıklıkla kullanır. Arap
alfabesinde aynı harflerden oluşan hayrân kelimesi reyhân’a, kâhil kelimesi helâk’e, nârven
kelimesi nûr-ı ân’a kalb yoluyla dönüştürülür.
Lafz-ı hayrân (حیران (kalb-i ba’zıla reyhân (ریحان (olur ve mütefekkir (متفکر (lafzı kalb
olup ba’de’l-kalb başı olan harf-i râ (ر (bıragılıcak güftem (کفتم (olur (Şifâyî, 34a).
Dehân (دھان (mürâdifi fem (فم (kalb olup sırr (سر (lafzı öticek müfessir (مفسر (olur
(Şifâyî, 85b).
Küll (کل (lafzı içre âh (آه (lafzı olıcak kâhil (کاھل (olur ve kâhil lafzı kalb-i ba’zla helâk
(ھلاك (olur (Şifâyî, 116a).
Nârven (نارون (lafzınun evveli nâr lafzıdur ve kalb olınıcak nûr-ı ân (آن نور (olur ân
lafzını Hakka işâret i’tibâr itdi (Şifâyî, 146a-146b).
c. Amel-i Teshîlî: Bu amelde muammânın çözümünü kolaylaştıracak yollar verilir ve
muammâda gizlenen ismin harf/ hecesinin bulunduğu yere, kelimenin kaç parçadan
oluştuğuna, kelimelerden alınan parçaların nasıl birleştirileceğine, kelimelerde değiştirilecek
harflere işaret edilir. Amel-i teshîlî intikâd, tahlîl, terkîb ve tebdîl olmak üzere dört kısımdır
(Tarlan, 1936, s. 22-24; Saraç, 1997, s. 300-301; Bilkan, 2000, s. 88).
353
 İntikâd
Muammâyı oluşturan harflerin kelimenin neresinde bulunduğuna intikâd yoluyla işaret
edilir. Söz konusu harfler kelimenin başında ise matla’, baş, ser, ön, evvel, ibtidâ, sadr,
mebde’, yüz, rûy, ârız, evc, tepe, mukaddem...; ortada ise dil, kalb, orta, miyân, vasat, kemer,
iç, derûn...; sonda ise son, âhir, encâm, nihâyet, had, intihâ, gâyet, âkıbet, pâyân, dâmen, etek,
ayak, kadem... gibi ifadeler kullanılır (Tarlan, 1936, s. 22-24; Bilkan, 2000, s. 88-90).
Çarh (چرخ (lafzınun hurûfına işâret idüp çarhrâ diyüp harf-i râya (ر (berhâk ruh (رخ (
diyüp harf-i hâya (خ (ki lafz-ı ruhda aşagıdadur evc-i (اوج (celâl diyüp harf-i cîme (ج (ki
celâlde yukarudadur işâret ider ve râ berhâk ruh dimekle harf-i râ (ر (harf-i hâ (خ (üzre
olmasına ve evc lafzı ile harf-i cîm (ج (cümleden mukaddem olmasına işâret ider (Şifâyî, 4b).
Sevâbit (ثوابت (lafzınun kademi ki tâdur (ت (kalkıcak sevâb (ثواب (kalur (Şifâyî, 91a).
‘Ârif (عارف (lafzınun kademi fâdur (ف (ol olmayınca ‘âr (عار (kalur ve sûfî (صوفی (
lafzınun başı sâddur (ص (ol terk olınca vefâ (وفی (kalur (Şifâyî, 102b).
Zen (زن (lafzı etegine ya’nî âhirine elif (ا (irişicek zinâ (زنا (olur şöyle kalup kalb
olınıcak nezz (نز (olur (Şifâyî, 177b-178a).
 Tahlîl
Muammâda kullanılan bir kelimeyi parçalara ayırarak birden fazla kelime elde
etmektir (Tarlan, 1936, s. 24; Bilkan, 2000, s. 90). Aşağıdaki örneklerde Fettâhî, dercânhâ,
nesteren, tevekkül kelimeleri tahlîl edilerek yeni anlamlara ulaşılır.
Fettâhî (فتاحی (lafzınun cüz-i evveli fetâ (فتا (sûretidür cüz-i sânîsi zinde mürâdifi
hayydur (حی (ve râ (را (lafzı kalbi erdür (ار (anun içinde pâk (پاك (kalbi ke’b (كاب (olıcak
ekâbir (اكابر (olur (Şifâyî, 22b).
Û (او (lafzı kalb olınup ten (تن (lafzı içre olıcak tüvân (توان (olur dahı dercânhâ (درجانھا (
lafzı tahlîl olınup dercân (درجان (hâ (ھا (olur cânda (جان (harf-i hâ (ه (olıcak cihân (جھان (olur
(Şifâyî, 34b).
Nesteren (نسترن (lafzınun evveli ness (نس (lafzıdur feth ü teşdîd ile kurı olmak
ma’nâsına ba’de ter (تر (lafzıdur yaş ma’nâsına ba’de âhiri harf-i nûndur (ن (nedâ (ندی (
lafzınun mâyesi başıdur (Şifâyî, 145a).
Tevekkül (توکل (lafzı tu (تو (küll (کل (sûretindedür îmâdur ki tevekkül küll-i hâli Hakka
havâledür pes sülûkun beşinci mertebesin tevekkül idüp cemî’-i umûr u ahvâli Hakka tefvîz
itdigin ifâde itdi (Şifâyî, 198a-198b).
354
 Terkîb
Bir kelime veya kelimenin bir parçasını başka bir kelimenin tamamı veya bir
parçasıyla birleştirmektir (Tarlan, 1936, s. 24; Bilkan, 2000, s. 91). Seçilen örneklerde birden
fazla kelimede bulunan harfler bir araya getirilerek hedeflenen isme ulaşıldığı görülür.
‘Anâsır kelimesinden hareketle dört unsur ele alınır ve onların ilk harflerinin terkîbiyle
nehmet, mevâlîd kelimesinin işaret ettiği kavramların terkîbiyle cünh elde edilir. Diğer
örneklerde farklı kelimelerin terkîbiyle atlas ve Hüsrev kelimelerine ulaşılır.
Atlas (اطلس (lafzınun cîb ü dâmeni ya’nî evvel ve âhiri üss (اس (olur ve ‘atl (عطل (lafzı
bîkerân ola tall (طل (olur üss (اس (ki buna giydürile atlas (اطلس (olur (Şifâyî, 7a).
‘Anâsır (عناصر (ki nâr (نار (u hevâ (ھوا (vü mâ (ما (vü türâbdur (تراب (evvel harfleri
terkîb olınsa nehmet (نھمت (olur ki hırs u himmet ma’nâsınadur ammâ bunlarun rûy-ı hırs u
himmetleri mâyide-yi Hudâyadur gayra degül (Şifâyî, 10a).
Mevâlîd (موالید (ki cemâd (جماد (u nebât (نبات (u hayvândur (حیوان (evvel harfleri terkîb
olınsa cünh (جنح (olur ki giceden bir mikdârdur gice perdemisâl olmagı murâd perde-yi lutf u
hıfz u ihâta-yı Hudâdur (Şifâyî, 10a).
Rev (رو (lafzı üzre hass (خس (lafzı olıcak Hüsrev (خسرو (olur ve Hüsrev Hindî olmagla
nazmını bahr-i Hinde teşbîh ider ve Hindîler siyâh olmagla ol bahre sevâd dir mürekkebe
işâret ider (Şifâyî, 27b).
 Tebdîl
İşaret edilen kelimenin bir veya birkaç harfini değiştirerek murat edilen isme
ulaşmaktır (Tarlan, 1936, s. 24; Bilkan, 2000, s. 91). Muhammed Şifâyî, çoğu yerde
kelimelerdeki harflerin tebdîl edileceğini ifade eder. Aşağıda seçilen örneklerin üçünde
kelimelerin harfleri yer değiştirilerek gizlenen isme ulaşılır, dördüncü örnekte ise kelimedeki
kâf harfi hâ’ya tebdîl olunarak hedef kelimeye ulaşılır.
‘Âlem (عالم (lafzınun hurûfı birbiri mahalline tebdîl olınsa lâmi’ (لامع (olur ‘âlem
behem zede dimekle işâret itdi (Şifâyî, 5b).
Âb (اب (lafzınun ayagı ki bâdur (ب (dolaşup evveline gelicek bâ (با (olur bâ-yı Arabî ve
Fârisînün farkı yokdur (Şifâyî, 10b).
Ni’met (نعمت (lafzınun harf-i tâsı (ت (evveline geçirilürse tena’’um (تنعم (olur neşr
lafzıyla işâret itmişdür (Şifâyî, 11b).
355
Fakr (فقر (lafzı kalbi ki kâfdur (ق (hâya (خ (tebdîl olınsa fahr (فخر (olur îmâ oldı ki
fakîr kalbinün kasâvetin havf u huşû’a tebdîl itdükde elfakru fahrî makâmına varur (Şifâyî,
100a).
ç. Amel-i Tezyîlî: Muammâda kullanılan kelimelerin harekeleriyle ilgili yapılan
işlemdir. Bu amelde sâkin bir harfe hareke verilir (tahrîk), harekeli bir harf sâkin yapılır
(teskîn), şeddesiz bir harf şeddeli okunabilir (teşdîd) veya şeddeli harfin şeddesi kaldırılır
(tahfîf), medsiz elif medli hâle getirilir (med) veya medli elif kısa (kasr) okunur (Tarlan, 1936,
s. 25; Saraç, 1997, s. 300-301; Bilkan, 2000, 91-92).
Zamm-ı hemze (ُ
ا (ve teşdîd-i mîmle (م (ّümmet (امت ( ّ lafzı tashîf olındukda feth-i
hemze (َ
ا (ve sükûn-ı mîmle (م (emt (امت (lafzı olur (Şifâyî, 13a).
Hall (خل (lafzı harf-i dâla (د (muttasıl olıcak huld (خلد (olur bu işâretdür ki her hallde
ki feth-i hâ-yı mu’ceme (خ (ve teşdîd-i lâm (ل (ile remlde tarîk ma’nâsınadur murâd tarîk-i
dalâletdür tarîk-i dalâletde iken dîn-i Nebevîye ittibâ’ itmekle vâsıl-ı huldberîn olur (Şifâyî,
13b).
Mahzen (محزن (Nizâmî (نظامی (kitâbıdur kesr-i nûn (ن ( ِve tahfîf-i zâ (ظ (ile Nizâmî
(نظامی (feth-i nûn (ن (ve teşdîd-i zâ (ظ (ile nezzâmî (نظامی ( ّ imlâsındadur nizâm (نظام (kesrile
incü dizilen iplige dirler nezzâm (نظام ( ّ feth ü teşdîd ile dizici ma’nâsınadur ve nazmî (نظمی (
lafzına elif (ا (giricek Nizâmî (نظامی (olur ve ol elife (ا (ülfet (الفت (elifi didi ve nazmî (نظمی (
lafzı içine girmekle keennehu deldi surâh kerde didi ve nemî (نمی (lafzında zâ (ظا (olıcak
Nizâmî (نظامی (olur derher nemî nîmî zâhir didi ve nemî (نمی (lafzında zâhirün (ظاھر (yarısı
(ظا (zâdur (Şifâyî, 26a).
Kût (قوت (lafzı tahfîfle azık ma’nâsınadur teşdîd ile olsa kuvvet (قوت ( ّolur hilâf-ı za’f
ma’nâsınadur îmâ itdi ki şiddetle hâsıl olan kûtda lezzet ve kuvvet ziyâderek olur (Şifâyî,
152b).
Sonuç
Şebistân-ı Hayâl İranlı şair Muhammed Yahya Fettâhî tarafından Farsça kaleme alınan
muammâ tarzında manzum-mensur karışık bir eserdir. Bugünkü tespitlere göre Anadolu
sahasında söz konusu esere yazılan ilk şerh Sürûrî’ye aittir. Sürûrî’nin Şerh-i Şebistân-ı
Hayâl’i doktora tezi olarak çalışılmıştır. Fakat Şifâyî’nin Şebistân-ı Hayâl’e yaptığı şerh kısa
zaman öncesine kadar bilinmiyordu. Konuyla ilgili eldeki veriler, 2016 yılında yapılan iki
çalışmadaki tanıtıcı bilgilerden ibaretti. Dolayısıyla bu çalışmada, Şifâyî’nin Şerh-i Şebistân-ı
Hayâl’i ayrıntılı olarak tanıtılmaya ve incelenmeye gayret edilmiştir. Bu bağlamda öncelikle
eserin nüsha özellikleri, muhtevası verilip şarihin maksadı ve şerh yöntemi üzerinde
356
durulmuştur. Şerh-i Şebistân-ı Hayâl’in şerh yöntemi belirlenirken daha önce yapılan
çalışmalardan hareketle metnin tercüme ve şerhi, kelime açıklamaları, şerhin kaynakları gibi
başlıklar kullanılmıştır. Fakat Şebistân-ı Hayâl’in muammâ tarzında kaleme alınması
münasebetiyle konu hakkında yapılan açıklamaların yeterli olmadığı görülmüştür. Çünkü
orijinal metinde bulunan muammâlar, sadece anlam bakımından ele alınmayıp belirli
yöntemler dâhilinde çözümlenmiştir. Bu münasebetle böyle bir metnin şerh yöntemi
belirlenirken Farsça metnin tercüme ve şerh usûlü yanında muammâların hâl yöntemleri de
tespit edilmeye çalışılmıştır. Bunun sonucunda Muhammed Şifâyî’nin, muammâ çözümünde
sistematik bir yol izlediği görülmüştür. Buna göre şarih öncelikle Farsça metnin tercümesini
verir, ardından muammâların çözümüne geçer. Muammâ çözümünde ilk olarak gizlenen
isimlerin, kelimelerin neresinde bulunduğu, hangi ifadelerle bunlara işaret edildiği açıklanır.
İkinci olarak amel-i tahsîlî, amel-i tekmîlî, amel-i teshîlî, amel-i tezyîlî gibi muammâ çözüm
yöntemleri kullanılarak gizlenen isim ortaya çıkarılır.
Burada değinebileceğimiz ikinci nokta Sürûrî ile Şifâyî arasındaki etkileşimdir. Dervîş
Muhammed Şifâyî, kendisinden önce Sürûrî tarafından yazılan şerhi inceleyip eserde gördüğü
eksikliklerden dolayı Şebistân-ı Hayâl’e yeni bir şerh yazmaya niyetlenir. Kendisini yeni bir
şerh yazmaya iten sebepleri de eserin mukaddimesinde dile getirir. Buna göre Sürûrî çoğu
yerde gereksiz yere cümleleri uzatmış, izah isteyen yerleri kısaca geçiştirmiş ve itimat edilen
kaynaklara başvurmamıştır. Çalışma esnasında Sürûrî şerhine de sık sık başvurduğumuz için,
Şifâyî’nin mukaddimedeki eleştirilerini göz önünde bulundurarak maksadının hâsıl olup
olmadığını da genel hatlarıyla sorgulamaya çalıştık. Konu hakkındaki tespitlerimizi şu şekilde
ifade edebiliriz: Muhammed Şifâyî, eserin genelinde Farsça ifadeleri Sürûrî’ye göre daha
geniş bir şekilde şerh eder. Farsça metinde işaret edilen kavramlar ve telmihler hakkında
ayrıntılı açıklamalar yapar. Şebistân-ı Hayâl’in son bölümünde yer alan nasihatlerin
bulunduğu kısımda Sürûrî tercüme ve sanatları vermekle iktifa ederken Şifâyî, tasavvufi
açıklamalar yaparak söz konusu bölümü daha geniş yorumlar. Bunun yanı sıra metnin kolay
anlaşılacağını düşündüğü yerlerde, sözü fazla uzatmadan metnin anlamını vermekle yetindiği
de görülür. Bu noktada Sürûrî ile Şifâyî’nin Şebistân-ı Hayâl’in farklı bölümlerine
yoğunlaştıkları söylenebilir. Aslına bakılırsa bu fark, şerhlerin önce veya sonra yazılmasından
hareketle açıklanabilir. Çünkü Şifâyî, Şebistân-ı Hayâl’in önceki şerhini görüp kendi şerhini
ona göre oluşturmuştur. Eserin mukaddimesinde Sürûrî’nin şerhini ıslah etmeyi düşündüğünü,
fakat rüya vasıtasıyla bu görev kendisine tevdi edilince ıslahtan vazgeçtiğini bildirir. Bizim
düşüncemize göre ise Şifâyî, önceki eserin ıslahından vazgeçmemiş ve bu ıslahı yeni bir eser
vücuda getirerek yapmıştır. Şunu belirtmekte fayda vardır ki Sürûrî ve Şifâyî şerhlerinin
mukayesesi, bu çalışmanın sınırlarını aşacağı için, burada ayrıntılı bir karşılaştırmaya
gidilmemiştir.
357
References / Kaynakça
Ahmed Cevdet Paşa (2000). Belâgat-ı Osmâniye. (Haz.: Turgut Karabey-Mehmet Atalay). Ankara:
Akçağ Yayınları.
Bilgegil, Kaya (1989). Edebiyat Bilgi ve Teorileri. İstanbul: Enderun Kitabevi.
Bilkan, Ali Fuat (2000). Türk Edebiyatında Muammâ. Ankara: Akçağ Yayınları.
Çakıroğlu, Nevin (2014). Süleymaniye Kütüphanesi Bağdatlı Vehbî 1542’de Kayıtlı Muammâ-Lügaz
Mecmuası (İnceleme-Metin). (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Marmara Üniversitesi Türkiyat
Araştırmaları Enstitüsü. İstanbul. s. 1-9.
Çelebioğlu, Âmil (1998). Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları. İstanbul: MEB Yayınları.
Dervîş Muhammed Şifâyî. Şerh-i Şebistân-ı Hayâl. Süleymaniye Kütüphanesi, Serez 2656 Numara,
1b-203a.
Duru, Necip Fazıl (2011). “Lütfullah Halîmî b. Ebî Yûsuf’un Bahru’l-Garâyib Adlı Eserinde Muammâ
Bahsi”. Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi. S. 25. s. 109-138.
Elbir, Bilal (2003). Sürûrî’nin Şerh-i Şebistân-ı Hayâl’i-Metin-İnceleme. (Yayımlanmamış Doktora
Tezi). Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. İzmir.
Erkal, Abdülkadir (2009). “Divan Şiirinde Şebistân-ı Hayâl Tarzı Üzerine”. Atatürk Üniversitesi
Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi. Sayı 41. s. 35-45.
Fettâhî-yi Nişâbûrî. Şebistân-ı Hayâl. Millî Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu, 06 Mil Yz A 7185, 1b-
87a.
Güneş, Bahadır (2015). “Bir Muammâ ve Lügaz Metni Hakkında”. Uluslararası Türkçe Edebiyat
Kültür Eğitim Dergisi. S. 4/2. s. 526-545.
Hamza, Adem (2011). Türk Edebiyatında El Yazması Bir Lügaz ve Muammâ Mecmuasının
Transkripsiyonlu Olarak Lâtin Harflerine Çevrilmesi. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Trakya
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Edirne.
Huart, C. L. “Fettâhî”. Millî Eğitim Bakanlığı İslâm Ansiklopedisi. C. IV. Eskişehir: ETAM A. Ş.
Matbaa Tesisleri. s. 582.
İmam Nevevî (2008). Riyâzü’s-Salihîn. C. 1-2. İstanbul: Erkam Yayınları.
Kadı Beydavî (2011). Envâru’t-Tenzil ve Esrâru’t-Te’vîl. (Çev.: Abdülvehhab Öztürk). C. 1-5.
İstanbul: Kahraman Yayınları.
Özdemir, Mehmet (2016). Dervîş Muhammed Şifâyî Mesnevî Şerhi. İstanbul: Doğu Kütüphanesi.
Saraç, M. A. Yekta (1997). “Muammâ ve Divan Edebiyatındaki Seyri”. İstanbul Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi. C. XXVII, S. XXVII. İstanbul. s. 297-308.
Şemseddîn Sâmî (1999). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Tarlan, Ali Nihat (1936). Divan Edebiyatında Muammâ. İstanbul Üniversitesi Yayınları. İstanbul:
Burhaneddin Matbaası.
Yazıcı, Tahsin (1995). “Fettâhî”. İslâm Ansiklopedisi. C:XXII, T.D.V. Yayınları. s.485.

No comments yet

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar