TÜRKÇE ÖĞRETİMİ İÇİN HAZIRLANMIŞ “MAHRU İLE HUBÇEHRE” VE “ŞİRİN ŞEMAYİL” HİKÂYELERİ

PREPARED FOR TEACHING TURKISH "MAHRU WITH HUBÇEHRE" and
"ŞİRİN ŞEMAYİL" STORIES
Öz
Bu çalışmada Te’lifü’l-Emir’de yer alan iki hikâye tanıtılarak özetleri
verilmiştir. Bu hikâyelerden ilki “Mahru ile Hubçere” hikâyesidir. İkicisi ise Şirin
Şemayil hikâyesidir. Hikâyelerin yazarı Mirza Katil’dir. Hikâyeler Doğu
Türkçesiyle kaleme alınmış masal özellikleri de barındıran halk hikâyeleridir. Her
iki hikâye de Türkçe öğretiminde kullanılmak için yeniden düzenlenmiştir. Bu
düzenlemeyi yapan aynı zamanda Te’lifü’l-Emir’in yazarı Hoca Emir’dir. Bu
hikâyeler hem Türk dili ve edebiyatı açısından hem de Türkçe öğretiminde
kullanılan teknikler açısından önemli metinlerdir.
Anahtar Sözcükler: Te’lifü’l-Emir, Hoca Emir, Mirza Katil, Doğu Türkçesi,
Türkçe Öğretimi
Abstract
This work introduces and summarizes two stories in the “Te’lifü’l-Emir”.
The one of these stories is "Mahru with Hubçere" and the other story is “Şirin
Şemayil”. Author of the story is Mirza Katil. These stories written by the eastern
Turkish are legendary folkloric stories. Both stories are rearranged to be used in
Turkish teaching. Hoca Emir who wrote the “Te’lifü’l-Emir” revised both the story.
These stories are very important for the Turkish language, the Turkish literature
and the techniques used in Turkish teaching.
Keywords: Te’lifü’l-Emir, Hoca Emir, Mirza Katil, The Eastern Turkish,
teaching Turkish
Giriş
Türk dilinin yüzyıllar boyunca yayıldığı geniş coğrafya ve oluşturduğu kültür
merkezleri çevresinde sayısız elyazması eser yazılmıştır. Elbette bu eserler sadece
Osmanlı topraklarıyla sınırlı kalmamıştır. Türk dilinin en önemli kültür
merkezlerinden biri batıda Osmanlı Devleti çevresinde şekillenirken, diğeri doğuda
Çağatay Hanlığı çevresinde gelişmiştir. Orta Asya Türk yazı dilinin üçüncü evresi
olarak kabul edilen bu yazı dili kendinden önceki Karahanlı ve Uygur yazı dillerine
dayanmakla birlikte Moğol istilasından sonra Orta Asya’daki mahalli şivelerin ve
Farsçanın etkisiyle şekillenmiştir (Vural, 2010: 12). Lisan-ı Türkî olarak bilinen bu yazı
dilinin Çağatay Türkçesi olarak adlandırılması, Cengiz’in ikinci oğlu Çağatay’a
izafeten Avrupalı Türkologlar tarafından yapılmıştır (Caferoğlu, 2001: 199; Eraslan,
1993: 168). Çağatayca yalnız Doğu Türkistan ve Orta Asya Türk Devletlerinin
diplomasi, edebiyat ve resmî dili olarak değil, aynı zamanda XIX. yüzyılın ortalarına

* Dr., Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Türk Dili Bölümü
- 114 -
kadar Avrupa Rusya’sının Oğuz olmayan Müslüman Türklerinin de edebî dili olarak
kullanılmıştır (Eckmann, 1998: VII; Eckmann, 1996: 1). Doğu Türkçesi, günümüz
harflerine çevrilen eser sayısı bakımından Batı Türkçesinin daha gerisinde kalmıştır.
Hoca Emir tarafından yazılmış bir eser olan Te’lifü’l-Emir de Doğu Türkçesi ile kaleme
alınmış önemli eserlerden biridir.
“Mahru ile Hubçehre” ve “Şirin Şemayil” hikâyeleri, Te’lifü’l-Emir adlı eserde
yer alan hikâyelerdir. Te’lifü’l-Emir İngiltere Ulusal Kütüphanesi (British Library)
O.I.O.C. departmanında “Or.38” katalog numarasıyla kayıtlı bulunmaktadır. Eser 18.
yüzyılda istinsah edilmiş olup eserin telif tarihi bilinmemektedir. Eser üç bölümden
oluşmaktadır. Bunlardan ilki Türkçe gramer ve kelime bilgisi içeren Farsça bir
bölümdür. İkinci ve üçüncü bölümler ise iki ayrı Türkçe hikâyedir (Poyraz, 2011: 402).
Hikâyeler ayrıca isimlendirilmemiştir. “Mahru ile Hubçehre” hikâyesi 40 varak, “Şirin
Şemayil” hikâyesi de 54 varaktır. Hikâyelerin yazarı “Mirza Katil”dir. Mirza Katil
hikâyelerden ilkinin başında kendisini “Bu başsız ayaksız yani evsiz barksız Katil şöyle
der ki” şeklinde bir açıklamayla tanıtır.
Mirza Katil, hikâyeleri yazma nedenini ise şöyle anlatır: Bir gün saray içerisinde
gezerken kadılardan Kamere’d-din Hân vezir kızının oğlu Hoca Emir Hân ibni Hoca
Badşah Hân bin Hoca Mahmud Hân ibni Hoca Nasıre’d-din Hân Baharay ona der ki:
Bugünlerde Türklerin dilini arzuladım. Bu dilde çok kaside ve mektup biriktirdim. Bu
dil atalarımızın dili olduğu için onu bilmek daha doğru olur. Eğer bu hikâyeyi bu dilde
yazarsan çok memnun olurum.” Mirza bu isteği emir telakki eder ve çok zaman
uğraşıp bu hikâyeleri yazdığını belirtir. Bu açıklamadan anlaşılıyor ki Mirza bir devlet
büyüğünün Türkçe bir hikâye istemesi neticesinde bu hikâyeleri yazmıştır (Yılmaz,
2014: 16)
Mirza Katil tarafından yazılan bu hikâyeler Hoca Emir tarafından Türkçe
öğretiminde kullanılmak üzere yeniden düzenlenmiştir. Hikâyelerin satır aralarına
Türkçe sözcüklerin Farsça karşılıkları ve bazı Farsça açıklamalar yazılmıştır. Bu da
eserin Farsça konuşan toplulukları hedef alarak hazırlandığını göstermektedir. Hoca
Emir sadece satır altı Farsça karşılıkları eklemekle kalmamış sözcüklerde de bazı
değişiklikler yaparak hikâyelerin Türkçe öğretiminde daha faydalı metinler olmasını
sağlamıştır. Örneğin metinde “sopa” anlamına gelen altı farklı sözcük aynı sayfada
kullanılmıştır. Bu eşanlamlı sözcükleri Hoca Emir’in sonradan eklemiş olduğu
anlaşılmaktadır. Yabancılara Türkçe öğretirken ne kadar çok farklı sözcük kullanılırsa
eser o kadar faydalı olacağı için böyle bir yol seçmiş olması muhtemeldir.
Hikâyelerin Özellikleri
Hikâyelerden ilki Mahru ile Hubçehre adındaki iki gencin aşk hikâyesini konu
alır. Babası Hubçehre’yi Mahru’ya vermek istemez ve kızını kaçırır. Hikâye de
Mahru’nun sevdiği kızın peşinden gitmesi esnasında başına gelen türlü olayları konu
edinir. Hikâye iki gencin kavuşmasıyla sona erer.
İkinci hikâye Şirin Şemayil adındaki bir gencin başından geçen olaylar
çevresinde şekillenir. Şirin Şemayil’i üvey annesi ve babası istemez. Şirin Şemayil de
onların yanından ayrılır. Başından birçok olay geçtikten sonra güçlü bir hükümdar
olarak geri döner. Hikâye bu süre zarfında Şirin Şemayil’in başına gelen olayları
anlatılır.
Her iki hikâye de olağanüstülüklerin olduğu, klasik halk hikâyesi türündedir.
Hikâyeler mensurdur, fakat aralarda manzum parçalara da yer verilmiştir. Bu
- 115 -
manzum parçalar aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Özellikle Allah’ın, Hz. Muhammet’in, Hz.
Ali’nin ve diğer hikâye kahramanlarının övgülerini içerir. Bazıları gazel formunda
kaleme alınmıştır. Manzumeler genelde on-on beş beyit arasıdır, fakat tek beyitlik
manzum parçalar da bulunmaktadır.
Birçok halk hikâyesinde rastlanılan devler, periler, cinler, uçan tahtlar, sihirli
eşyalar vs. gibi olağanüstülükler her iki hikâyede de kullanılmıştır. Fakat olaylar
masallarda olduğu gibi belirsiz bir mekânda gelişmez. Bazı yer isimleri bugünkü
isimleriyle hikâyede yer almaktadır.
Her iki hikâyede hayvanların konuştuğu bölümler vardır. Özellikle kişilerin ve
mekânların övgüsü abartılı bir şekilde yapılmıştır. Hikâyedeki gerçek kişiler ya saray
çevresinden ya tüccar ya da dinî karakterlerdir. Olağandışı kişiler ise çoğunlukla peri
veya dev olarak adlandırılır.
Her iki hikâye de kahramanların farklı mekânlar ve olaylarla karşılaştıkları
serüvenler üzerine inşa edilmiştir. Bu nedenle çok fazla kişi, mekân ve olay hikâyeye
dâhil olmuştur. Ana kahraman bir problemi çözmek için bir yere gider ve orada yeni
kişiler ve yeni problemler onu beklemektedir. Bütün bu sorunlar tek tek aşılır ve en
sonunda başlangıç mekânına dönülür. Bu şekilde iki hikâye de mutlu sonla
bitirilmiştir.
Hikâyelerde dinî ve kültürel motifler bir arada kullanılmıştır. Her iki hikâye de
Allah’a ve Hz. Muhammet’e övgüyle başlar. Arkasından halifelere övgü yapılır. Hz.
Ali’nin övüldüğü bölüm diğer halifelere göre daha uzun ve ayrıntılıdır. Bu bölümlerde
ayet ve hadislerden alıntılar da yapılmıştır. Hikâyelerde İslamiyet’e ait uygulamalar ve
söylemler sıkça kullanılmıştır. Kahramanların Allah’ı yâd etmesi, Allah’a şükretmesi
ve yemin etmesi, şükür namazı kılması gibi uygulamalar hikâyelerde çokça yer
almaktadır. Yine İslamiyet’in yanında her iki hikâyede diğer dinlere ait unsurlar
bulunmaktadır. Örneğin kahramanlardan bazıları Hristiyan bazıları da Hindûdur .
Her ne kadar hikâyeler İslamî gelenek içinde kaleme alınsa da geleneksel Türk
kültürünün izleri çok belirgindir. Çoğu uygulama İslamiyete uygun olmasa da
hikâyelerde yer almıştır. Kahramanların evlenmeden cinsel ilişkiye girmesi, ikinci
hikâyenin kahramanı Şirin Şemayil’in sekiz kadınla evlenmesi, kahramanların şarap
içmesi, kadınların eğlence meclislerinde çok açık kıyafetler giymesi, müneccimlere
danışılması vs. buna örnek olarak verilebilir. Bunun dışında folklorik motiflere de
hikâyelerde sıkça rastlanmaktadır. Örneğin oğullarını istemeyen anne babanın
ayakkabılarını kapının önüne bırakması, düğünlerde kız tarafının çeyiz hazırlaması,
saçı yapılması vb. (Yılmaz, 2014: 17)
Hikâyelerin Özeti
Mahru İle Hubçehre Hikâyesinin Özeti
Hikâye Allah’a, Hz. Muhammed’e ve Hz. Ali’ye övgüyle başlar. Ülkenin
birinde Firuzbaht denilen bir hükümdar vardır. Fakat hükümdarın kendisinden sonra
başa geçecek bir oğlu yoktur. Hükümdar bu duruma üzüldüğü için uzun süre halkının
karşısına çıkmaz. Halk bu duruma çok üzülmektedir. Neticede hükümdar vezirinin
ısrarlarıyla halkının karşısına yeniden çıkar. Vezirinin önerisiyle derdinin çaresi için bir
dervişle görüşür. Derviş hükümdara bir oğlu olacağını ama on iki yaşına kadar oğlanın
kendisinin yanında kalmasını söyler. Hükümdar bunu kabul eder. Bir zaman sonra
Mahru adında bir oğlu olur. Hükümdar oğlunu dervişe teslim eder. Bu esnada bir
- 116 -
tüccar da çocuğu olmadığı için dervişe gelir. Derviş ona da bir kızının olacağını ve
doğduğunda onu da yanına bırakmasını söyler. Bir müddet sonra tüccarın da
Hubçehre adında bir kızı olur ve kızını dervişin yanına getirir. Mahru ve Hubçehre on
iki yaşına kadar birlikte büyürler ve zamanla birbirlerine âşık olurlar. Belli bir yaşa
eriştiklerinde tüccar ve hükümdar çocuklarını dervişin yanından alırlar. Mahru
babasına Hubçehre ile evlenmek istediğini söyler. Oğlunun isteğini onaylayan
hükümdar tüccardan kızını ister. Fakat tüccar kızını vermek istemese de hayır
diyemez. Düğün hazırlıkları esnasında tüccar telaşeden istifade ederek kızını da alıp
ülkeden kaçar. Bunun üzerine Mahru, Hubçehre’yi bulmak için yollara düşer. Nehrin
kenarında batan bir gemi görünce Hubçehre’nin gemisi olduğunu anlayıp kendini
öldürmeye çalışır. Fakat etrafındaki insanlar onu kurtarır. Kurtulduğu bölgede anlatıcı
ile karşılaşır. Mahru anlatıcıyla dost olur. Hubçehre’nin ölmediğini öğrenince onu
bulmak için yoluna devam eder. Yolda Said adında tüccar bir dervişle karşılaşır.
Derviş de kendi hikâyesini Mahru’ya anlatmaya başlar. Dervişin başından geçenler
kısaca şu şekildedir:
Said bir gün kafese kapatılmış bir adamla birlikte bir karga, arslan ve yılan
görür. Bu adam ve kafesteki hayvanların suçu, yırtıcı bir hayvanın saldırısı karşısında
şehzadeye yardım etmeyip saklanmalarıdır. Bundan dolayı adamın ve kafesteki diğer
hayvanların yakılmalarına karar verilmiştir. Said bu adama ve hayvanlara acır, onları
kurtarmak için satın alır. Hayvanlar bu iyiliğinin karşılığında ona yardıma ihtiyacı
olduğu zaman kullanmak üzere bedenlerinden bir parça verir. Said yoluna devam
ederken bir Hint hükümdarının oğlunun ölümüne karışır ve saklanmak için kafesten
kurtardığı adamın evine sığınır. Bu adam kötü bir adam olduğu için Said’i Hint
hükümdarına ihbar eder. Said tam öldürülmek üzereyken ölümden kurtardığı
hayvanlar ona yardım edip kurtarırlar. Buna şahit olan Hint hükümdarı onun bir veli
olduğunu düşünür ve kızını Said’le evlendirir. Birkaç yıl sonra Said’in eşi aniden
ortadan kaybolur. Said de yıllarca eşini aramak için yollara düşer.
Said’in hikâyesini öğrenen Mahru, Said’le beraber yola devam eder. Yolda
Bedr-lika adında bir yiğitle karşılaşırlar. Yiğit de başından geçenleri anlatır. Bedrlika’nın
başından geçen olaylar şu şekildedir:
Bedr-lika bir hükümdar oğludur. Bir gün ava çıktığında Sebhacit adında çok
güzel bir kızla karşılaşır. Kız Hint hükümdarı Sâhib’in kızıdır. Kız da Bedr-lika’yı
sever. Hükümdar kızının bir Müslümanı sevdiğini duyunca onu başka bir Hint
hükümdarının oğluyla evlendirir. Kız eşiyle birlikte olmamak için bir bahaneyle
kocasından kırk gün ayrı bir yere gider.
Bu hikâyeyi öğrenen Mahru ve Said, Bedr-lika’yı da alıp tekrar yola çıkar.
Mahru bir plan yapar. Müneccim kılığına girip Sebhacit’in yanına gitmeyi başarır. Ona
olanları ve kim olduğunu açıklayıp onu kaçırır ve Bedr-lika’nın yanına getirir. Bedrlika
ve Sebhacit evlenirler. Bu sırada Bedr-lika’nın babası Afitab-lika’nın adamları
sürekli Bedr-lika’yı aramaktadırlar. Hükümdarın adamları onu bulurlar ve babasına
getirirler. Bedr-lika başından geçenleri, Mahru’yu ve Said’i babasına anlatır. Babası
Hubçehre’nin yerini bildiğini söyler. Bedr-lika, Hubçehre ile Mahru’yu buluşturur ve
yine yollarına devam ederler. Bir mağaraya girerler. Burada Hurşid Cemal adında genç
bir adamı görürler. O da hikâyesini anlatır.
Bir gün ava çıktığında bir kız görür ve ona âşık olur. Kızın adı Zafiran Peri’dir.
O sırada kötü kalpli bir dev kadın Hurşid Cemal’e âşık olur ve mağaraya kapatır.
- 117 -
Bunu öğrenen Mahru ve arkadaşları bir plan yapıp deve bir oyun yaparlar ve
devi öldürüp Hurşid Cemal’i mağaradan kaçırırlar. Hurşid Cemal’in sevdiği kadın
olan Zafiran Peri’yi de bulurlar. Zafiran Peri, Said’in kaybolan karısı Tavsı Bikem’i
bulabileceğini söyler çünkü onu kaçıran akrabası Mübarek Peridir. Mübarek Peri
Said’in eşine âşık olmuştur ve onu bırakmak istemez. Zafiran Peri onu ikna eder ve
Tavsı Bikem’i Said’e teslim eder.
Zafiran Peri ve ailesi kız kardeşi Sebiz Peri ile Mahru’nun evlenmesini ister.
Hurşid Cemal ile Zafiran; Mahru ile Sebiz Peri evlenirler. Said, Hurşid Cemal, Bedrlika
eşleriyle birlikte Mahru’nun babasının yanına giderler. Orada eğlenceler yapılır.
Sonra herkes kendi ailesinin yanına gider. Mahru da iki eşiyle birlikte babasının
yanında mutlu bir hayat sürer. (Yılmaz, 2014: 19)
Şirin Şemayil Hikâyesinin Özeti
Hikâye Allah’a, Hz. Muhammet ve diğer peygamberlere ve dört halifeye
övgüyle başlar.
Bir ülkede Kâmuran adında bir tüccar vardır. Bu tüccar çok istemesine rağmen
çocuğu olmamıştır. Bir zaman sonra dağıttığı sadakalarının neticesinde aldığı dualara
karşılık Allah ona bir erkek çocuk verir. Adını Şirin Şemâyil koyarlar. Bir müneccim bu
çocuğun on yedi yaşında ülkenin hükümdarı olacağını söyler. Kâmuran bu sözün
hükümdarın kulağına gitmesinden çekindiği için çocuğunu süt anneye verir ve bir
köyde saklanmalarını ister. Kâmuran çocuğuna eğitmenler yollar ve oğlunu her
yönüyle yetiştirir. Kâmuran on iki yıl sonra oğlunu yanına çağırır ve Meliha Hatun
adında bir kızla evlendirir. Bir süre sonra Şirin Şemayil’in annesi ölür. Tüccar başka bir
kadınla evlenir. Bu kadın Şirin Şemayil’i şehirde istemez. Şirin Şemayil bunu anlar ve
karısını alıp evi terk eder. Konakladıkları bir yerde Meliha Hatun ırmağa doğru
bakarken ırmağın üzerinde yakutlar aktığını görür ve hemen bir tane alır. Bunu
kocasına verir ve yakutu satıp karşılığında bir şeyler almasını ister. Şirin Şemayil,
Hiramen adında ünlü bir mücevherci bulur ve mücevher karşılığında ondan bir ev alır.
Eşiyle orada mutlu bir şekilde yaşamaya başlarlar.
Hiramen yakutu ülkenin hükümdarına hediye eder. Hükümdar da yakutu
kızına verir. Kızı ise bu yakuttan sekiz tane daha ister. Hiramen yakutu ancak aldığı
kişi olan Şirin Şemayil’in bulabileceğini söyler. Hükümdar Şirin Şemayil’i yanına
çağırıp yakutlardan sekiz tane daha getirmesi için zorlar. Şirin Şemayil durumu
karısına anlatır. Karısı da yakutu aldığı yeri kocasına söyler. O da oraya gidip yakutları
aldıktan sonra nehrin başında bir kadın başının ağaçta asılı olduğunu görür ve
başından akan kanların ırmakta yakuta dönüştüğünü fark eder. Biraz daha ilerleyince
bir çadırda başsız bir kadın cesedi ve yanı başında bir dev görür. Bu dev, Şirin
Şemayil’in gördüğü baş ile gövdeyi birleştirip kadının canlanmasını sağlar ve onunla
eğlendikten sonra başla gövdeyi tekrar ayırır. Şirin Şemayil de dev oradan ayrılınca
devden gördüğü gibi yaparak kadını diriltir.
Kadın bir hükümdar kızı olan Nazenin Bikem’dir. Nazenin, devin kendisine
âşık olduğunu ve kendisini bu hâle getirdiğini söyler. Şirin Şemayil de başından
geçenleri anlatır. Birbirlerine âşık olurlar. İkisi bir plan yapıp devi nasıl
öldürebileceklerini devi kandırarak kendisinden öğrenirler. Şirin Şemayil öğrendiği
yöntemle devi öldürerek Nazenin Bikem’i kurtarıp onu evine götürür ve evlenir.
Hükümdara da yakutları teslim eder. Bu arada ülkede Meliha Hatun ve Nazenin
- 118 -
Bikem’in güzellikleri konuşulur. Hükümdar bu kadınları ister. Onlara ulaşmanın yolu
Şirin Şemayil’i ülkeden uzaklaştırmaktır. Bunun için bir plan yapar.
Hoten şehrinde Gülçimen adında bir kız vardır. Güldüğünde ağzından çiçekler,
ağladığında gözlerinden inciler dökülür. Fakat bu kıza ulaşmak çok zordur.
Hükümdar bu incileri ve çiçekleri ister. Hükümdar bu görevi yapamayacağını
düşünerek Şirin Şemayil’den bunu yerine getirmesini ister. Şirin Şemayil durumu
eşlerine anlatır. Nazenin Bikem bu işin kolay olduğunu söyleyerek eşine bir mektup
verir ve yola koyulmasını ister. Şirin Şemayil bir devin yanına ulaşır ve mektubu ona
verir. Dev de onu kızının yanına götürür. Bu dev Nazenin Bikem’in babası ve adı
Şehbaz Peri olan kız da Nazenin Bikem’in kardeşidir. Şirin Şemayil başından geçenleri
anlatır. Şehbaz Peri’yle birbirlerine âşık olur ve evlenirler. Daha sonra hükümdarın ona
verdiği görevi yapmak üzere tekrar yola düşer.
Şehbaz Peri kocasına bir mektup verir. Eğer bu mektubu Sebiz Peri’ye verirse
işinin kolay olacağını söyler. Şirin Şemayil, Sebiz Periyi bulur ve mektubu ona verir.
Sebiz Peri de Şehbaz Peri’nin kardeşidir. O da Şirin Şemayil’e âşık olur ve evlenirler.
Şirin Şemayil kendine verilen görevi karısına anlatır. Karısı ona der ki: “Gülçimen
benim kızkardeşimdir.” Birlikte Gülçimen’in yanına giderler. Durumu anlatırlar ve
Şirin Şemayil çiçekleri ve incileri alır. Gülçimen de Şirin Şemayil’le evlenmek istediğini
söyler. Hep birlikte Şirin Şemayil’in evine dönerler. Şirin Şemayil çiçekleri ve incileri
tam zamanında hükümdara sunar. Hükümdar amacına ulaşamaz.
Hükümdar, Şirin Şemayil’in başka güzel kadınlarla döndüğünü öğrenince bu
kadınlara da sahip olmak ister. Bunun için yeni planlar yapmaya başlar. Bu sefer de
Şirin Şemayil’den Şah Peri adlı ulaşılması çok zor olan bir periyi yanına getirip dans
ettirmesini ister. Şirin Şemayil, Şah Peri’yi bulmak üzere yola koyulur. Yolda rastladığı
bir derviş Şah Peri’yi tanımaktadır. Derviş onu yanına getirmek için Şirin’e bir yöntem
öğretir. Şirin de bu şekilde Şah Peri’yi dervişin yanına getirir. Derviş Şah Peri’den Şirin
Şemayil’e yardım etmesini ister. Şah Peri istemese de dervişin ricasını kıramaz ve Şirin
Şemayil’e bir ney verir. O neye üfleyince Şah Peri yanına gelecektir. Fakat Şirin
Şemayil o neyi yolda yaşlı bir sihirbaza kaptırır. Şirin Şemayil neyi almak için sihirbazı
yakalar. Fakat zaten neyi Şah Peri geri almıştır. Sihirbaz da kendini bırakması
karşılığında elinde tutsak olarak tuttuğu bir hükümdar kızını Şirin Şemayil’e vermeyi
teklif eder. Şirin Şemayil o kadını da alıp tekrar Şah Peri’yi bulmak için yollara düşer.
Şah Peri’nin ülkesine ulaşır.
Şah Peri’nin hükümdar babası çok hastadır. Şirin Şemayil onun hastalığına
deva bulur. Bunun karşılığında da kızını ister ve Şah Peri ile evlenir. Düğün gecesi Şah
Peri, Şirin Şemayil’i görünce onu tanır ve onunla birlikte olmak istemez. Sevgilisi Race
Ender’in yanına kaçar. Şirin Şemayil onu bulmak için peşinden gider.
Yolda bir çocuğu yılanlardan kurtarır. Çocuğun babası Race Basek adında bir
kişidir ve Race Ender’i tanımaktadır. Bu iyilik karşısında Race Basek, Şirin Şemayil’i
Race Ender’in yanına götürebilecektir. Fakat onu götürebilmesi için Şirin’e bir sazda
ustalaşmasını söyler. Şirin Şemayil bu sazı çalmada çok ustalaşır. Ardından bu
kabiliyetini göstermek için Race Ender’in yanına gider ve sazıyla Şah Peri’nin dansına
eşlik eder. Race Ender çok beğenir ve kendisinden bir şey istemesini söyler. Şirin
Şemayil de Şah Peri’nin kendisinin karısı olduğunu ve onu geri istediğini söyler. Race
Ender istemese de söz verdiği için Şah Peri’yi Şirin Şemayil’e verir. Şirin Şemayil
karısıyla evine döner.
- 119 -
Hükümdarın ona verdiği süre dolmadan Şah Peri’yi hükümdarın huzuruna
götürür ve dans ettirir. Hükümdar yine amacına ulaşamaz. Fakat hâlâ Şirin Şemayil’in
güzel eşlerine sahip olmak istemektedir. Veziriyle bir plan daha yaparlar.
Hükümdar, Şirin Şemayil’in öbür dünyaya gidip ölmüş olan ailesinden (anne,
baba ve kardeşlerinden) haber getirmesini ister. Şirin Şemayil bu işi de kabul eder.
Fakat hükümdarın asıl amacının kendisinden kurtulmak olduğunu anlar. Bir plan
yapar ve kendisini gerçekten öbür dünyaya gidip geri geldiğine inandırır. Hükümdara
öbür dünyada ailesinin onu özlediğini ve yanlarına istediğini söyler. Hükümdar da
Şirin Şemayil gibi geri gelebileceğini düşünüp kendisini öldürtür. Ölümünün ardından
hükümdarın kızı, yakutları getirdiği zamandan beri Şirin Şemayil’e âşık olduğunu ve
onunla evlenmek istediğini söyler. Şirin Şemayil onunla evlenir ve ülkenin hükümdarı
olur. Fakat içinde hep babasının ülkesine dönme arzusu vardır. Babasının yaşadığı
ülkeyi fethetmek için eşleri ve ordusuyla yola çıkar. İki ordu arasında büyük bir savaş
yaşanır. Şirin Şemayil, Şah Peri’nin dev olan babasının yardımıyla savaşı kazanır.
Şirin Şemâyil artık iki ülkenin de hükümdarı olmuştur. Babasının yanına gider.
Üvey annesi yaptıkları için pişmandır. Şirin Şemayil onu affeder. Eşleri ve ailesiyle
mutlu bir ömür sürer. (Yılmaz, 2014: 21)
Sonuç
Bu çalışmayla Te’lifü’l-Emir adlı elyazması eserde yer alan “Mahru ile
Hubçehre” ve “Şirin Şemayil” hikâyeleri tanıtılarak özetleri verilmiştir. Her iki hikâye
de hem dil özellikleri hem de edebi özellikleri açısından dikkat çeken metinlerdir.
Hikâyeler Türkçe öğretiminde kullanılmak amacıyla düzenlenmiştir. Sözcüklerde
değişiklikler yapılarak okuyucuların daha fazla Türkçe sözcükle tanışmaları
hedeflenmiştir. Bunun neticesinde eşanlamlı sözcüklerin eserde çokça kullanıldığı
görülmektedir. Te’lifü’l-Emir’in yazıldığı dönem itibariyle Türkçe öğretimi açısından
belirli tekniklerle hazırlanmış olması çok önemlidir.
Her iki hikâye de Türk edebiyatımız açısından orijinal özellikler
barındırmaktadır. Hikâyeler masalımsı bir üslupla yazılmış geleneksel halk hikâyesi
türündedir. Hikâyeler barındırdığı kültürel ve dinî özellikler açısından da dikkat
çekmektedir. Türk, Fars ve Hint kültürünün izlerini her iki hikâyede de görmek
mümkündür.
KAYNAKÇA
CAFEROĞLU, Ahmet (2001), Türk Dili Tarihi, İstanbul: Alfa Yayımları.
ECKMANN, Janos. (1996), “Küçük Çağatay Grameri”, Harezm-Kıpçak ve Çağatay
Türkçesi Üzerine Araştırmalar, (haz. Osman Fikri Sertkaya), Ankara: TDK Yay.
ECKMANN, Janos. (1998), “Çağatayca”, Tarihi Türk Şiveleri, (haz. Mehmet Akalın),
Türk Kültürünü Araştırma Enstitü Yay., s. 211-245.
ERASLAN, K. (1993), “Çağatay Edebiyatı”, İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı
Yay., c. VIII, s. 168-176.
POYRAZ, Yakup (2011), “Uzaktaki Yazmalarımız: İngiltere Ulusal Kütüphanesi’ne
Kayıtlı İlk Doğu Türkçesi Yazmaları”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Kış 2011,
s. 402-412.
VURAL, Hanifi (vd.) (2010), Çağatay Türkçesi, Tokat: Taşhan Kitap.
- 120 -
YILMAZ, Mehmed Fatih (2014), Te’lifü’l-Emir’de Yer Alan Doğu Türkçesiyle Yazılmış İki
Hikâye (İnceleme-Metin-Dizin), Yayımlanmamış Doktora Tezi, Samsun: Ondokuz
Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

No comments yet

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar