MESNEVÎ HİKÂYELERİNDE ŞEKİL VE İÇERİK

Özet: Mevlânâ Mesnevî’de hikâyecilik anlayışını ortaya koymaktadır. Hikâye onun ifadeleriyle iki yüze sahiptir; biri olay ve kahramanlar, diğeriyse hikâyenin amacı. Bu iki yapı Mevlânâ’nın ifâdesiyle صورت حکايت (sûret-i hikâyet; hikâyenin şekli) veمعنی حکايت (ma’ni-yi hikâyet; hikâyenin manası) şeklinde tanımlanabilir. Mevlânâ’ya göre hikâyenin gerçek veya uydurma olması önemsenmemelidir. Bu nedenle hikâyelerdeki olay örgüsü, kahramanlar, yer ve zaman, dikkat edilecek ve doğruluğu tartışılacak hususlar değildir. Bu nedenle Mesnevî hikâyeleri, Mevlânâ’nın bakış açısıyla değerlendirilmelidir. Farklı tutumlarla Mesnevî hikâyeleri için oluşturulan yargılar, sahiplerinin metni yorumlama üslubuyla ilgili görülmelidir.

Anahtar Kelimeler: Mevlânâ, Mesnevî, hikâye

Form and Content in the Stories of the Mathnawi

Summary: Mawlana in his work, the Mathnawi, shows his way of story writing. According to his descriptions, stories have two faces; one of them is event and heroes, the other is aim of the story. This type of two faced structure are stated in Mawlana’s explanations as form of the story and meaning of the story. According to Mawlana, for story to be real or imaginative should not be considered as important. Because of this, connection of episodes, heroes, place and time in the story aren’t so important to pay attention and dispute its truth. Therefore stories of Mathnawi must be evaluated from Mawlana’s point of view. Done with different intentions, opinions about stories of Mathnawi must be viewed as that, those are the result of style of the text commentators and readers.

Keywords: Mawlana, Rumi, Mathnawi, story, tale








___________________________
* Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi Rumi Enstitüsü tarafından düzenlenen “Rumi Alimlerinin Sempozyumu (Birinci Uluslararası Buluşma, 16-17 Aralık 2004)”nda sunulmuştur.
** Prof. Dr., Kırıkkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi.
Günümüzde Mevlânâ'yı ve özellikle Mesnevî'sini yakından tanıma arzusu gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bunun ana sebeplerinden biri, Mevlânâ'nın, özellikle Mesnevî’sinde birey ve toplumla ilgili etkileyici değerlendirmeler yapmasıdır. Mesnevî'deki hikâyeler bu açıdan her zaman dikkat çekmiştir. Bu nedenle Mesnevî hikâyelerini Mesnevî'deki önemli konulardan ayrı olarak ele almak, hatta “Mesnevî Hikâyeleri” oluşturmak özellikle son asırda yaygınlaşmıştır. Diğer taraftan bunun aksine Mesnevî'deki önemli gördükleri konuları hikâyesiz bir şekilde aktarmayı tercih edenler de olmuştur. Ancak Mevlânâ tarafından Mesnevî'de düşüncelerle hikâyeler arasında kurulmuş olan bağlantı ve yorumlar, bir yöne ağırlık veren bu yararlı çabalarda genelde yer bulamamaktadır.
Bilindiği gibi hikâyeler, Mesnevî'de önemli bir yer tutmaktadır. Mesnevî’de birkaç beyitten birkaç yüz beyte kadar uzunluğu bulunan çok sayıda kıssa ve hikâye mevcuttur. Bunlardan bazıları, birçok önemli konuyu ve başka hikâyeleri de kuşatacak şekilde onlarca sayfada anlatılmıştır. Mevlânâ, Mesnevî’sinde ayrıca telmih ve işaret yoluyla aynı veya farklı çok sayıda hikâye ve kıssaya defalarca atıfta bulunmuştur. Mesnevî hikâyeleri üzerinde önemli ve ciddî araştırmalar yapan B. Furûzânfer, bu eserde toplam olarak 275 hikâyenin bulunduğunu belirtmektedir.i
Çevresindekilere yol gösteren ve tavsiyelerde bulunan Mevlânâ'nın, hikâyelerle örülmüş bir üslubu tercih etmesinin gerekçeleri olmalıdır. Mesnevî bu dikkatle incelendiğinde Mevlânâ'nın, bu hususu aydınlatacak bilgiler verdiği görülmektedir. Hikâyelere başlarken, hikâyelerin içerisinde veya bunlara son verirken hikâyecilik anlayışını ortaya koymaktadır. Bazen de söz konusu hikâyenin amacını, yani bu hikâyeden alınması gereken dersi Mesnevî’nin bütününde ve Mevlânâ’nın bakış tarzında arayıp bulmak gerekmektedir. Onun bu konuyla ilgili ifadelerini sınıflandırıp incelemek galiba günümüz hikâyeciliği için de anlam taşıyacaktır.
Mevlânâ hikâyelere büyük değer vermektedir. Kendisini hikâyelerle bütünleştirmekte, âdete hikâyenin içerisinde yer almaktadır. Hikâyeyi kendisiyle, gerçekte toplumla buluştururken, hikâyenin kahramanları sanki hemen yanı başındadır. Buharalı bir âşığın hikâyesini anlatırken, arada yer verdiği önemli konular uzayınca hikâyeye dönüş için gerekçe oluşturup şöyle demektedir:
Burada ibret almak için bir hikâye var; ancak Buharalı beklemekten âciz kaldıii
Bu ifadesiyle ara verdiği hikâyedeki aşığın, o anlatım sırasında bekleyip üzüldüğünü söylemektedir. Şu beyitte de olay kahramanının duygularını o anda yaşıyormuş gibi anlatmaktadır:
Hikâyeyi kısa kes, çünkü hâkim o güzelin konuşmasına ve güzelliğine avlandı.iii
Mevlânâ hikâyeleri gönülden anlatmakta ve onlarla adeta bütünleşmektedir. Örnek olarak bir yerde hikâyenin kahramanı Ayaz’a şu ifadelerle seslenmektedir:
ای ایاز ازعشق تو گشتم چو موی ماندم از قصّه تو قصّۀ من بگوی
بس فسانۀ عشق تو خواندم به جان تو مرا کافسانه گشتستم بخوان
Ey Ayaz! Senin aşkınla kıl gibi oldum. Hikâyeden geri kaldım. Sen, benim hikâyemi söyle.
Canla senin aşkının efsanesini çok okudum; sen, efsane olmuş olan beni oku.iv
Bir hikâyeye ara verip sonra geri döndüğünde kullandığı şu ifade bu bütünleşmenin farklı bir ifadesidir:
Tekrar hikâyeye geldik. Biz o hikâyeden zaten ne zaman çıktık?v
Mevlânâ hikayeleri yaşanan hayatın kendisi olarak görür: Onun düşünce dünyasında hikâyeler anlatan ve dinleyenle benzerlik, hatta aynîlik taşımaktadır:
بشنوید ای دوستان این داستان خود حقیقت نقد حال ماست آن
Ey dostlar! Dinleyiniz. Bu hikâye bizzat bizim gerçek durumumuzu or­taya koymaktadır.vi
Başka bir yerde bir hikâyeyi şöyle niteler:
این حکایت را که نقد وقت ماست گر تمامش می کنی اینجا رواست
Bizim şimdiki hâlimiz olan hikâyeyi burada tamamlarsan münasiptir.vii
Şu cümleleri hikâyelere verdiği önemi göstermektedir:
حاش لله این حکایت نیست این هین نقد حال ماست و تست این خوش ببین
Allah’a sığınırım, bu hikâye değildir. Dikkat et! Bu bizim ve senin hâlinin kendisidir. Güzelce bak.viii
Ardından hikâye örgüsünde yer alan kişi ve nesnelerle kendi hüviyetini buluşturur:
Hem Arap biziz, hem testi biziz, hem de padişah biziz; hepsi biziz.ix
Mevlânâ bu özelliklerle nitelediği hikâyelerin şifa verici ve çare gösterici olduğunu söylemektedir. Hikâye ve derman sözcükleri onun anlatımında bir araya gelebilmektedir:
بازگو تا قصّه درمانها شود بازگو تا مرهم جانها شود
Anlat, hikâye dermanlar olsun. Anlat, canlara merhem olsun.x
Şu ifadeleri de aynı özelliktedir:
Hikâyesi üzüntünü gidersin diye sana Halîme’nin sırrının hikâyesini anla­tacağım.xi
Ey nadir hikâyeler arayan sen! Âşıkların hikâyelerini oku.
Bu uzun zamanda çok kaynadın. Ey kurutulmuş et! Yine de ol­gunlaşmadın.xii
Mevlânâ hikâyelerle bütünleşip onların içerisinde yer alırken, dinleyicilerin de dikkatli ve duyarlı olmasını beklemektedir. Dinleyicinin, bu hikâyelerden yararlanabilmesi için dikkat ve özen sahibi olması gerektiğini sıkça dile getirmektedir:
Bu sözün sonu yoktur. Dikkat et, aklını tavşan hikâyesine ver.
Eşek kulağını sat, başka kulak satın al. Çünkü bu sözü eşek kulağı anlamaz.xiii
Sana bir hikâye söyleyeceğim; tamahın, kulağı kapadığını bilmen için akıllıca dinle.
Kimin tamahı varsa, dili peltek olur. Tamahla göz ve gönül nasıl aydın olur?xiv
Eğer hikâye bir sonuç, yani yarar sağlamıyorsa bunun bir nedeni olmalıdır. Şu beyitlerde bu durumu sorgulamaktadır:
Sen Sebâlıların hikâyesini okumadın veya okudun ama sesten başka bir şey görmedin.xv
Darvanlıların hikâyesini okudun, öyleyse niçin hile aramada kaldın?xvi
Hikâyenin anlamını tersine çevirdin, inkâr ettin; cezaya hazır ol.xvii
Mevlânâ, bütün bu hikâyelerin belirli konularda tatmin edici bilgi ve tecrübeler taşıdığını söylemekte ve kıssadan hisse alınmasını tavsiye etmektedir:
ازکلیله باز جو آن قصّه را واندر آن قصّه طلب کن حصّه را
Kelile’den şu hikâyeyi araştır ve bu kıssadan hisse al.xviii
Şu ifadelerinin her birinde söz konusu hikâyedeki ana temaya doğrudan işaret etmektedir:
Ey oğul! Nefsin suretini görmek istersen, yedi kapılı cehennemin hikâyesini oku.xix
Nahivci hikâyesini bu araya ekledik, böylece size yok olma yolunu öğrettik.xx
Gizli ilimden bir örnek istiyorsan, Rumlular ve Çinlilerden hikâye oku.xxi
Ey inci tanıyan! Apaçık olanı, kıyastan/tahminden ayırt etmek için bir hikâye dinle.xxii
Taklit afetini tanımak için tehdit amacıyla şu hikâyeyi dinle.xxiii
Akıllıların düşmanlığı bu türdendir; onların zehri, cana sevinçtir.
Aptalın dostluğu, dert ve sapıklıktır; örnek olarak şu hikâyeyi dinle.xxiv
Şu kapalı sırdan bir koku almak için tarih anlatandan bir hikâye dinle.xxv
Ey can! Allah’ın hükmüne razı olmak için şu hikâye sana ibret­tir.xxvi
Bu hikâyeyi şunun için söyledim: Hata ortaya çıkınca, laf dokuma.xxvii
Ey temiz dost! Mustafa’nın bu hadisini açıklamak için bir hikâye dinle.xxviii
Ey oğul! Hünerde kötü duruma düşmemek için burada bir hikâye dinle.xxix
Şu iki örnek de Mesnevî’deki ara başlıklardandır:
Açıklama: “Cevap vermemek, cevaptır”, “Ahmağa cevap, susmaktır” sözünü açıklar; bu ikisinin şerhi, anlatılacak hikâyededir xxx
Eziyete sabretmenin, sevgilinin ayrılığına sabretmekten daha kolay bir iş olduğunu anlatan bir hikâyexxxi
Konuyu burada başlığımızı daha çok hatırlatacak bir noktaya taşıyalım. Hikâye onun ifadeleriyle iki yüze sahiptir; biri olay ve kahramanlar, diğeriyse hikâyenin amacı. Bu iki yapı Mevlânâ’nın ifâdesiyle معنی حکایت (ma’ni-yi hikâyet; hikâyenin manası) ve صورت حکایت (sûret-i hikâyet; hikâyenin şekli) şeklinde tanımlanabilir. Hikâyede özü kavramaya engel olabilecek unsurlar vardır. Olay örgüsüne ve kahramanlara yoğunlaşmadır bu. Suretin, yani şeklin ve dış görüntünün etkisinde kalmaktır. Mevlânâ bir hikâyeyi belirli bir amaç için anlatırken, anlaşıldığına göre dinleyicilerin hikâyedeki olaya ve şahıslara takılıp kaldığını görünce “Dinleyicinin, hikâyenin dış yüzünü dinlemeye yönelmesi nedeniyle hikâyenin ma­nasının anlatılmasının engellenmesi” başlığı altındaki şu açıklamaya gerek duymuştur:
Şimdi dinle; ne engel oldu? Galiba dinleyicinin gönlü başka yere gitti.
Gönlü konuk sûfîye doğru gitti; boynuna kadar bu sevdaya battı.
Durumu açıklamak için bu söyleyişten o hikâyeye dönmek gerekli oldu.
Ey aziz! Sûfîyi o suret sanma. Çocuklar gibi ne zamana kadar ceviz ve kuru üzüm?
Ey oğul! Bizim cismimiz ceviz ve kuru üzümdür. Sen adamsan bu iki şeyden vazgeç.
Sen geçmezsen, Hakk’ın ikramı seni dokuz kat gökten geçirir.
Şimdi hikâyenin suretini dinle, ama dikkat et! Taneyi samandan ayır.xxxii
Suret de önemlidir. Çünkü kılavuzluk yapar ve öze götürür. Hikâyeler de manaya, gerçek bilişe aracı oldukça önemlidir:
Bunu bırak, hikâyenin suretini al; inci tanesini bırak, sen buğday tane­sini al.
İnciye yol yoksa dikkat et, buğday al; ona doğru yolun yoksa bu ta­rafa sür.
Zahir/dış görüntü eğri uçsa da zahirini al; sonuçta zahir, içe doğru götürür.
Her insanın ilk durumu bizzat surettir, daha sonra can; o da huy güzelliğidir.
Her meyvenin öncesi suretten başka nedir? Ondan sonra lezzet; o da onun manasıdır.xxxiii
Dolayısıyla anlatılan hikâyeler doğruluklara ışık salmak içindir, kılavuzluk içindir. Hikâyenin gerçek veya uydurma olması önemsenmemelidir. Bu nedenle olay örgüsü, kahramanları, yer ve zaman dikkat edilecek ve doğruluğu tartışılacak hususlar değildir.
این حکایت نیست پیش مرد کار وصف حال است و حضور یار غار
Bu, iş adamının önünde hikâye değildir, hâli anlatmaktır; mağara ar­kadaşının hazır bulunmasıdır.xxxiv
در کلیله خوانده باشی لیک آن قشر قصّه باشد و این مغز جان
Kelile’de okumuşsundur; ancak okuduğun hikâyenin kabuğudur; buysa, canın özü.xxxv
هزل تعلیم است آن را جد شنو تو مشو بر ظاهر هزلش گرو
Hezl/şaka, -bir şey- öğretmektir; onu ciddiyetle dinle; sen şakanın zahirine rehin olma.xxxvi
Mesnevî’deki şu ara başlık çok açıklayıcıdır:
Açıklama: Anlatılan, hikâyenin suretidir. Anlatılan, bu suret avcılarına ve on­ların tasvir aynasına layık olan bir surettir. Bu hikâyenin hakikatinde bulunan kut­sallıktan dolayı söz, bu indirgeme­den utanır ve utançtan başını, sakalını ve kalemini kaybeder. Akıllıya, işaret yeter.xxxvii
Ancak kavramaya engel olabilen olay örgüsü ve kahramanlar, aynı zamanda özü elde etme aracıdır. Aracıdan yararlanmak, ona takılıp kalmamak gerekir. Bu anlatış bir üslup ve yöntemdir. Rumuzlu anlatışın yararları vardır. Mevlânâ bu konuda örneğini açıklamaktadır:
Hak, övülenleri uygun olmayan kişiden gizlemek için bu hikâyeleri ve örneği -usul- koymuştur.xxxviii
Bir hikâyede ikna etmek için kendi kendisine, canına şöyle demektedir:
Ona dedim: “Sevgilinin sırrının gizli olması, daha hoştur. Sen bizzat hikâyenin içindekine kulak ver.
Dilberlerin sırlarının, başkalarının hikâyesinde anlatılması daha hoştur. xxxix
Anlatmada ve anlamada zorluklar vardır, bunları aşmak için samimiyet ve çaba gerekmektedir. Mevlânâ bu müşkül durumu ikna edici ifadelerle ortaya koymaktadır:
گر بکوید زان بلغزی پای تو ور نگوید هیچ ازآن ای وای تو
ور بگوید در مثال صورتی بر همان صورت بچفسی ای فتی
Söylerse, ondan dolayı ayağın kayar; ondan hiçbir şey söylemezse, eyvah sana!
Ey yiğit! Örnek olarak bir şekil söylense, hemen o şekle yapıyorsun.xl
Yapılması gereken açıktır, Mevlânâ’nın ifadesiyle:
چند بازی عشق با نقش سبو بگذر ازنقش سبو رو آب جو
Ne zamana kadar testinin suretiyle aşk oynayacak­sın? Testinin suretini geç, su ara.xli
Mevlânâ’nın bir hikâyeye başlarken yer verdiği şu beyit, hikâyelerdeki kahramanların ve olayların gerçek olup olmayışı veya tarihi bilgilerle uyuşup uyuşmadığının önemsenmemesi gerektiğini açıklamaktadır:
یک فسانه راست آمد یا دروغ تا دهد مرراستیها را فروغ
Doğruluklara ışık vermesi için doğru veya yalan bir hikâye hatıra geldi.xlii
Çünkü hikâyelerin mana ve öz olarak yaşanan gerçeklerle ilişkileri vardır. Mevlânâ’ya göre yaşananları tanımlamak ve yorumlamak için, yukarıda işaret edildiği gibi hikâyelerden yararlanmak gerekir. Bu amaç ihmal edilerek hikâyedeki kahramanların ve olayların gerçeklik açısından tartışma konusu yapılmasının yararı yoktur. Hatta bu yaklaşım ve bu tür tartışmalar, çoğu zaman gerçek sorunların dikkatlerden kaçmasına sebep olmaktadır.
Mevlânâ, anlatılan hikâyeye “Bu hikâyeyi çiz, çünkü yalan ve yanlıştır”xliii diyenin anlayışını ve tavrını şöyle resimleştirmektedir:
Ey âciz! -Meryem- onu ne içten ve ne dıştan görmediyse de, hikâyeden mana al.
Efsaneler dinleyip, Şîn harfi gibi nakşına yapışmış olan kişiye benzer olma.
O diyordu: “O dilsiz Kelile, anlatması olmayan Dimne’nin sözünü nasıl du­yar?
-Ayrıca- birbirinin dilini bildilerse beşer, konuşma olmadan onu nasıl anladı?
O Dimne, aslan ve öküz arasında nasıl elçi oldu ve her ikisine efsun okudu?
Akıllı öküz, nasıl aslanın veziri oldu? Fil, ayın aksinden nasıl korktu?
Bu Kelile ve Dimne, bütünüyle iftiradır; yoksa karga leylekle nasıl boy ölçüşür.xliv
Mevlânâ, bu bakışın ve yanlış değerlendirmenin sahiplerine doğru yöntemi şu şekilde göstermektedir:
ای برادر قصّه چون پیمانه ایست معنی اندر وی مثال دانه ایست
دانۀ معنی بگیرد مرد عقل ننگرد پیمانه را گر گشت نقل
ماجرای بلبل و گل گوش دار گرچه گفتنی نیست آنجا آشکار
Ey kardeş! Hikâye bir ölçü kabı gibidir, içindeki mana da tahıl ta­nesi gibi.
Akıllı kişi mana tanesini alır, götürülse de ölçü kabına bakmaz.
İçerisinde açık bir konuşma yoksa da bülbül ile gülün mace­rasına kulak ver.xlv
Mevlânâ’ya göre hikâyeden yararlanıp günlük hayata özellik kazandırmak bu bakışla mümkündür. Hikaye anlatmak veya dinlemekten amaç, suretin kılavuzluk ettiği manaya ulaşmak olmalıdır. Aksi taktirde hikâyelerin içerdiği gerçeklik günümüzden ve şahsımızdan uzaklarda kalacak ve olgunlaşma yolunda insanları aydınlatmayacaktır. Mevlânâ bir örneğinde dikkatleri bu noktaya çekmekte ve dinleyicileri somut gerçeklerle baş başa bırakmaktadır:
Bu hikâyeler öncelerde olmuştur diye Musa’yı anış gönüllere bağ olmaktadır.
Musa’yı anış, gizlemek içindir; ama Musa’nın nuru senin için hazırdır. Ey iyi adam!
Musa ve Firavun senin varlığındadır; bu iki düşmanı kendinde ara­malısın.xlvi
Mevlânâ bu son örnekte görüldüğü gibi bireyleri yaşanan anla ve olaylarla gerçekçi bir şekilde ilgilenmeye davet etmektedir. Ona göre bireysel ve sosyal sorunlar, bu gerçekçi tutumla çözümlenebilir.
Sonuç olarak Mesnevî hikâyeleri Mevlânâ’nın burada ortaya konan bakış açısıyla değerlendirilmelidir. Farklı tutumlarla Mesnevî hikâyeleri için oluşturulan yargılar, sahiplerinin metni yorumlama üslubuyla ilgili görülmelidir.

Konular