ŞÂHNÂME DÜĞÜNLERİ I

ASUMAN GÖKHAN / Şarkiyat Mecmuası Sayı 25 (2014-2) 125-147 125

Öz: Bu çalışmada İran’ın ulusal destanı ve dünya klasikleri arasında
sayılan Şâhnâme’de yer alan evlilikler ve düğünler üzerinde duruldu. Eserin
yazarı Ebu’l-Kâsım-i Firdevsî ve eseri hakkında kısaca bilgi verildikten
sonra eserde beğenilen bölümler arasında yer alan Şâhnâme düğünleri kronolojik
olarak sıralandı. Bu sıralama yapılırken Şâhnâme’de yer alan mitolojik,
efsanevi ve tarihi destanlar arasından; kız isteme, çeyiz hazırlama,
hediye verme gibi düğün törelerinin en eski adetlerinden bazılarının nasıl
gerçekleştiği ele alındı ve Şâhnâme destanlarındaki düğün törenlerinin en
seçkin olanları sunuldu. Gerçekleştirilen bu evliliklerde dikkat çeken en
önemli hususlardan biri de bu evliliklerin ne amaçla gerçekleştirildiğidir.
Çünkü sosyal bir kurum sayılan bu evliliklerin kimi aşk, kimi sadece zevk,
kimi ise siyasi çıkarlar üzerine kurulmuştur. Cemşid Şah ve Semnâz, Zâl
ile Rudâbe ve Rüstem ile Tehmîne aşk evliliklerine; Behrâm’ın köylünün
kızlarıyla olan evliliği zevk evliliğine; Ferngîs ve Siyâveş’in, Nâhîd ve
Dârâb’ın evlilikleri ise siyasi amaçlı evliliklere verilebilecek en güzel örneklerinden
sayılır.
Anahtar Kelimeler: İran, Firdevsi, Şâhnâme, Düğün, Zâl, Rüstem,
Cemşîd Şah, Rûdâbe, Tehmîne, Siyâveş.
*Yrd. Doç. Dr., Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Fars Dili ve Edebiyatı Bölümü
(agokhan@atauni.edu.tr)
126 ŞÂHNÂME DÜĞÜNLERİ I
SHAHNAMEH WEDDINGS I
Abstract: In this study, marriages and weddings are focused included
in Shahnameh, the national epic of Iran and one of the world classics.
After giving brief information about the work and its author Abul-Qāsim
Firdawsi, Shahnameh weddings among the most loved parts of the work
are chronologically arranged. While arranging this, it is dealt with how
some of the most ancient traditions of wedding customs among mythical,
legendary and historical epics such as asking for the permission of bride’s
parents, preparing dowry, giving gifts are experienced, and the most outstanding
wedding ceremonies in Shahnameh epics are presented. In this
performed marriage one of the most remarkable aspects is what the purpose
of these marriages was. Because the marriages considered as social institutions.
Some of them were based on love, some of them were just for enjoy
and others were for political interests. Jamshid Shah and Semnaz, Zal and
Rudab and Rustam and Tahmine’s marriages are love marriages; Bahram’s
marriage to the villager’s girls is enjoy marriage; Ferngis and Siyaveşh’s,
Nahid and Darabi’s marriages are for political purpose, all of these marriages
can be counted among the most beautiful examples given.
Keywords: Iran, Firdawsi, Shahnameh, Wedding, Zal, Rustam, Jamshid
Shah, Rudab, Tahmine, Siyavesh.
İran’ın ulusal destanı Şâhnâme veya Şahlar Destanı’nın yazarı Hekim
Ebu’l-Kâsım-i Firdevsî-yi Tusî, bugüne kadar yaşamış en büyük Fars şairlerinden
biri olarak kabul edilir. O, tüm zamanların ulusal kahramanları ve edebiyat
dehaları arasında çok özel bir yere sahiptir. Hem akıl hem de düşünce bakımından
güçlü bir şair olan Firdevsî, sadece kahramanlık şiirleri söylemede eşsiz, tam bir
olgunluğa sahip ve benzersiz bir üstat olmayıp; sanat yapma bakımından da çok
hoş ve ince sahneler resmetmede, romantik ve âşıkane figürler ortaya koymada
edebiyat ve sanat alanında da bir dehadır. Sözünün kelimeleri düşüncelerinin esiridir
ve onun elinde mum gibi her şekilden şekle girer.
Bu usta şair 411/1020 Tûs şehrine bağlı Tâberân’ın Bâj (Bâz) köyünde doğdu.
Künyesi Ebu’l-Kâsım, lakabı Fahreddin, mahlası Firdevsî’dir. Adı kaynaklarda
Ahmed, Hasan ve Mansûr olarak farklı şekillerde geçmektedir. Babasının Tûs
ırmağından ayrılan Âbrâhe çayı kenarında bir çiftlik sahibi (dihkan) olduğu bilin-
ASUMAN GÖKHAN / Şarkiyat Mecmuası Sayı 25 (2014-2) 125-147 127
mektedir. Firdevsî’nin çocukluk dönemi ve öğrenim hayatı hakkında kaynaklarda
hemen hemen hiçbir bilgiye rastlanılmamaktadır. Onun yetiştiği dönemde, İran’ın
İslâm öncesi tarihine ait Pehlevî dilinde yazılmış bazı eserler ortaya çıkarılmış ve
bunlar yeni Farsça’ya çevrilmeye başlanmıştı. Özellikle, Sasani hükümdarlarından
III. Yezdicerd’in (632-651) derlenmesini sağladığı Hudâynâme’nin aslına ya
da Arapça çevirisine dayanılarak birtakım Şahnâmeler yazılmıştı. Muhtemelen
başlangıçta diğer şairler gibi gazel ve kasideler yazan Firdevsî, bir süre sonra
döneminin de etkisi altında kalarak, eski İran tarihi hakkında bilgi edinmek üzere
Pehlevî dilinde yazılmış eserlere karşı ilgi duymaya başladı. O dönemde yazılmış
eserlerden faydalanmak için babasından veya Zerdüşt rahiplerinden Pehlevice
öğrendi. Şiir yazacak kadar da Arapça biliyordu. Kırk yaşına kadar rahat
bir hayat süren Firdevsî’nin daha sonraki yıllarda hayatının sıkıntı içinde geçtiği
anlaşılmaktadır. Büyük bir ihtimalle 370/980 veya 380/990 yılında Şâhnâme’yi
yazmaya başlayan Firdevsî’yi kimin veya kimlerin desteklediği bilinmemektedir.
Firdevsî, parça parça yazmaya başladığı destanlar arasında bağlantıları sağlayacak
ilâveleri de ekleyip 394/1003-1004 yılında yaklaşık otuz yılda, muhteşem
eseri Şâhnâme’yi tamamladı.1
İran’ın ulusal destanı ve Fars edebiyatının en büyük eserlerinden biri kabul
edilen Şâhnâme, bütün dünya klasikleri arasında da eşsiz bir yere sahiptir. İlk
insanın (Keyûmers) yaratılışından başlayan Şâhnâme, İran’da Araplar’ın egemen
olduğu döneme kadar geçen zaman sürecindeki İran’ın destansı tarihiyle gerçek
bilgileri harmanlayarak verir. 2
Şâhnâme’de İran’ın tarihi ve mitolojik geleneklerinden İslâmi döneme kadar
intikal eden tüm bilgiler bir arada toplanmıştır. Bu hacimli eserdeki beyitlerin sayısı
şaire göre 60.000 ise de, fakat yazmaların çoğu 48-52.000 beyitten oluşmaktadır.
Sade bir tarzda kaleme alınmış olan eserin önemi edebî sanatlarda değil,
bilakis daha çok anlatım ve tasvir tarzında ortaya çıkmaktadır.3
Eser Fars dilinin sözcük hazinesi sayılan, aynı zamanda eşsiz fesahat ve belagat
örneği kabul edilen, yalnızca birtakım hikâyeler içeriğinde barındırmaz. Ayrıca
felsefî ve ahlakî konulara değinilmiş, kahramanlık şiirlerinin yanı sıra diğer
şiir türlerine de yer verilmiştir. Firdevsî bütün bu konularda sözün hakkını gere-
1 Mehmet Kanar, “Firdevsî” DİA, C. XIII, İstanbul, 1996, s. 125-127. 2 Mehmet Kanar, “Şahnâme” DİA, C. XXXVIII, İstanbul, 2010, s. 289-290. 3 Nimet Yıldırım, İran Mitolojisi, İstanbul, 2012, s. 357.
128 ŞÂHNÂME DÜĞÜNLERİ I
ğince vermiş, İran ulusal hikâyeleri ve İranlıların tarihi değerlerini Şâhnâme’nin
tamamında en güzel şekilde yansıtmaya çalışmıştır.4
Bu muhteşem eserde yer alan konulardan biri de düğün törenleridir. Bilindiği
gibi evlilik, tarihin ilk devirlerinden beri var olan ve insan hayatında büyük önem
taşıyan bir kurumdur. Terim olarak evlilik, bir kadınla bir erkeğin, her türlü hayat
şartları içinde sürekli bir birlik vücuda getirmek üzere birleşmesidir. Ailenin
toplumsal yapının temeli olması, bu birliği sağlayan evlenme olayına evrensel bir
karakter kazandırmıştır. Dünyanın her yerinde her aşaması bağlı bulunduğu kültür
tipinin öngördüğü belirli kurallara ve kalıplara uydurularak gerçekleştirilen
evlenme olayı, özellikle tören, adet, gelenek ve görenek bakımından zengin bir
tablo çizmektedir.
Evlenmenin gerçekleşmesi için bir takım hazırlık ve aşamaların yapılıp izlenmesi
gerekir. Evlenme aşamaları da dinsel ve büyüsel özlü işlemleri içermektedir.
Her toplum bağlı bulunduğu kültür kalıbına uygun belli kural ve kalıplara uyarak
evlenme olayını gerçekleştirmektedir. 5
Evlenme olayında âdet ve geleneklerin en eskilerinden biri, hiç şüphesiz dü-
ğün törenleridir. Geçmişten günümüze kadar her milletin kültüründe var olan dü-
ğün törenleri, kalabalık bir misafirlikle sözlü sazlı eğlenceler, gelin tarafından
çeyiz hazırlığı ve damat tarafından hediye verme âdetleri olmak üzere her zaman
geçerliliğini sürdürmüştür. Bu töre dini inançların ve toplumun mevcut şartlarına
göre herkesin kabul ettiği bir durum olarak, aşağı yukarı yaygın bir şekilde veya
kısmen sınırlamalarla süregelmiştir.
Eski destan ve efsanelerde yer alan düğün törenleri, kendine has bir güzelliğe
ve hacme sahiptir. Ama toplumsal gerçeklere dayanarak bu efsanevi güzellik,
toplum içerisinde ve halk arasında da her zaman aynı duyguları barındırmaz. Fakat
her hâlükârda o destanlara bir bakış atılarak, milletlerin kültür açıları hakkında
gerekli bilgiler elde edilebilir.6

Şâhnâme’de bahsedilen düğünlerde genellikle şekilsel olarak kızların çeyizi,
damatların hediyeleri, dünürlük, din adamları aracılığıyla tören yapılması, kızın
ve babasının sözlü olarak bunları kabul etmesi gibi mevzuları anlatılır. Bu evliliklerin
bazılarında ilk teklifin, kızın babası veya bizzat kızın kendisi yapması da
4 Ebû’l-Kâsım Firdevsî, Şahnâme, çev. Necati Lugal, Giriş, Nimet Yıldırım, İstanbul, 2009. s. 32. 5 http://www.tbb.gen.tr/turkce/kultur/gelenek.html.Erişim Tarihi:04.02.2014.
6 Zehra Mehzeb, “Ceşnhâ-yi Arûsî der Şahnâme-yi Firdovsî”, Edebiyyât-i Dâstânî, Tahran, 1375 hş.,sa. 40,
s.79.
ASUMAN GÖKHAN / Şarkiyat Mecmuası Sayı 25 (2014-2) 125-147 129
söz konusudur. Böyle bir durumda, teklifin hemen ardından erkek tarafının kızı
resmi olarak istemesi gerçekleşir.
Düğünlerin bazısı, şahlar tarafından ihtişamlı törenler hazırlanmasıyla ve
şehrin süslenmesi, askerlerin giyinip kuşanmasıyla gerçekleşirken, bazılarını da
tamamen kendi iç güzelliğiyle sadece gönül aynasının saf parlaklığında sadelik
ve riyakârlıktan uzak bir şekilde gerçekleşir. Her hâlükârda Şâhnâme düğünleri
beğenilen bölümler arasında yer alır ve onları birbirinden ayırmak o kadar da
basit değildir.7
Bu çalışmamızda Şâhnâme’de yer alan mitolojik, efsanevi ve tarihi destanlar
arasından; kız isteme, çeyiz hazırlama, hediye verme gibi düğün törelerinin en
eski adetlerinden bazılarının nasıl gerçekleştiğini ele almaya çalışacağız. Şâhnâ-
me destanları içerisinde yer alan düğün törenlerinin en özel ve en seçkin olanlarını
sunmaya çalışacağız.
CEMŞİD ŞAH VE SEMNAZ’IN DÜĞÜNÜ
Şâhnâme’nin mitolojik dönem şahlarından olan ve İran’da hüküm süren Pîş-
dâdîler sülalesinin dördüncü ve en büyük hükümdarı olan Cemşîd, rivayetlere
göre yedi yüz yıl İran’da egemenlik sürdükten sonra Sâbiî dini bağlılarından
Dahhâk tarafından yenilgiye uğratılarak tahtı ele geçirilmiştir.8
Ama Dahhâk hem onun tacına hem de tahtına saldırınca; Cemşîd, can korkusundan
Zâbilistan’a kaçar. Yorgun bir halde bir ırmak kıyısında bulunan güzel
bir bahçenin kenarında oturur. Bağdaki hizmetçilerin birisinden susuzluğunu ve
yorgunluğunu gidermesi için bir bardak su ister. O sırada Kureng şahın kızlarından
biri olan Semnaz, bu bahçede bir eğlence meclisi düzenlemektedir. Güzel
yüzlü bir adamın ırmağın gözesinden üç bardak su istediği haberi Semnaz’a ula-
şır. Semnaz büyük bir memnuniyetle onu huzuruna kabul eder. Cemşid’i görünce
onun parlak yüzüne bakar ve işte o anda Cemşid’in resminin üzerinde bulunduğu
o yeşil ipek kumaşını hatırlar:
O anda kız zannetti ki güneştir
Ki güneş yüzlü olan bu, Cemşid’dir 9
7 Mehzeb, s. 79-80.
8 Nimet Yıldırım, Fars Mitolojisi Sözlüğü, İstanbul, 2008, s. 204. 9 Ebû’l- Kâsım Firdevsî, Şahnâme, (Bu düğün örneği, esas aldığımız neşrde yer almamaktadır. Bu ve diğer
birkaç bölüm için Abbas İkbal-i Aştiyanî, Muctebâ-yi Mînovî, Said-i Nefisi’nin ilk baskısı 1314 yılında 10 cilt
olarak yayınlanan Brohim baskısın neşrinden yararlanılmıştır-X, Tahran, 1385 hş., s. 2934.)
130 ŞÂHNÂME DÜĞÜNLERİ I
…….
Akıl gönlümde böyle bir sırrı açtı ki sen temiz soylu Cemşid’sin
……
Senin sevginden uzun zamandır yorgunum; çünkü sana kavuşma arzusuna gö-
nül bağlamışım
Sen şimdi beni kabul edersen, kendi âdetlerin üzere beni eş seçersen, ben seninim
Benim zaten gönlümün arzusu buydu; çünkü seni gördüğüm gün benim gü-
nümdü
Bunları söyledi ve o siyah gözlerden, ayın etrafına yıldızlar saçtı (gözyaşları
döktü).10
Cemşid, Semnaz’da öylesine büyük bir sıcaklık ve güler yüzlülük gördü ki; bu
sıcaklık karşısında ismini açıklama gereği duydu ve Semnaz’a talip oldu. Sonunda
sade ve riyasız bir şekilde Kureng şahın genç ve güzel kızıyla onun tacından,
tahtından ve servetinden habersiz olarak sade ve riyasız bir şekilde evlilik bağıyla
birbirlerine bağlandılar:
Mutluluk içerisinde kadehlar şarapla doldu; mutlulukları Hur’dan Haver’e
kadar ulaştı
……
O ay yüzlü güzel Şah’la evlenince onun baharının bahçesinde yeni güller açtı.11
Böylece efsaneler ve mit padişahı ki zaman, onun İran ve Hint asıllı iki soyun
ortak yaşamla bağlamak zorunda bıraktığı Semnaz ile nikâhlanmasına imkân verdi
ve o ikisi köşkte sade bir düğünle evlendiler.
RUDÂBE VE ZÂL’IN DÜĞÜNÜ
Şâhnâme’nin en heyecanlı düğünlerden bir diğeri; Rudâbe ve Zâl’ın düğünü-
dür. Ünlü pehlivan Sâm’ın oğlu Zâl, Zâbil’den Kâbil’e gider. Kâbil şahı Mihrâb
onlar adına bir tören düzenler. Bu arada Zâl, onun akıllı, güzel ve yetenekli kızı
Rudâbe’ye âşık olur. Rudâbe de Zâl’ın son derece akıllı oluşundan, yiğitliğinden
ve cesaretinden bahseden bir takım sözler duymuştur. Zâl’ın, babasının meclisin-
10 Firdevsî, Ebû’l- Kâsım, Şahnâme, (yay. Abbas İkbal-i Aştiyanî ve diğerleri), IV. 2938. 11 Firdevsî, a.g.e., s. 2940-41.
ASUMAN GÖKHAN / Şarkiyat Mecmuası Sayı 25 (2014-2) 125-147 131
de bulunduğunu haber alınca hemen onu görmeyi arzular. O zamana kadar hiç
kimsenin teklifini kabul etmeyen Rudâbe, Mihrâb’ın Zâl hakkında anlattıklarını
duyunca giderek ona daha da çok bağlanır. Zâl’a karşı duyduğu o coşkulu ve içi
yakan aşkından Şâhnâme’de şöyle bahseder:
Ben, dalgaları göklere yükselmiş, köpüklü bir denize benzeyen Zâl’a aşığım.12
Zâl da Rudâbe’yi görme düşüncesini bir an aklından çıkarmaz ve;
Zâl’ın gönlü tamamen divane oldu, akıl uzaklaştı, aşk bilge oldu.13 der.
İki sevgilinin birbirlerini görmeleri o kadar zordur ki; birbirlerinin yanında olmayı
dâhi hayal bile edemezler. Ama bir dizi ilginç olaydan sonra, Rudâbe, Zâl’ı
sarayına çağırır ve bunun üzerine Zâl gizlice onu görmeye gider. Böylece iki âşık
sarayın surlarında birbirlerini yakından görme imkânı bulurlar:
O sarayın damı üzerine çıkınca peri yüzlü yanına geldi ve saygı gösterdi.14
………
Altınlarla süslenmiş saraya geldiler; o padişahlara yaraşan meclise vardılar
Burası nurla dolu süslenmiş cennetti; huriler önlerinde ayakta hizmet ediyorlardı.15
Rudâbe’nin altından inşa edilmiş sarayında Zâl, sevgilisinin elini tutar ve orada
onunla evlenme akdi yaparlar:
Sana verdiğim sözden asla dönmeyeceğime dair adaletli Tanrı üzerine yemin
ederim
Tanrının huzurunda durur onu över, kendisine tapanlar gibi şükrederim.16
Ama o iki çaresiz âşık, verdikleri bu karar resmiyet kazanıncaya kadar birbirlerine
veda etmeye mecburdurlar.
Bir süre geçtikten sonra ortaya çıkan tatsız olaylar ve muhalefetler sonunda
Rudâbe’nin oldukça akıllı ve ileri görüşlü olan annesi Sînduht’un da katkıları
ile Zâl’ın babası Sâm ve Rudâbe’nin babası Mihrâb, evlatlarının evliliğine razı
olurlar. Sâm, pehlivan oğlunun hemen bir ordu hazırlamasını ve Rudâbe’yi resmi
olarak istemesi için onun Kâbil’e gitmesini emreder.
12 Firdevsî, Ebû’l- Kâsım, Şâhnâme, (yay. Mohl, Julius), I-III, Tahran 1374 hş., s.87. 13 Mohl, a.g.e., s. 86. 14 Mohl, a.g.e., s.93. 15 Mohl, a.g.e., s.93. 16 Mohl, a.g.e., s.93.
132 ŞÂHNÂME DÜĞÜNLERİ I
Mihrâb da Sâm’ın ordusunun şehre girmesi münasebetiyle şehrin baştan aşağı
süslenmesini ve aynı şekilde ordunun da süslenerek onları karşılamaya gitmelerini
emreder. Sâm ve Zâl’ın ordusu şehrin kapılarına yaklaştıklarında; adeta her
köşe başından müzik sesleri yükseliyor gibidir. Rudâbe’nin annesi Sînduht ise
her birinin ellerinde mücevher ve misk dolu kadehler olan nedimelerle birlikte
onları karşılamaya gider:
Tunç boruları çaldırıp davulları fillerin üzerine bağlattı; ordusunu horozgözü
gibi donattı.
Çalgıcılar filler üzerinde ve şarkı söylemekte; yeryüzü kırmızı, yeşil, sarı ve
menekşe renkli, rengârenk perniyan kumaşından baştanbaşa cennete dönüşmüştü
O kadar çok boru, çenk ve çıngırak sesi duyuluyordu ki
Sen dersin ki kıyamet günümü, yoksa kıyamet mi kopuyor ya da bir şenlik mi?17
Böylesine ihtişamlı bir karşılama karşısında hiç şüphesiz Sâm’da hayretler
içerisinde kalır ve gelinini şahlık mührü, şahlık tacı ve tahtıyla mükâfatlandırır.
Ülkede bir baştan bir başa yayılan coşkulu bir düğünle iki âşık birbirlerine kavu-
şur ve resmen eş olurlar.
Mihrab huzura gelmesini buyurarak, töre gereğince sözleşip ant içtiler
Mutlulukla bir tahta oturttular; üzerlerine yakut ve zebercet saçtılar
O ay yüzlünün başında ünlü taçla, o şahın başında mücevherle süslü taçla.18
Bu evlilik neticesinde İran tarihinin büyük kahramanı ve varlığıyla İran kahramanlık
destanlarına en büyük ihtişamı kazandıran Rüstem dünyaya gelmiştir.19
TEHMİNE VE RÜSTEM’İN DÜĞÜNÜ
Rüstem kaybolan atı Rahş’ı aramak için Semengân ülkesine uğrar ve bu ülkenin
hükümdarı görüşmek üzere davet eder. Hükümdarın kızı Tehmine, Rüstem’in
gelişini haber alınca, gece yarısı nedimesiyle birlikte Rüstem’in kaldığı odaya
girer ve onunla evlenmek istediğini söyler. Rüstem bu olay karşısında şaşkına
döner ve hemen onunla konuşmaya başlar. Tehmine’nin riyasız sevgisine ve dü-
rüstlüğüne inanınca; olanları hükümdara iletir. Bunun üzerine bir mûbed çağrılır
ve hemen nikâhları kıyılır. 20 Bu olay Şâhnâme’de şu şekilde dile getirilir:
17 Mohl, a.g.e., s.118. 18 Mohl, a.g.e., s.119. 19 Yıldırım, Fars Mitolojisi Sözlüğü, s. 523. 20 Yıldırım, Fars Mitolojisi Sözlüğü, s. 680.; Mehzeb, a.g.e., s. 80.
ASUMAN GÖKHAN / Şarkiyat Mecmuası Sayı 25 (2014-2) 125-147 133
Padişah bu teklife çok sevindi ve bir servi gibi bütün sıkıntılarını üzerinden
atıp kurtuldu.
Ve zamanın adetlerine uygun olarak kızını pehlivana verdi. Böylece Rüstem’in
arzusuna uyularak hoşnutlukla nikâh yapıldı.
Kızın o pehlivana verildiğini duyan genç ihtiyar herkes buna sevindi.
Bütün ahali sevinçten, canlarını saçtılar ve Rüstem pehlivana:
“O, yeni aya benzeyen güzel sana hayırlı ve kutlu olsun, senin için kötü düşü-
nenlerin kafaları kopsun!” diye dua ettiler. 21
Böylece Tehmine ve Rüstem’in birbirlerine olan oldukça saf sevgi ve muhabbetleri
bir düğün töreni ile neticelenmiş olur. Sohrâb bu evlilikten dünyaya gelir.22
KÂVÛS VE KENİZEK’İN DÜĞÜNÜ
Kâvûs veya Keykâvûs İran ulusal anlatılarının en önemli ve en zengin devresi
kabul edilen Keyaniler döneminin en önemli hükümdarlarından biridir. Hükümdarlığı
yüz elli yıl sürmüştür. 23
Şâhnâme’de bu hikâye şöyle anlatılır: Bir gün kendisine Kenizek yani köle
denilen Turanlı Gersîvez’in akrabalarından ve baba tarafından atası Feridun şah
olduğu söylenen bir genç kız, babasının evinden kaçar. Daha sonra Turan ülkesinin
yakınındaki bir av meydanında İran şahı Kâvûs’un askerleri tarafından esir
alınarak Kâvus’un yanına götürülür. Kâvûs onun yüzünü görüp İran soyundan
olduğunu öğrenince, ona talip olur, mücevherlerle süslü bir taht ve taç hazırlamalarını
ve güzel gelinini oraya oturtmalarını emreder: 24
Kızı kendi haremine gönderdi ve onu tahta oturtmalarını buyurdu
Padişahın adamları bu emri alınca fildişinden bir taht getirtip kızı onun üzerine
oturttular. Başına da altın ve firuzeden yapılmış bir taç koydular.
Tahtı sarı renkli kumaşlar, yakutlar, firuzeler ve lacivertlerle süslediler.
Bunlardan başka gerekli diğer hediyeler de verildi. Bunlardan biri de hiç el
sürülmemiş bir yakuttu. 25
21 Mohl, a.g.e., s. 222. 22 Yıldırım, Fars Mitolojisi Sözlüğü, s. 680. 23 Yıldırım, Fars Mitolojisi Sözlüğü, s. 468. 24 Mehzeb, a.g.e., s. 81. 25 Mohl, a.g.e., s. 263.
134 ŞÂHNÂME DÜĞÜNLERİ I
Bu şekilde bir genç kız sadeliğiyle Şahın haremine girer. Bu evlilikten Şâhnâ-
me’nin en mazlum şahsiyetlerinden biri olan Siyâveş dünyaya gelir. 26
CERÎRE VE SİYÂVEŞ’İN EVLİLİĞİ
Cerîre Turan’ın ünlü pehlivanlarından Pîrân’ın kızıdır. Onun Siyâveş ile izdivacı,
kızın ailesi tarafından yapılan bir teklifle gerçekleşmiştir. Pîrân, Turan’a
sığınan Siyâveş’e, Turan şahı Efrasyab’la aralarında iyi bir ilişkinin olması için,
onun kızıyla veya kendi kızıyla evlenmesini teklif eder. Bu teklif karşısında Siyâ-
veş, Pîrân’ın Cerîre adındaki kızını seçer. Pîrân, Siyâveş’in yaptığı seçimden oldukça
mutlu ve mesut olmuş bir halde, hanımı Gulşehr’in yanına gider ve ona
şöyle der: “ Gurur duy ve Cerîre’yi hazırla! Zira İran şahının oğlu Siyâveş, artık
bizim damadımızdır.” Böylece o günün adet ve geleneklerine uygun bir şekilde
Cerîre’yi süslerler ve ona çokça çeyiz hazırlarlar. 27 Bu olay Şâhnâme’de şu şekilde
anlatılır:
Pîrân Siyâveş’in yanından ayrıldıktan sonra koşup Gulşehr’in yanına gitti ve:
“Haydi, çabuk Cerîre’yi Siyâveş için süsleyip hazırla.
Bugün nasıl mesut olmayız ki, Kubâd’ın torunu damadımız oluyor” dedi.
Bunları işiten Gulşehr hemen kızını getirip başına tacını koydu.
Kumaşlar, altınlar, gümüşler, renkli kokular ve bunlar gibi türlü türlü süslerle
Onu sevinçli bir bahar gibi donatıp padişahın yanına gönderdi.
Karşı karşıya gelince, genç padişah Cerîre’yi, yeni doğmuş bir ay gibi tahtın
üzerine oturttu.
Siyâveş’in hazinesi pek çoktu. İçindeki paraların sayısını ve mücevherlerle
süslü tahtının değerini kimse ölçemezdi.
Siyâveş, Cerîre’yi görünce pek beğendi, güldü, sevindi. 28
Cerîre ve Siyâveş için muazzam bir düğün töreni düzenlendi ve o böylece
ikisinin sevgi ve muhabbet dolu yaşamı başlamış oldu. Bu evlilikten İndû Furûd
isminde bir oğulları oldu.29
26 Mehzeb, a.g.e., s. 81. 27 Mansûr Restgâr-i Fesâyî, Ferheng-i Nâmhâ-yi Şâhnâme, Tahran, 1388 hş, s. 309. 28 Mohl, a.g.e., s. 303. 29 Mehzeb, a.g.e., s. 81.
ASUMAN GÖKHAN / Şarkiyat Mecmuası Sayı 25 (2014-2) 125-147 135
FERNGÎS VE SİYÂVEŞ’İN EVLİLİĞİ
Pîrân, kendisinin yaptığı bir teklif sonucu kızıyla evlenen Siyâveş’e, yine kendi
teklifiyle Efrâsiyâb ile dostane bağın devamı ve kötü zanları ortadan kaldırmak
için bu kez Turan şahının kızı Ferngîs’i istemesi için yetki verir. 30
Pîrân, Efrâsiyâb’ın onayını aldıktan sonra mutlu bir şekilde eşi Gulşehr’in
yanına gider ve “ Gerekli olan ne varsa Ferngîs’i istememiz için hazırla.” der.
Bunun üzerine Gulşehr altın, mücevherat, para ve ipek her ne bulduysa hemen
hazırlamaya koyulur. Hediyeler, misk, zaferan ve güllerle dolu tabakların yüklendiği
bir kervanla yanlarında altın başlıklar takınan hizmetçiler de olduğu halde
Ferngîs’i istemeye giderler:
Hazinede değerli olan şeylerin hepsinden seçip seçip aldılar. Bin türlü Çin
kumaşı, altınlar.
Zebercetten tabaklar, içleri ceylan göbeği ve ham ödağacı dolu firuze bardaklar,
Padişahlara yaraşan incilerle süslenmiş iki taç, iki bilezik, bir gerdanlık, iki
küpe,
Altmış deveye yüklenmiş ve üzerleri kırmızı altınlar ve incilerle süslenmiş halılar,
altın işlemeli üç takım örtü,
Otuz deve yükü altın ve gümüş para, onar tabak ve bardak,
Bir altın taht, dört kürsü, üzerleri zebercetle süslenmiş üç çift nalın çıkardılar.
Ellerinde altın kadehler tutan ve sarayın her yanını dolduran iki yüz cariye,
sanırsın ki bu saray o saray değil…31
Gulşehr değerli hediyeleri Ferngîs’in karşısına koyar ve o dönemin geleneklerinin
emrettiği şekilde onu Siyâveş’e ister. Törelerine oldukça bağlı olan Efrâ-
siyâb, hiç düşünmeden kızını Siyâveş’e eş olarak verir.
Arkasından da Efrâsyâb’la Pîrân kendi dinlerine ve âdetlerine göre kızı, Siyâ-
veş’e nikâhladılar.
…….
Bunun üzerine Gulşehr, Ferngîs’in yanına gelerek, kendisinin bu gece şehzadenin
yanında kalıp, ay gibi yüzüyle onun sarayını nurlandırmasını söyledi.
Bu haber bildirilir bildirilmez Ferngîs’i hazırladılar. Gül yüzünün üzerine dö-
külen misk gibi saçlarını tarayıp süslediler.
30 Mehzeb, a.g.e., s. 81. 31 Mohl, a.g.e., s.306
136 ŞÂHNÂME DÜĞÜNLERİ I
Yeryüzü zevk ve neşeyle, çalgıların sesleriyle baştanbaşa bir bağa döndü. 32
Ve bu evlilikten Keyhusrev dünyaya geldi.33
ARZÛ, ÂZÂDE VE SEHÎ’NİN SELM, TÛR VE ÎREC’LE EVLİLİĞİ
İran şahı Ferîdun, sarayın ileri gelenlerinden Cendel’i oğullarına yakışır kızlar
bulması için görevlendirir. Cendel, uzun süren bir arayıştan sonra Yemen padişahı
Serv’in kızları olduğunu öğrenir. Bu durumu Ferîdûn’a bildirdikten sonra Serv’in
yanına gider ve ona Ferîdûn’un mesajını ilettikten sonra oğullarına Serv’in kızlarını
Cendel aracılığıyla ister. 34 Yemen şahı Serv, her ne kadar böyle bir evliliğe
çok fazla razı olmasa da; Ferîdûn’u düşman olarak karşısına almak istemez. Serv
şehzadeleri yakından görmek istediğini söyleyerek Selm, Tûr ve Îreç’in bizzat
kendilerinin gelmelerini ister. Onlar da Serv’in söylediğini aynen yaparlar. Süslü
ve değerli hediyelerle donanmış bir orduyla, onun kızlarını istemeye giderler. Üç
kardeş Yemen’e vardıklarında Serv, onları oldukça samimi bir şekilde karşılar. O
esnada kızları da süslenerek taliplerinin karşısına çıkmak üzere uzun uzun hazırlanmaktadırlar.
35 Bu hazırlık Şâhnâme’de şöyle anlatılmaktadır:
Gidip yolculuk için hazırlanmaya başladılar ve mûbedlerin de kendilerine katılmalarını
istediler.
Güneş yüzlü, ünlü ve gökteki yıldızlar kadar sayısız yiğitten kurulu bir orduyla
yola çıktılar.
Yemen padişahı Serv konukların yaklaştığını duyunca türlü teçhizatıyla sülün
kanadını andıran bir ordu hazırladı.
Onları karşılamak için ordudan, akrabalardan ve akıllı adamlardan oluşan
bir heyet gönderdi.
Nihayet üç değerli genç gelip Yemen’e girdiler. Kadın erkek bütün halk onları
karşılamaya çıktı.
Yerlere mücevherler ve safranlar döktüler, şarabı miske karıştırıp.
Atların yelelerine sürdüler, ayakların altına da altınlar saçtılar. 36
32 Mohl, a.g.e., s. 306. 33 Yıldırım, Fars Mitolojisi Sözlüğü, s. 314. 34 Restgâr-i Fesâyî, a.g.e., s. 316. 35 Mehzeb, a.g.e., s. 81. 36 Mohl, a.g.e., s. 48.
ASUMAN GÖKHAN / Şarkiyat Mecmuası Sayı 25 (2014-2) 125-147 137
Serv, Ferîdun’un oğullarının akıllı ve iş bilir olup olmadıklarından iyice emin
olmak için onları birkaç kez sınar ve onları beğenince de oldukça mutlu bir şekilde
hazinelerinin kapılarını onlara açar ve zamanın geleneklerin uygun bir şekilde
kızlarını değerli çeyizlerle Ferîdun şahın oğullarına eş olarak verir.
Kızların üçünü de getirtti ve onları üç delikanlıya, o yeni ay gibi güzel üç yiğit
padişaha verdi. 37
……..
Sonra mûbedlerin önünde sözlerine şöyle devam etti: “Şu ay gibi kızlar bu
padişahlara layıktırlar.
Hepiniz bilin ki, gözüm kadar kıymetli olan bu üç kızı âdetlerimize uygun olarak
bu gençlere veriyorum.”38
Sonunda da Selm, Tûr ve Îreç gösterişli bir düğün töreninden sonra gelinleriyle
birlikte İran’a dönerler.
SOHRÂB’IN TURANLI KIZLA DÜĞÜNÜ
Yiğit ve cesur iki pehlivan: Biri Rüstem, diğeri ise Borzû. Rüstem ve Borzû,
birbirlerinin akrabalığından habersiz bir şekilde bir savaşta karşı karşıya gelirler.
Aslında Borzû, Rüstem’in torunudur ve kendi kanından olan Rüstem’i bu durumdan
haberi olmadığı için öldürmeyi amaçlamaktadır. Fakat Borzû’nun annesi
savaşın en kritik anlarında kendisi ve Sohrâb arasında geçen ilişkiyi herkesin
önünde ifşa eder. Böylece sadece oğlunun öldürülmesine engel olmakla kalmayıp,
kendi düğün hikâyesini de Rüstem’e açıklamış olur ve şöyle der: “Sohrâb
beni bir çeşme başında çıplak gördü ve beğendi. Eşliğe seçti.” ve devam eder;
Cihancûy, çadırdan bakınca, elimi, ayağımı ve yüzümü çıplak gördü
Gönlü benim sevgimi istedi; birine buraya getir diye emretti
……
Bir büyücü gibi hayasızca bana baktı; tatlı dille beni yumuşattı
Bir sevgili mertlik adetlerince ve Allah’ın hükmüyle onun yanında olmalıdır
Ama bu hileyle benim ayağımı tuzağa düşürdü, kılıcı kınından çıkardı
Kabadayılıkla gönlünün arzusunu yerine getirdi, zavallı beni sıkıca kucakladı
37 Mohl, a.g.e., s. 49. 38 Mohl, a.g.e., s. 49.
138 ŞÂHNÂME DÜĞÜNLERİ I
O dünya pehlivanı benden ayrılınca, aklımı, gücümü, kuvvetimi ve rahatımı
da aldı götürdü.39
NÂHÎD VE DÂRÂB’IN DÜĞÜNÜ
İran şahı Dârâb ile yaptığı savaşta yenilen Rum kayseri Gîlgûs, savaşı barışa
dönüştürmek için ona kızı Nâhîd’le evlenmesini teklif eder. Bunun üzerine Dârâb
da Nâhîd’i resmi olarak ister. Bu durumdan son derece mutlu olan Kayser, kızı
için özel bir taht hazırlanmasını emreder. Sonra değerli hediyeler taşıyan bir kervanla;
ellerinde mücevherlerle dolu altın kadehler olan cariye ve hizmetçiler, donanımlı
bir orduyla Nâhîd, Pars şehrine doğru hareket eder. Şah da bir ordu hazırlar
ve büyük bir ihtişamla onları karşılar ve ardından büyük bir tören düzenler. 40
Bir altın taht süslediler, taçlarla süslü hizmetçiler istediler
On tane Rum ipeğiyle süslü ve hepsi baştan ayağa kadar mücevherle süslenmiş
Her biri yüzlerce yolu süsleyen üç yüz deve örtüsü
O tahtın içinde Rum güzeli, piskopos ve rahip onun önderi
Atmış süslü köle Nâhîd’in arkasında, her birinin elinde altın kadeh
Her kadeh mücevher ve inciyle dolu, taç ve küpelerle süslü güzeller
Sevgiyle güzel yüzlüyü Dara’ya verdiler, mücevherler de onun hazinesinde
sayıldı
Ondan sonra o savaş meydanında hiçbir şey kalmadı, ordu İran’a döndü
Fars’a o güzelle, mutlu bir şekilde geldi, büyük bir tacı başına koydu. 41
Nâhîd ve Dârâb’ın düğünü iki ülke arasında iyi niyet ilişkisi kurmak ve siyasi
uzlaşmaya temel hazırlamak için yapılan evliliklerden biridir. Tam bir ihtişamla
nihayetlenen evlilik, birkaç ay sonra Nâhîd’in hamile olmasına rağmen, bir hastalık
sebebiyle baba evine geri gönderilir. Bu nedenle Nâhîd oğlu İskender’i baba
evinde dünyaya getirir.42
39 Aştiyanî ve diğerleri, a.g.e., s. 3053. 40 Mehzeb, a.g.e., s. 82. 41 Mohl, a.g.e., s. 901. 42 Restgâr-i Fesâyî, a.g.e., s. 379.
ASUMAN GÖKHAN / Şarkiyat Mecmuası Sayı 25 (2014-2) 125-147 139
RÛŞENEK VE İSKENDER’İN DÜĞÜNÜ
Siyasi bir yönü olan evliliklerden bir diğeri, İran şahı Dârâ ve Dilârâ’nın kızı
Rûşenek’in Makedonyalı İskender ile olan evliliğidir. Eşi, İskender’le yaptığı savaşta
ölen Rûşenek’in annesi, İskender’in dünürlüğüne olumlu cevap verir. Bunun
üzerine İskender de Rûşenek’e şöyle bir mektup yazar:
Benim sarayıma ve haremime gelince benim şahımın sen olduğunu göreceksin.43
…..
Daha sonra Dilârâ çeyiz hazırlığına başlar. Mücevher ve değerli eşyalardan
oluşan yüz deve yükü, üç yüz cariye, Arap atları, Hint kılıçları, altın toplar, ağır
gürzler ve saklamaya değer eşyalardan ne varsa bunları büyük bir kervanla İstahr
şehrinde bulunan İskender’e gönderir ve daha sonra ikisine büyük bir tören yapı-
lır. Bu hikâye Şâhnâme’de şöyle anlatılır:
Dilârâ o kadar çeyiz hazırladı ki yerin yüzü kızardı. 44

Rûşenek İstahr şehrine varınca ileri gelenlerin tamamı onu karşılamaya çıktı.
Dudaklar mutluluklar, gönüller coşkuyla şehri süsleyip donattılar.
O ipek şemsiye üzerine altınlar ve altına da misk kokuları saçtılar. 45
…..
İskender’in annesi gibi onu da altın tahta oturttular, İskender artık kendi canını
ona adadı.
İran, Turan ve Çin’in tamamı şahlıkta onu övdüler.
Dünya baştanbaşa adaletle doldu ve tüm viraneler bayındır oldu.46
İSKENDER VE HİNT KEYD’İN KIZININ DÜĞÜNÜ
Bu evlilik de siyasi çıkarlar üzerine kurulmuş olan bir evliliktir. Hint padişahı
Keyd, İskender’e kızıyla evlenmesini teklif eder. İskender de bir grup kişiyi, kızı
istemeleri için gönderir ve nihayet Hıristiyan dinî geleneklerine göre ikisinin evlilik
töreni büyük bir ihtişamla gerçekleşir:
43 Mohl, a.g.e., s. 921. 44 Mohl, a.g.e., s. 922. 45 Mohl, a.g.e., s 922. 46 Mohl, a.g.e., s. 922.
140 ŞÂHNÂME DÜĞÜNLERİ I
Böylece Keyd’in ay yüzlü kızı simsiyah tacı başında, saçları erguvan gül üzerindeki
zırh gibi saçılmış,
Sanki başı üzerinde yusyuvarlak bir ay olan bir servi gibi İskender’in sarayı-
na geldi.
Hiç kimsenin ona bakmaya cesareti yoktu.
Kaşları keman, gözleri nergis, saçları burulmaksızın kıvrım kıvrımdı.
Gözleri iki cennet nergisi gibiydi ki sanki onlardan ateş yağıyordu.
İskender onu baştan ayağı süsünce derhal şöyle dedi: Doğrusu bu senin için
dünya ışığıdır. 47
….
Sonra Rum ordusunun ileri gelenleri ve mûbetlerin huzuruna gelmesini emretti.
Böylece Hıristiyan adetlerince onu kendine eş yaptı.48
BÂNÛGOŞESP VE GÎV’İN DÜĞÜNÜ
Gîv, Büyük Gûderziyân hanedanının lideri, Keyhusrev sarayının önde gelen
ünlü kahramanlarından biri olan Gûderz’in oğludur. 49 Kahraman Rüstem’in kızı
Bânûgoşesb’in çok fazla dünürcüsü vardır. Ama dünya pehlivanı kızını onların
arasından cesaretiyle tanınan Gîv’e vermeye karar verir. Kızını süvariler ve mızraklı
askerler eşliğinde görülmemiş görkem ile ona gönderir. Şâhnâme’de bu hadise
Gîv’in sözleriyle şu şekilde dile getirilir:
Ve yeryüzünün diğer büyükleri, nice fağfur ve kayser, nice Çin hakanı
Kâvûs şahın yakınları ve ileri gelenleri, altın tolgalı yiğitler ve kahramanlar
Hepsi Rüstem’in kızını istediler, hepsi gönüllerini onun arzusuyla süslediler.
Kızını istemeleri için Tûs’a birilerini gönderdi, O büyük kahraman onun için
o kadar üzüldü ki
O güçlü kahraman onlarla anlaşmaya karşı çıktı; onlardan kendine layık kimseyi
bulamadı
Rüstem etrafında olanlara baktı, hiçbirini beğenmedi.
Rüstem, tacından daha değerli olan seçkin kızını ona verdi.
47 Mohl, a.g.e., s. 929. 48 Mohl, a.g.e., s. 929. 49 Yıldırım, Fars Mitolojisi Sözlüğü, s. 334.
ASUMAN GÖKHAN / Şarkiyat Mecmuası Sayı 25 (2014-2) 125-147 141
Bu ünlü yiğide verdi büyük kızı Bânûgoşespi 50
Bu ilişkiden Şâhnâme’nin ünlü kahramanlarından Bijen dünyaya gelir.51
KETÂYÛN VE GOŞTÂSB’IN DÜĞÜNÜ
Bizans kayseri’nin kızı Ketâyûn, babasının verdiği eğlence meclisinde, babasına
kırgın olduğu için kılık kıyafet değiştirerek İran’dan Bizans’a gelmiş olan,
Keyani hükümdarlarından Lohrâsb’ın oğlu Goştâsb’ı görür ve onu kendisine eş
olarak uygun bulur. Bu duruma şaşıran Goştâsb, bu seçiminden dolayı Ketâyûn’a
şunları söyler:
Neden makam ve saltanattan, altın ve mücevherattan bir nasibi olmayan birini
seçiyorsun? Zira benimle zorluk içerisinde yaşayacaksın,
Makamının ve ihtişamının ebedî kalması için ünlü kişilerden birini seç ki babanın
yanında da bir itibarın olsun. 52
Ama Goştâsb’a gönül veren, olgunluğu, gücü ve büyüklüğü onda gören
Ketâyûn kararından asla geri dönmez ve ona şöyle der:
“Ben babamın gösterişli sarayı, tacı ve tahtı peşinde değilim. Sadece seninle
mutlu ve mesut olacağım.” 53
Sonunda böylesi riyasız bir sevgiyle karşılaşan Goştâsp, ona bağlanır ve onu
babasından ister. Kayser bu ilişkiden hoşnut olmamasına rağmen bunu kabul
eder, fakat Ketâyûn’u hem mal varlığından hem de makamından mahrum bırakır.
Ketâyûn ve Goştâsb, elleri boş bir halde Goştâsb’ın köylü arkadaşının evine giderler.
Onun küçük evinde, bu beraberliğe güzel bir düğün töreni yaparlar.54
ŞİRİN VE HUSREV PERVİZ’İN DÜĞÜNÜ
Şirin, Sasani Padişahı Husrev Perviz’in delikanlılık dönemlerindeki sevgilisidir.
Yılarca ayrı kaldıktan sonra tesadüfen onu bir av alanında görür. Şirin,
Perviz’in eskiden ona karşı duyduğu aşkla ilgili yakıcı sözler söyler ve Husrev’in
gönlüne yeniden aşk ateşi düşürür. Husrev sevgilisini yeniden görmenin mutlulu-
ğuyla, ikisi arasında bağlılık töreni gerçekleştirmeleri için din adamlarını çağırır.
50 Mohl, a.g.e., s. 364. 51 Mehzeb, a.g.e., s. 82. 52 Mohl, a.g.e., s.736. 53 Mohl, a.g.e., s.737. 54 Mehzeb, a.g.e., s. 82-83.
142 ŞÂHNÂME DÜĞÜNLERİ I
Din adamları böyle bir evliliğe her ne kadar muhalif olsalar da; sonunda bu durumu
kabul ederler ve böylece temeli eski ve hararetli bir aşka dayanan Şirin ve
Husrev’in evliliği, gerçekleşmiş olur. 55
MERYEM VE HUSREV PERVİZ’İN DÜĞÜNÜ
Meryem ve Husrev’in evliliği siyasi evlilik türlerinden bir diğeridir. Husrev
Perviz, Bizans kayseriyle barışçıl bir bağ kurmak için onun kızı Meryem’e dü-
nürcü olur. Kayser büyük bir memnuniyetle kızını mürebbiye ve nedimeleriyle
birlikte görkemli bir kervanla Bizans’tan İran’a gönderir. Husrev de donanımlı
bir orduyla onları karşılar ve sarayında konuk eder. Zamanın geleneklerine uygun
bir şölenle ikisi arasındaki evlilik gerçekleşir.56
KUBÂD VE KÖYLÜ KIZIN DÜĞÜNÜ
Zindanda esir olan ve Zermihr yardımıyla özgürlüğüne kavuşan Sasani hü-
kümdarı Kubâd, tacını tahtını bırakıp oradan kaçar. O ikisi yolda bir köylünün
kapısını çalar ve ona misafir olurlar. Kubâd köylünün genç ve güzel kızını görünce
o anda ona âşık olur ve Zemihr’den onu babasından istemesini ister. Köylü de
Kubât’ın görünüşünde ki ihtişamı görünce; onun makamından haberdar olmaksı-
zın; memnuniyetle onun bu teklifini kabul eder.
Bu ay bu şaha kutlu olsun diyerek mutlulukla Kubâd’ın yanına geldi.57
Kubâd da yüzüğünü kıza hediye eder ve böylece o ikisinin nikâhı sade bir
şekilde gerçekleşir. Bu evlilikten Kisrâ-yi Enûşîrvân dünyaya gelir.58
ÇİN HAKANININ KIZI VE ENÛŞÎRVÂN’IN DÜĞÜNÜ
Enûşîrvân, Sasanilerin ilk büyük hükümdarıdır. Babası Kubâd’tan sonra tahta
çıkan Enûşîrvân, tahta bulunduğu dönemlerde imparatorluk en parlak çağlarını
yaşamıştır.59
Tahta geçtikten sonra birçok ülkeyle savaşlar yapıp zaferler kazanan Enûşîrvân’ın
ünü, büyük bir hızla duyulmaya başlar. Bu durumdan tedirgin olan Çin
55 Mohl, a.g.e., s. 1462-63. 56 Mohl, a.g.e., s. 1424. 57 Mohl, a.g.e., s.1175. 58 Mohl, a.g.e., s.1176. 59 Yıldırım, Fars Mitolojisi Sözlüğü, s. 558.
ASUMAN GÖKHAN / Şarkiyat Mecmuası Sayı 25 (2014-2) 125-147 143
hakanı, Enûşîrvân’a kızıyla evlenmesine yönelik bir teklifte bulunur. Enûşîrvân
da bu teklifi kabul eder ve resmi dünürcü olarak hemen birilerini gönderir. Hakan
da kızını hizmetçiler ve değerli mücevherlerden oluşan bir kervanla İran’a gönderir.
Muhteşem bir karşılamadan sonra hakan kızı ve Enûşîrvân arasında nikâh
töreni yapılır.60
ŞÂPÛR VE MALİKE’NİN DÜĞÜNÜ
Sasani hükümdarlarından olan Şâpûr, Şâpûr-i Zu’l-Ektâf olarak da bilinir. Yö-
netime geçtikten sonra Tifsun’u kuşatan Tayir-i Ğosani ile savaşır ve onu mağlup
eder. Kaçmaya mecbur kalan Tayir, onun yakınlarından birçoğunu esir alır ve Yemen’i
kuşatır. Arkasından gelen Şâpûr bir aydan fazla kaleyi kuşatmasına rağmen
orayı bir türlü ele geçiremez. 61 Bu kalede babasının yanında yaşayan Tayir’in
kızı Malike, Şâpûr’un kaleyi ele geçirmek için gelişinden haberdar olunca; kaleyi
kurtarma ümidiyle surların üzerinden orduya bakar. Şâpûr’u görünce gönlünü
ona kaptırır ve ona “Eğer kendisine dünürcü olursa; kalenin kapısını açacağına”
dair bir mektup gönderir. Şâpûr mutlulukla şöyle der:
Allah’ın emriyle onu tahtı ve tacıyla isteyenim….
Malike bir hileyle kalenin kapılarını açar ve kalenin ele geçirilmesiyle savaş
sonlanır ve böylece Malike de sözünü yerini getirmiş olur. Bu şekilde hem Şâpûr,
hem de Mâlike her ikisi de sözlerinde durmuş olurlar. 62
ERDEŞÎR VE CARİYE GULNÂR’IN DÜĞÜNÜ
Eşkanilerden sonra Sasaniler devletini kuran ve o devletin ilk hükümdarı olan
Erdeşîr-i Bâbekân, I. Erdeşîr olarak da bilinir. Onun yönetimde olduğu dönemler,
ülkenin gelişmesi için yapmış olduğu bir takım faaliyetlerden dolayı, İran’ın en
parlak çağlarından biri olarak kabul edilir. 63
Erdeşîr-i Bâbekân, Eşkanilerin son padişahı Erdevân’ın daveti üzerine onun
sarayına gelir. Erdevân’ın cariyesi Gulnâr bir gün onu surların üzerinde görür ve
ona gönlünü kaptırır. Daha sonra gece Erdeşîr’e yüreğini açar ve ona şöyle der:
60 Mohl, a.g.e., s.1240. 61 Restgâr-i Fesâyî, a.g.e., s. 599. 62 Mohl, a.g.e., s. 1035. 63 Yıldırım, Fars Mitolojisi Sözlüğü, s. 291.
144 ŞÂHNÂME DÜĞÜNLERİ I
Eğer istersen yanına gelir, karanlık günlerini aydınlığa çıkarırım.
Erdeşîr’in günlü o gönül çelen güzeli görmekten mutlu oldu. 64
Bunun üzerine Erdeşîr kızın teklifini kabul eder. Sonra nikâhlanırlar ve sabah
olunca da Erdûvân’ın sarayından birlikte kaçarlar.
MEHREK-İ NÛŞZÂD’IN KIZI VE ŞÂPÛR’UN DÜĞÜNÜ
Erdeşîr-i Bâbekân zamanında Cehrem komutanlarından olan Nûşzâd’ın kızı,
Şâpûr’u av alanında görünce; onunla hoş bir şekilde sohbet etmeye başlar. Her ne
kadar babası, şahlık hanedanıyla muhalif ise de Şâpûr onu ister ve ateşperesttik
geleneklerine uygun bir şekilde onunla evlenir.65
SEPÎNÛD VE BEHRÂMŞAH’IN DÜĞÜNÜ
V. Behrâm olarak da bilinen ve on beşinci Sasani hükümdarı olan Behrâm-ı
Gûr, I. Yezdicerd’in oğlu ve halefidir. Zamanını daha çok avlanmakla geçiren
Behrâm içki, eğlence ve kadınlara da düşkündür. Fakat bütün bunlara rağmen
İran halkı tarafından en sevilen hükümdarlardan biridir. 66
Siyasi ve barış amaçlı düğünlerden biri de Sepînûd’un Behrâm’la olan düğü-
nüdür. Hint şahı Şengel, babası tarafından Hindistan’da kendi komutanı kılığına
girmiş bir şekilde görev yapan Behrâm’a, kızı Sepînûd’la evlenmesi için teklifte
bulunur. Behrâm kızı ister ve bir şölenle evlilikleri gerçekleşir. Bir süre sonra
Behrâm’ın gerçek kimliği Şengel tarafından öğrenilince, Şengel ne kadar serveti
varsa hepsini tahtı ve tacıyla birlikte kızı ve damadına teklif eder.
67
BEHRÂM’IN KÖYLÜNÜN KIZLARIYLA OLAN EVLİLİĞİ
Yine Behrâm’ın şıp sevdi gönlü atmaya başlar. Bahçelerinde dans eden bir
köylünün üç kızını babasından ister.
Bu her üç kızını bana vererek başını göklere dik/ kendini şereflendir.
Kızlarının onayını alan köylü baba orada onları evlendirir ve hemen ardından
kızlar Şah’ın haremine gönderilir.68
64 Mohl, a.g.e., s. 978. 65 Mohl, a.g.e., s.1001. 66 Yıldırım, Fars Mitolojisi Sözlüğü, s. 148. 67 Mohl, a.g.e., s. 1143. 68 Mohl, a.g.e., s. 1102.
ASUMAN GÖKHAN / Şarkiyat Mecmuası Sayı 25 (2014-2) 125-147 145
Sonuç
Ana metni, epik birbirini izleyen üç aşamadan oluşan bu muhteşem eser, İran
şahlarının efsaneleri ve hikâyelerini dile getirirken kahramanların yaşadığı aşklarıyla
da dikkat çekmiştir. İster kadın olsun ister erkek, kahramanların birbirlerine
kavuşmak için karşılaştıkları zorluklar, bunun için yaptıkları uzun yolculuklar ve
karşıt taraflar arasında vuku bulan anlaşmazlıklar asla onları yıldırmamış; bilakis
kimi zaman iki tarafın barışına vesile olmuştur.
Sonuç olarak söz konusu kahramanlar, sevgiliye kavuşmak için ve kavuşuncaya
kadar tüm zorlukların üstesinden her zaman gelerek bütün olumsuzlukları
olumlu bir hale dönüştürmüşlerdir.
146 ŞÂHNÂME DÜĞÜNLERİ I
SUMMARY
SHAHNAMEH WEDDINGS I
Asuman GÖKHAN*
Abul-Qasim Firdawsi, who is the author of Shahnameh or Kings Epic, the
national epic of Iran, is considered one of the greatest Persian poets who have
ever lived. Firdawsi, who wrote odes and eulogies at first like the other poets,
after a while started to write Shahnameh by means of getting information about
ancient Persian history benefiting from the works written at that period. Firdawsi
completed his work approximately in thirty years. Shahnameh is considered as
the national epic of Iran and one of the greatest works of Persian literature and
having a unique place among the world classics gives the epic history of Iran with
true information beginning from creation of the first human to the period in which
Arabs dominated Iran.
In this study, marriages and weddings included in this magnificent work,
which is considered as the national epic of Iran and one of the world classics, are
focused. It is dealt with how some of the ancient traditions of wedding customs
among mythical, legendary and historical epics such as asking for the permission
of bride’s parents, preparing dowry, giving gifts are experienced. Political
marriages are included in addition to love marriages. A chronological order is
followed beginning from Cemshid, who is one of the kings of mythical period of
Shahnameh and the fourth and the greatest imperior of Pishdadis dynasty dominated
in Iran, and it ends with the interesting marriage adventures of Behram Gur
who is the fifteenth Sassanian imperior and known as Behram V.
* Assist. Prof. Dr., Atatürk University, Faculty of Letters, Chair of Persian Language and Literature
(agokhan@atauni.edu.tr)
ASUMAN GÖKHAN / Şarkiyat Mecmuası Sayı 25 (2014-2) 125-147 147
KAYNAKÇA
Ebû’l- Kâsım Firdevsî, Şâhnâme, (yay. Mohl, Julius), Tahran, 1374/1995 hş.
Ebû’l-Kâsım Firdevsî, Şâhnâme, (Çev. Lugal, Necati, Giriş, Yıldırım, Nimet),
İstanbul, 2009.
Ebû’l-Kâsım Firdevsî, Şâhnâme-yi Firdovsî, (yay. Abbas İkbal-i Aştiyanî,
Muctenebî Minuyi, Said-i Nefisi) I-X, Tahran, 1385 hş.
Zehra Mehzeb, “Ceşnha-yi Arûsî der Şâhnâme-yi Firdovsî”, Edebiyat-i
Dâstânî, Tahran, sa. 40, 1375hş. Yaz.
Mansûr Restgâr-i Fesâyî, Ferheng-i Nâmhâ-yi Şâhnâme, Tahran, 1388 hş.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, I-XXVIII, Diyanet Vakfı Yayınları,
İstanbul, 1988-2004.
Nimet Yıldırım, Fars Mitolojisi Sözlüğü, İstanbul, 2006.
Nimet Yıldırım, İran Mitolojisi, İstanbul, 2012.

No comments yet

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar