İSTANBUL’DA YAPILAN SON DÂRÜ’L-MESNEVÎ*

Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013, p. 1293-1302, ANKARA-TURKEY
ÖZET
19. yüzyıl mutasavvıflarından Mehmed Murad Nakşibendî,
yaşadığı dönemde İstanbul’daki en önemli Mesnevîhândır. Osmanlıda
Nakşîlik ve Mevlevîlik arasındaki yakınlaşmaya büyük ölçüde katkı
sağlamış bir şahsiyettir. Kendi zamanında hem devlet adamları yanında
hem de şeyh ve dervişler arasında saygın bir yere sahiptir.
Mehmed Murad Nakşibendî, Murad Molla Tekkesi’nin şeyhi,
Murad Molla Kütüphanesi’nin baş hafız-ı kütübüdür. Bir Nakşî şeyhi
olarak, tekkesinde okuttuğu ilmî, dinî, edebî, tasavvufî derslerden
Ahmed Cevdet Paşa gibi birçok aydın ve bürokrat istifade etmiş, tekkesi
adeta bir darü’l-fünûn olarak nitelendirilmiştir. Müderrisliğinin yanı
sıra, birçok telif eseri bulunan Mehmed Murad Nakşibendî’nin başyapıtı
Hülâsatü’ş-Şürûh isimli Mesnevî’nin tamamına yazdığı şerhtir.
Mehmed Murad Nakşibendî son derece hayırsever biridir. 9
Muharrem 1261 (M.1845)’de İstanbul Fatih Çarşamba’da Sultan
Abdulmecid’in katılımıyla bir Dârü’l-Mesnevî açmıştır. Bir Nakşî şeyhi
olarak orada tâlibine Mesnevî dersleri vermiş, birçok önemli talebe ve
Mesnevîhân yetiştirmiştir. Ahmed Cevdet Paşa da Dârü’l-Mesnevî’nin
açılışında hocasının elinden Mesnevihânlık icâzetini alanlardandır.
Mehmed Murad Nakşibendî, Vekâyi-nâme adlı eserinde Dârü’lMesnevî’nin
açılış törenini bütün ayrıntılarıyla samimi bir dille
anlatmaktadır. Padişahın teşrifi, diğer katılımcılar, yapılan dua ve
zikirler hakkında geniş mâlûmâta yer verilmiştir. İstanbul’da yapılan
son Dârü’l-Mesnevî’yi anlatması bakımından bu bilgiler oldukça
önemlidir.
Günümüzde cami olarak işlev gören bu yapı, Mesnevihâne Cami
adıyla anılmaktadır. Mehmed Murad Nakşibendî’nin türbesi de bu cami
bahçesinde yer almaktadır.
Anahtar Kelimeler: Mesnevî, Dârü’l-Mesnevî, Mesnevîhân,
Mevlevî, Nakşî.

*Bu makale Crosscheck sistemi tarafından taranmış ve bu sistem sonuçlarına göre orijinal bir makale olduğu
tespit edilmiştir.
** Yrd. Doç. Dr. Bitlis Eren Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, El-mek:
ozdilhatice@hotmail.com
1294 Hatice ÖZDİL
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
THE LAST DÂRÜ'L-MESNEVI IN ISTANBUL
ABSTRACT
Mehmed Murad Nakşibendî is the most important “Mesnevihan”
in 19th century. In their own time has a respectable place among the
dignitaries and dervishes. Mehmed Murad is a figure who greatly
contributed to the rapprochement between Nakshi and Mawlawi in his
own time.
Mehmed Murad taught scientific, religious, literary, mystic
lessons. Murad Molla’s Dervish Lodge has been described as an
Ottoman university. He is sheikh in Murad Molla’s Dervish Lodge and
the keeper of the books in Murad Molla’s Library. Many intellectuals
and bureaucrats benefited from these lessons. Mehmed Murad wrote
many copyrighted works. His masterpiece is the Hülâsatü’ş-Şürûh
named Mesnevi commentary.
Mehmed Murad Nakşibendî is one of the extremely benevolent.
The Dârü'l-Mesnevi (Mesnevi Reading House) has been opened with the
support of Sultan Abdülmecid. Dârü'l-Mesnevi is opened with the
participation of Sultan Abdülmecid in Fatih, Istanbul, in 9th Muharram
1261. He has taught Mesnevi in Dârü'l-Mesnevi. He trained many
important students and Mesnevihan. Many famous Mesnevihan got
Mesnevihan’s diploma here. Ahmed Cevdet Paşa, one of the students.
He received his diploma from Mehmed Murad Nakşibendî. Mehmed
Murad Nakşibendî describes detail of all the Dârü'l-Mesnevi’s opening
ceremony in the Vekâyi-nâme named work. This is important because
this building is the last Dârü'l-Mesnevi in Istanbul.
Key Words: Mesnevi, Darü'l-Mesnevi, Mesnevihan, Mawlawi,
Nakshi.
Mesnevîhânlık Geleneği ve Dârü’l-Mesnevîler
Tekkelerde okutulan kitapların en şöhretlisi Mevlânâ‟nın Mesnevî‟sidir. Mevlevîhânelerde
Mevlevîler için Mesnevî dersleri belli bir düzende verilmektedir. Her Mevlevîhâne aynı zamanda
bir Dârü‟l-Mesnevî‟dir. Ancak çeşitli sebeplerle Mevlevîhânelere gelemeyenlere de hem Mevlevî
kültürü hem de tasavvuf kültürü, bu tekkelerden ayrı olarak kurulan Dârü‟l-Mesnevîler kanalıyla
sunulmuştur. Dârü‟l-Mesnevîler‟in diğer önemli bir hizmeti ise medreselilerce hor görülen
Farsça‟nın öğretilmesidir. Mevlânâ, Attâr, Câmî, Senâi gibi büyük sûfîlerin tasavvufî eserlerini
Farsça yazmış olması bu dilin öğrenilmesini zarurî kılmıştır.1
Mesnevîhân kelimesinin sonundaki “-hân” eki Farsça‟da okuyan anlamına gelir.
Osmanlıcada duâhân, mevlidhân, gazelhân gibi birçok terkipte kullanılmıştır. Buradaki okumak,
içinden değil yüksek sesle okumak hatta teganni etmek yani musikî ile veya ahenkli bir şekilde
okumak demektir. Mesnevîhân da Mevlânâ‟nın Mesnevî‟sini yüksek sesle okuyan, nadiren teganni
eden, fakat her zaman kısa veya uzun bir takım açıklamalarda da bulunanlara verilen bir sıfat
olmuştur. Mevlânâ‟nın vefatından sonra ilk defa Hüsameddin Çelebi‟nin halka açık kürsülerde
Mesnevî takrir ettiği bilinmektedir. Böylece Mevlevî geleneğinde ilk Mesnevîhân olarak

1 Mustafa Kara, Tekkeler ve Zaviyeler, Dergâh Yay., İstanbul 1980, s. 111.
İstanbul’da Yapılan Son Dârü’l-Mesnevî 1295
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Hüsameddin Çelebi kabul edilmektedir. Ondan sonra da Sultan Veled bu geleneği devam
ettirmiştir.2
Mesnevîhânlık için gereken ilk şart, bir Mesnevîhânın rahle-i tedrisinden geçmektir. Bunun
yanında iyi derecede Farsça bilmek, Mevlânâ‟nın diğer eserlerini de okumuş olmak, İslam tarihini
bilmek, dinî ve tasavvufî ilimlerde derinlemesine bilgi sahibi olmak da gerekmektedir. Dolayısıyla
Mesnevîhânlık babadan oğla geçen bir ünvân değil, ciddi bir eğitim sonunda kazanılan bir
ünvandır. Osmanlı mesnevîhânlık icâzet-nâmeleri Ankaravî şerhinin tahkîkine uyulması şartı ile
verilmiştir.3
Mesnevîhânlık, ilk Mesnevîhânlardan Mahmud Dede‟den bu yana süren bir gelenektir.
Mevlevîlik içinde Mesnevîhân olmak için önce bir Mevlevîhâne‟de çile çıkarmak, dede olmak
gerekmektedir. Daha sonra kişinin tahsiline ve kabiliyetine göre bir Mesnevîhândan bu işin
eğitimini alır ve “Mesnevîhân dede” olarak bir tekkede vazife görmeye başlar. Kendisi de bir
Mesnevîhân yetiştirmeye başlar. Böylece silsile yoluyla devam eder.
Diğer tarîkâtlardan Mesnevîhân olmak ise daha farklıdır. Mevlevîhânede Mesnevîhân
olmak kadar ağır şartları yoktur. Çile çıkarıp “dede” olmaları gerekmez. Takip ettikleri bir
Mesnevîhân dededen aldıkları icâzetle Mesnevî okumaya ve okutmaya başlarlar. Bunlar da
Mesnevîhânlık icâzeti verebilirler. Mevlevî dedeler, Mesnevî‟yi Mevlevîlik dairesi içinde,
Mevlânâ‟nın görüşleri doğrultusunda şerh ederlerken, diğer tarîkâttan Mesnevîhânlar, daha çok
kendi tarîkât görüşlerini, kültürel ve genel tasavvuf anlayışı içinde bilgi verici mahiyette şerh
ederler.4
Mesnevî, hakikat yolcuları için rehber kitap kabul edilmiş ve sadece Mevlevîler için değil
hakikati arayan bütün dervişler için önemli bir kaynak olarak görülmüştür. Mesnevî okutan
şeyhlerin hepsinin Mevlevî olmadığı tarihî vesikalardan anlaşılmaktadır. Mesnevî‟yi şerh eden
tasavvuf erbâbı arasında da diğer tarîkâta mensup olanlar oldukça fazladır.5 Mesnevî‟nin diğer
tarîkâtlar tarafından rağbet görmesinin nedenlerinden biri de Mesnevî‟nin eğitici bir kitap
olmasıdır.
Tekkeler dışında Mesnevîlerin okunduğu bir diğer önemli yer Dârü‟l-Mesnevîlerdir.
Dârü‟l-Mesnevîler, ilk defa Sultan Abdulmecid‟in (1839-1861) tahta çıkışının ilk yıllarında
açılmıştır. Özellikle Mevlevî olmayanlara Mesnevî‟yi ve tasavvufu öğretmek için açılan halka açık
eğitim kurumlarıdır.6
Mehmed Murad Nakşibendî’nin Dârü’l-Mesnevîsi
XIX. yüzyılda Mevlevîlerin yanı sıra İstanbul‟da yaşayan önemli Nakşî şeyhlerinin aynı
zamanda Mesnevîhân oldukları görülmektedir. Mevlevî-Nakşî kaynaşmasıyla birlikte Nakşîlerden
“Mesnevîhân-ı Şehîr” lakabıyla ünlenen Hoca Hüsâmeddin Efendi, Hoca Neş‟et, Dârü‟lMesnevî‟nin
kurucusu Mehmed Murad Efendi, Nakşibendî şeyhi olmalarına rağmen Mesnevî
okutmuşlar ve sâliklerini Mevlevî neşvesiyle teslik etmişlerdir.7 Beşiktaş merkezde Neccarzâde
Cami bahçesinde medfûn Neccarzâde Rıza Efendi, Beşiktaş Mevlevîhânesi şeyhi Muhsin Memiş
Efendi‟den Mesnevî okumuş ve ondan icâzet alıp taliplerine Mesnevî okutmuştur.8

2 Orhan Okay, Osmanlı‟da Mesnevihanlık Geleneği ve Son Mesnevihânlardan Tâhirü‟l-Mevlevî, Mevlevîliğin Kültür ve
Edebiyatımıza Katkıları Paneli, 17 Aralık 1999.
3 DİA, “Mesnevî” mad., Ankara 2004, c. 29, s. 332.
4
İsmail Güleç ile Mesnevi Üzerine, http://semazen.net/roportaj_detay.php?id=74, 4 Temmuz 2013‟te ulaşıldı.
5 Abdülbaki Gölpınarlı, Mevlânâ‟dan Sonra Mevlevîlik, İnkılap ve Ata Kitabevleri, İstanbul 1983, s. 406-408.
6
Sezai Küçük, Mevlevîliğin Son Yüzyılı, Simurg Yay., İstanbul 2003, s. 357.
7 DİA, “Mesnevî” mad., Ankara 2004, c. 29, s. 332.
8 Halil İbrahim Şimşek, Mesnevihân Bir Müceddidiye Şeyhi: Neccârzâde Mustafa Rıza‟nın Hayatı ve Tasavvufî
Görüşleri, Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, Ankara 2005, S. 14, s. 160.
1296 Hatice ÖZDİL
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Mehmed Murad Nakşibendî‟nin kurduğu Dârü‟l-Mesnevî‟den her kesimden insan
yararlanmıştır. Buradan mezun olanlar arasında Nakşî şeyhlerinden Hacı Feyzullah Efendi
(ö.1876), Mustafa Vahyî (ö.1878), Mustafa Sâid (ö.1841) gibi Mesnevîhânlar vardır. Sadiyye
tarîkâtı meşâyihinden Elif Efendi (ö.1926) de burada yetişen Mesnevîhânlardandır.9
Mehmed Murad Nakşibendî‟den Mesnevîhânlık icâzeti alan Ahmed Cevdet Paşa, devrin
İstanbul‟undaki Dârü‟l-Mesnevî‟leri şöyle anlatır: “Ol vakit İstanbul‟da iki meşhur Mesnevîhâne
var idi. Biri Hoca Hüsamüddin Efendi (ö.1285/1869) olup Küçük Mustafa Paşa‟da Mesnevî-i Şerîf
okuturdu. Hüsn-i zann-ı enâma mazhar bir pîr-i rûşen-zamir olup ricâl ü kibardan pek çok zevât
ona mu‟tekid idi. Her taraftan ve her sınıftan nice zevât anın dersine müdâvemet ile nutkunu nimet
ve nasihatini ganimet bilirlerdi. Bazan biz dahi gidip takrir-i dil-pezîrini istima‟ ederdik. Ba‟dehu
Eyyub-ı Ensârî‟ye nakl-i ikâmetgah edip âhir-i ömrüne kadar orada ikâmet eyledi. Yenikapı
Mevlevîhânesi Şeyhi Osman Efendi (Selahaddin Dede, ö.1304/1887) anın telâmizindendir.
Diğer (Mesnevîhân) Çarşamba kurbunda Murad Molla Tekkesi post-nişîni Mehmed Murad
Efendi (ö.1263/1848) olup eyyâm-ı muayyenede Mesnevî-i Şerîf okutur ve eyyâm-ı sairede
sabahtan akşama kadar mütenevvi dersler verir idi. Tekyesi bayağı daru‟l-fünûn idi. Burada her
nevi ulûm-ı maarif tahsîl olunur idi. Kendisinin akdem-i şakirdânı olan Hafız Tevfik Efendi dahi
burada hücre-nişîn olup müracaat edenlere Farisî tedris eylerdi. Bu dergâha ricâl ü kibardan nice
zevât gelip gider ve karib u baîd mahallerden pek çok şakird gelip ahz u istifade eder idi. Ben dahi
boş vakitlerimi burada tahsîl-i ma‟ârife sarf eylerdim.”10

9 Mustafa Kara, “Tanzimat‟tan Cumhuriyet‟e Tasavvuf ve Tarîkâtlar”, Tanzimat‟tan Cumhuriyet‟e Türkiye Ans. IV,
İletişim Yay., İstanbul 1985, s. 989; Güleç, 2008, s. 19.
10Ahmed Cevdet Paşa, Tezâkir (Tetimme, 40), (haz. Cavid Baysun), Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1991, s. 12-
13.
Dârü‟l-Mesnevî‟nin Minaresi ve
Kuzeyinde Fener Rum Erkek Lisesi
(Fotoğraf: Mustafa Cambaz, 2013)
Dârü‟l-Mesnevî‟nin minaresi ve Mevlevî
Sikkesi Biçimindeki Alemi
(Fotoğraf: Esma Sehoviç, 2012)
İstanbul’da Yapılan Son Dârü’l-Mesnevî 1297
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
İstanbul‟da en son yapılan Dârü‟l-Mesnevî,11 Mehmed Murad Nakşibendî‟nin Fatih ilçesi
Çarşamba semtinde Balat Mahallesinde yaptırdığı Dârü‟l-Mesnevî‟dir. “Mesnevîhâne Tekkesi”
veya “Dârü‟l-Mesnevî Tekkesi”12 olarak da anılan yapı, Mehmed Murad Nakşibendî‟nin postnişini
olduğu Murad Molla Tekkesi‟nin iki sokak ilerisindedir. Fener Rum Erkek Lisesi ile güneyinde yer
alan Dârü‟l-Mesnevî nerdeyse iç içedir.

Dârü‟l-Mesnevî‟yi ve Murad Molla Tekkesi‟ni aynı postnişînler idare etmiştir.13 1890
tarihli bir tekke mecmuasına göre Dârü‟l-Mesnevî‟de Nakşî şeyhlerinden Mustafa Efendi şeyhlik
yapmaktadır. Ayrıca ayin günü olarak Cuma‟nın seçildiği kaydedilmektedir.14
Mehmed Murad Nakşibendî, Vekâyi-nâme adlı eserinde “Küşâd-ı Bâb-ı Dârü‟l-Mesnevî”
başlığı altında açılış törenine padişahın gelişini, törende yapılanları, duâları, bütün ayrıntılarıyla
anlatır. Ayrıca Dâr‟ül-Mesnevî‟nin yapılış tarihine düşürülen beyitleri de bu bölümde kaydeder.
Vekâyi-nâme‟deki ilgili bölüm sadeleştirilerek buraya alınmıştır: “…Binâ ve inşâsına muvaffak
olduğum Dâr‟ül-Mesnevî‟nin 9 Muharrem 1261 Cuma günü büyük şeyhlerin ve dervişlerin ve sair
muhterem dostların katılımı ile kapısı açıldı. Mevcut olan camideki dersimizde, kuşluk vaktinde
Mesnevî‟nin dördüncü cildinin sonuna yaklaşmıştık. Mesnevî dersine başlanıp dersin ardından
hafızlar aşr-ı şerifler okudu, duâlar ve senâlar ile Allah‟a yakarıldı. Açılışta hazır bulunan dostlara
yemek ikram edildi.
O esnada ansızın Hekimbaşı ve eski Rumeli Kazaskeri Molla Abdülhak Efendi geldi.
Dârü‟l-Mesnevî‟nin açılışı ile Hazret-i Hüseyin‟e okunacak olan mersiye haberi padişaha ulaşmış.
Padişahın da teşrif edeceği haberini getirdiler. Padişahın Cuma namazını Unkapanı‟ndaki camide
kıldıktan sonra oradan geleceğini ve teşrifine kadar açılışın ertelenmesini söylediler. Öğle vakti
Dârü‟l-Mesnevî‟deki minarede Cuma namazı için ezan okundu. Bu dahi benim için bir uğur oldu.
Camiye toplanıldı. Nur-ı Osmanî Cami hatibi Seyyid Hafız Hayri Efendi, Aşure gününün fazileti
ve Muharrem ayının on gününün şerefi hakkında bir hutbeyi güzel bir sesle okudu. Orada hazır
bulunanlar fazlasıyla memnun oldular. Hutbeden sonra bize imamlık yaparak Cuma namazını
kıldırdılar.

11 Mustafa Kara, Tekkeler ve Zaviyeler, Dergâh Yay., İstanbul 1980, s. 109.
12 DİA, “Mesnevihâne Tekkesi” mad. Ankara 2004, c. 29, s. 334; Hür Mahmut Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf
(19. Yüzyıl), İnsan Yay., İstanbul 2003, s. 279.
13 Hür Mahmut Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (19. Yüzyıl), İnsan Yay., İstanbul 2003, s. 279, dipnot 734.
14 Selami Şimşek, Son Dönem Celvetî Şeyhlerinden Bandırmalızâde Ahmed Münib Efendi‟nin Hayatı Eserleri ve
Mecmuâ-yı Tekâyâsı, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Konya 2007, s. 155.
Dârü‟l-Mesnevî‟nin Cümle Kapısı, 2013 Dârü‟l-Mesnevî ve Kuzeyinde Fener Rum Erkek Lisesi
(Fotoğraf: Mustafa Cambaz 2013)
1298 Hatice ÖZDİL
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Padişahın emri gereği mersiye meclisi ertelendi ve cemaat camiden çıkmayıp padişahı
beklediler. Ben de buhurdân ile Dârü‟l-Mesnevî‟nin yüz adım ilerisinde, padişahı karşılamak için
beklemeye başladım. Saat sekizi çeyrek geçe, Sultan Abdulmecid güneşin doğuşundan daha ışıltılı,
dolunay gibi parlayarak, Hazret-i Süleyman misali ata binmiş halde göründüler. Ben de saygı ve
hürmetle yere eğilip buhurdan ile önlerine düştüm. Dârü‟l-Mesnevî‟deki camide padişah mahfili
olmadığı için, müezzin mahfilinde hazırladığımız döşek üzerine oturdular. Bana ruhsat
buyurduktan sonra ben bin hayâ ile huzurlarına çıktım. Padişah “Sana hüsn-i zannım vardır ve seni
severim. İlmini ve kemâlini bilirim. Bana mahsus hayır duânı almak için geldim.” dedi. Ben de
semâya ellerimi kaldırıp zât-ı şahanelerine hamd ü senâ ve çok hayır duâlarda bulundum. Sonra
padişah şöyle buyurdu: “Meclis-i şerif ne veçhile olagelmişse bir şey noksan ve ihtisâr
olunmayarak icrâ olunsun. Biz memnun oluruz ve meclis-i zikri severiz.”
Padişahın izniyle kürsüye çıkıp bir saat kadar vaaz ve nasihatte bulundum. Vaazıma, “De
ki: „Ben buna karşılık sizden, sevgiden başka bir ücret istemiyorum.‟ Kim güzel bir iş yaparsa,
onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.”15 ayetiyle
başlayarak Âl-i Abâ‟nın faziletinden ve Hazret-i Hüseyin efendimizin şehadeti kıssasından hayli
ilginç ve dokunaklı bölümler naklettim. Hatta orda bulunanlar, kıssanın iki yerinde sultanın
ağladığına şahit olmuşlar.
Vaaz bittikten sonra yine padişaha ve şehzadelerine, orda bulunanlara ve ümmet-i
Muhammed‟e duâ eyledim. Üzerimize düşen duâyı kusursuz bir şekilde yaptık. Duâdan sonra
kürsüden inip hatm-i hâcegan eyledim. Sonra da samimi bir kalp ile kelime-i tevhide başlandı. On
beş dakika kadar tevhid okunduktan sonra mersiyeye başlandı. Bu mersiye, Yazıcızâde‟nin
Muhammediyye adlı kitabında yazılıdır. Karabâlî‟de bulunan Nakşibendî tekkesinde şeyh olan
Şükrullah Efendi, güzel bir sesle okumaya başlayınca, orda bulunanlara bir hâl gelip âh u figân
eylediler, adeta haşr meydanına bir numûne oldu. Mersiye tamamlandıktan sonra Şeyh Atâullah
Efendi ayakta durarak ism-i celâli okumaya başladı. Ve arkasından bütün şeyh ve dervişler hep
birlikte, hararetli bir zikrullâhın parçası oldular. Zikir esnasında güzel sesli zâkirler evliyâ-yı
kirâmın nutuklarını okudular. Ve latif kasideleriyle zikir meclisini süslediler. Zikr meclisi
tamamlanınca meşâyıh-ı selâtinden es-Seyyid el-Hacc Mehmed Tevfik Efendi‟ye duâ için işaret
ettim. Meclise münasip ahenkli sözlerle, fesahat ve belagatli bir latif duâ eylediler. Bundan sonra
yine talebelerimizden ve meşâyıh-ı selâtin zümresinden eş-Şeyh es-Seyyid Hafız İbrahim Efendi‟ye
de bir güzel duâ yaptırdım. Duâ sonrası büyük şeyhlerden bazıları Fatiha okudular.
Meclis tamamlanıp, saat on buçuğa geldiğinde Abdulmecid Han hazretleri saraylarına
dönmek istediler. Yine buhurdân ile uğurlamak istedim. On adım kadar gittikten sonra bana kalmak
için ruhsat verildi. Yolda on bin kuruş hediye ettiler. Ve yine iki bin kuruş; şeyhlere, dervişlere,
Dârü‟l-Mesnevî‟de oturanlara ve başka verilmesi lazım gelen yerlere dağıtmak için verildi. Taksim
etme görevi de bana bırakıldığı için o gece hepsini bölüştürdük. Ertesi gün de uygun yerlere
dağıtıldı. Hepsi memnun olup sultanımıza çok hayır duâda bulundu. Allah saltanat tahtında daim
eylesin.
Sultanın maiyyetinde, vezirlerden Tophane Müşîri Mehmed Ali Paşa ve Âstanenin Asâkir-i
Mansûre Müşîri Reşid Paşa vardı. Ve yine baş-mâbeynci Abdulhamid Bey hazretleri ve sair
Mâbeyn-i Hümâyûn hademeleri mevcud idi. Mevlâ cümlesine selamet, ihsan ve muradlarına nail
eylesin.
Ben Zilkâde sonunda altmış yaşımı tamamladım. Dâr‟ül-Mesnevî‟nin açılışının da altmış
senesi Zilhiccesi‟ne denk geldiğini düşünerek 1260 senesi hesabı üzerine bir târih-i tamam
söyledim. O tarih budur:

15Kur‟ân, Şûrâ, 23.
İstanbul’da Yapılan Son Dârü’l-Mesnevî 1299
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Çün hitâma irdi, bânisi didi târîh-i tamâm
Ehl-i akl-ı binâ bu Dârü’l-Mesnevî (Sene 1260)
Ve yine noktalı harflerle başka bir tarih aklıma geldi. O tarih de teberrüken şöyle
yazılmıştır:
Çün pezîrây-ı hitâm oldı binâ, bânî didi:
İşde Dâr-ı Mesnevî mu’cemle târîh-i tâm (Sene 1260)
Dostlarımızdan ve şairlerden bazı büyük zatlar da tarih takdim buyurdular. Ben de uğur
saydığım için ve zâyi olmasın diye buraya yazdım. Büyük Mevlevîlerden Hattat İsmail Hakkı
Efendi‟nin tarihidir:
Bendesi Hakkı da târîhin mücevher söyledi
Yapdı Dârü’l-Mesnevî’yi Hâce-i Devrân-becâ (Sene 1260)
Ve yine Bursa şehrinde bulunan Hazret-i Mısrî‟nin tekkesi şeyhi Zâik Efendi‟nin takdim
eylediği güzel tarihdir. Mısrâ‟-ı sânîsi mühmeliyle ve mu‟cemiyle iki tarihdir. Beytin hepsi tek
târih değildir.
Himmet-i üstâd-ı âlemdür ki bu târîhde
Resm-i dil-keş-i dehre Dârü’l-Mesnevî virdi şeref (Sene 1260)
Ve yine şâir-i mâhir Safvet Efendi‟nin târihidir. Bir ziyâde ta‟miye iledir.
Bir zât yapmamış oku târîh Safvetî
Hakk’un Murad yapdı yeni Dâr-ı Mesnevî (Sene 1260)
Ve yine dostlarımızdan Talib Efendi hazretlerinin takdim eylediği tarihdir:
Cevher ile yazıldı mısra’-ı evvelde târîhi
İkinci mısra’ Talib tamâmından ider imâ
Bu cây-i Mesnevî, Hâce Murad’un oldı bünyâdı
Bu dâr-ı Mesnevî ayn-ı cinâna döndi Mevlânâ (Sene 1260)
Ve yine Fehim Efendi hazretlerinin inşâ buyurdukları mu‟cemletâm tarih şudur:
Hâce-i tahrîr Dârü’l-Mesnevî’yi yapdı becây (Sene 1260)
Ve yine talebelerimizden Nüzhet Efendi söylemiştir ve tam târih-i zîbâdır:
Kemine bendesi Nüzhet de söyledi târîh
Murad Efendi zehî yapdı Dâr-ı Mesnevî’yi (Sene 1260)
1300 Hatice ÖZDİL
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Bunlardan başka bazı dostların da takdim ettikleri tarihler vardı ama kayıt olmadığı için
maalesef zayi oldu. Allah yüce dergâhında kabul edip, kapısını kıyamet gününde açsın. Allah‟ın
zikri, Mesnevî dersi ve sâir dersler ile çeşitli taat ve ibadetlerle içini ve dışını ma‟mûr eylesin.”16
Mehmed Murad Nakşibendî‟den Mesnevî dersleri almış olan Ahmed Cevdet Paşa da
Dârü‟l-Mesnevî‟nin açılışında bulunmuş ve o gün Mesnevîhânlık icâzeti almıştır. Ahmed Cevdet
Paşa, Tezâkir‟inde bu olayı şöyle kaydeder: “Murad Molla Şeyhi epeyce servet sahibi olup
tekkesinin tayyârâtı dahi ziyade idi ve hayyir bir âdem olup eline geçen paraları umûr-ı hayriyyeye
sarf ederdi. Bu cihetle tekyesi civarında hala mevcud olan Dârü‟l-Mesnevî‟yi inşâ eyledi ve bin iki
yüz altmış senesi Muharrem‟in dokuzuncu günü anı küşâd ettikte teberrüken Sultan Abdulmecid
Han hazretleri teşrif buyurdu. Ol gün Şeyh Efendi eski şakirdânına icâzet verdiği sırada ben dahi
Mesnevî-i Şerîf‟den icâzet aldım ve anınla beraber Kasîde-i Bür‟e ve Hizbü‟l-bahr okumağa dahi
andan mezun oldum. Andan sonra her sene Muharrem‟in dokuzunda Dârü‟l-Mesnevî‟de mersiye
okumak âdet olmuştur. Dokuzuncu gün tayin olması dahi her sene Muharrem‟in onuncu günü Koca
Mustafa Paşa Dergâhı‟nda mersiye okumak âdet olduğu cihetle iki mersiye bir güne gelmemek
içindir.”17
Dârü‟l-Mesnevî, kuruluşunda dershane olarak kullanıldığı anlaşılan mescid, bunun yanı
sıra bağımsız bir tevhidhane, sekiz adet derviş hücresi, kütüphane, şadırvan, cümle kapısı, su
haznesi, çeşme, mutfak ve selamlık dairesinden oluşmaktaydı. İnşasından kısa bir süre sonra
mescid-dershaneye bir minare eklenmiş, muhtemelen Şeyh Mehmed Murad Nakşibendî‟nin
ölümünün ardından (1848) kabrinin üzerine türbe yapılmıştır. 1852‟de II. Mahmud‟un başkadını
Nevfidan Kadınefendi avluya bir kuyu bileziği vakfetmiştir. Yapılar tekkelerin kapatılmasından
(1925) sonra özgün kullanımlarını yitirdikleri için harap olmaya başlamış; tevhidhâne, selamlık,
derviş hücreleri, kütüphane ve mutfak yıkılarak bunlardan boşalan alanların bir kısmına bir imam
meşrutası inşa edilmiştir.18 Dârü‟l-Mesnevî‟nin bahçesinde Mehmed Murad Nakşibendî‟nin türbesi
yer almaktadır. 1968‟de onarım geçiren mescid-dershâne günümüzde cami olarak kullanılmaktadır.
Kareye yakın dikdörtgen (8,40×7,40 m.) bir alanı kaplayan mescid-dershâne, duvarları
moloz taş ve tuğlayla örülmüş, kapı ve pencereleri kesme küfekîden sövelerle çerçevelenmiş, kırma
çatılı sonradan bir mescid yapısıdır. Kapalı son cemaat yerinin basık kemerli kapısı önündeki ahşap
saçak sonradan iptal edilerek yerine cephenin görünümünü bozan bir beton sundurma
oturtulmuştur. İçinde mahfil bulunmayan harimin duvarlarında ikişer adet dikdörtgen pencere,
doğu ve batı duvarındaki pencerelerin arasında da yarım daire planlı ve yuvarlak kemerli mihrap
yer alır. Çubuklu olan ahşap tavanın merkezindeki basit, yuvarlak göbek dışında süslemeye yer
verilmemiştir.19 Yapıdaki en ilginç ayrıntı ise Mevlevî sikkesi veya destârı biçimindeki minare
alemidir.
Cümle kapısının yuvarlak kemeri üzerinde Hattat Ali Haydar Bey‟in ta‟lîk kitabesi yer
almaktadır: “Hâzâ dârutedrîs‟l-Mesnevî li-Hazreti Mevlânâ Celâliddîn er-Rûmî kuddisesırruh‟üssâmî”
Kapının üzerinde “Hakkı” mahlaslı bir şaire ait Ali Haydar Bey‟in 1844 tarihli ta‟lîk inşa
kitabesi bulunmaktadır:

16Mehmed Murad Nakşibendî, Vekâyi-nâme, Millet Ktp., Ali Emirî Koleksiyonu, No. 103, vr. 2a-4b.
17Ahmed Cevdet Paşa, 1991, s. 17.
18 DİA, “Mesnevihâne Tekkesi” mad. Ankara 2004, c. 29, s. 335.
19 DİA, “Mesnevihâne Tekkesi” mad. Ankara 2004, c. 29, s. 335.
İstanbul’da Yapılan Son Dârü’l-Mesnevî 1301
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
Malik-i ilmlerini kâşif-i esraru’l-Hakk
Zü’l-kerem bende-i Murad ol çağrıl abâ
Hazret-i Mollâ-yı Rûm’un Mesnevîsin şerh idüb
İlm ü feyz-i ma’nevisin kıldı uşşaka ‘itâ
Rûh-ı pâk içün okunsun Mesnevî bunda deyu
İşte mescidle mahallî hücreler kıldı bînâ
Böyle zât-ı pâk pür-lütf ‘âl-i himmetin
Sa’yını meşkûr idüb ömrin füzûn itsün Hüdâ
Bendesi Hakkı da târîhin mücevher söyledi
Yapdı Dârü’l-Mesnevî’yi Hâce-i Devrân-becâ
Günümüzde Mesnevîhâne Cami olarak bilinen Dârü‟l-Mesnevî, İstanbul Sivil Mimarî
Yapılar Envanteri Fişi‟ne göre F-568 numaraya kayıtlıdır.20 Mesnevîhâne Cami, bakımsız kaldığı
yıllarda İsmail Ağa cemaatinden Musa Dede tarafından tamir edilmiştir.21 Cami içerisinde biri
H.1382 tarihli üç adet el yazması levha yer almaktadır.
Mehmed Murad Nakşibendî, Dârü‟l-Mesnevî‟nin içerisinde bir kütüphane tesis etmiştir. Şu
anda bu kütüphaneye ait kitaplar Süleymaniye Kütüphanesi, Dârü‟l-Mesnevî Koleksiyonu
içerisinde yer almaktadır.
KAYNAKÇA
Ahmed Cevdet Paşa: Tezâkir (Tetimme, 40), (haz. Cavid Baysun), Türk Tarih Kurumu Basımevi,
Ankara 1991.
GÖLPINARLI, Abdülbaki: Mevlânâ‟dan Sonra Mevlevîlik, İnkılap ve Ata Kitabevleri, İstanbul
1983.
KARA, Mustafa “Tanzimat‟tan Cumhuriyet‟e Tasavvuf ve Tarîkâtlar”, Tanzimat‟tan Cumhuriyet‟e
Türkiye Ans. IV, İletişim Yay., İstanbul 1985.
KARA, Mustafa: Tekkeler ve Zaviyeler, Dergâh Yay., İstanbul 1980.
KÜÇÜK, Sezai: Mevlevîliğin Son Yüzyılı, Simurg Yay., İstanbul 2003.
Mehmed Murad Nakşibendî: Vekâyi-nâme, Millet Ktp., Ali Emiri Koleksiyonu, No.103
OKAY, Orhan: “Osmanlı‟da Mesnevîhânlık Geleneği ve Son Mesnevîhânlardan Tâhirü‟lMevlevî”,
Mevlevîliğin Kültür ve Edebiyatımıza Katkıları Paneli, Konya 17 Aralık 1999.

20http://www.istanbulkulturenvanteri.gov.tr/kentselsivilmimari/detay/envanter_id/53438, 1 Nisan 2013‟de ulaşıldı.
21http://www.yenidurus. com/icerik/yazilar/roportaj/sayi43.HTM, 6 Mart 2013‟de ulaşıldı.
1302 Hatice ÖZDİL
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/13 Fall 2013
ŞİMŞEK, Halil İbrahim: “Mesnevîhân Bir Müceddidiye Şeyhi: Neccârzâde Mustafa Rıza‟nın
Hayatı ve Tasavvufî Görüşleri”, Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, Ankara
2005.
ŞİMŞEK, Selami: “Son Dönem Celvetî Şeyhlerinden Bandırmalızâde Ahmed Münib Efendi‟nin
Hayatı Eserleri ve Mecmuâ-yı Tekâyâsı”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Konya 2007.
TDV İslam Ansiklopedisi (DİA), “Mesnevi” mad., c.29, Ankara 2004.
TDV İslam Ansiklopedisi (DİA), “Mesnevihâne Tekkesi” mad., c.29, Ankara 2004.
YÜCER, Hür Mahmut: Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (19. Yüzyıl), İnsan Yay., İstanbul 2003.

No comments yet

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar